part of my world.

twitter’da yazdığım gibi her şey uzun zamandır (2 gündür felan) iyi gidiyordu ve bugün galatasaray maçı ile yine o sevmediğim ruh haline ulaştı. tabi bunda en çok instagram’dan aldığım ilginç mesajlardan birinin yine etkisi var. (şu instagram’ı kullanmamak için ne kadar direnmiştim halbuki) bu hayattaki ilk arkadaşım dediğim kişi yazmış, beni merak etmiş. eski kullanıcı…

peaceful.

sonunda rahata erdim, saatlerce hiçbir şeyi düşünmeden uyuyorum. uzaklaşmış ve ulaşılmaz hissediyorum. sadece kendime giden kapı açıldı yine. şu an sadece ben ve oyuncaklarım var… dün eşim söz verdiği halde işten gelince bana aldığı kızağı göstermek için beni uyandırdı. kar ilk yağmaya başladığında kendime plastik bir kızak almıştım, o bile beni çok mutlu edebilmişti kayarken. eşimin…

housewarming.

oh bu da geride kaldı. sadece “hadi bu akşamlık birkaç tane iç bakalım” hakkımı sonuna kadar kullandığım için korkunç derecede sinüzit ağrısı ile uyandım bugün. halsiz de hissediyorum, allah benim belamı versin. kötü geliyor işte içme şunu ya. herkesi sarhoş edip yolladık. herkes mutlu oldu. çok mutlu bir akşamdı. ahh bir saniye. ya ben senegal’e…

feb 14th.

14 şubat sevgililer günü. az önce telefonda çok sinirliyim sakın eve gelme birkaç saat diye sevdiğimi azarladım. bugünü mahvetmemek adına birkaç saat istedim ama yine de mahvettim sanki. keşke hiç izlemeseydim maçı. amerika’da yaşamanın en kötü yanı maçlar gündüz oynandığından kesinlikle maçtan sonra kocaman bir yaşanacak gününüzün olması. keşke şu an yatsam uyusam bende sizler…

feb 13th.

yine eve hapsolduk. dünden beri en az yarım metre kar yağdı, hala da devam ediyor. bugünden itibaren gün içinde uyunmayan günleri saymaya başlıyorum yine. zaten meşgulüm, evi temizleyip her şeyi düzenleyeceğim. haftasonunu evde housewarming partisi veriyoruz, dün kar bastırmadan gidip tüm alışverişi yaptık. bir sürü alkolik içecek aldık ama bana 1 bardak bile yasak, olur…

astral seyahat hakkında notlar. (1)

tüm yazı, kişisel deneyimlerim üzerinden yürüyecek. en son söylemek istediğimi en baştan yazayım. öncelikle kesinlikle dediklerim doğrudur, kanundur, %100 budur, tartışılmaz, başkalarının düşündükleri yanlıştır demiyorum. amacım başka metinlerle karşılaştırıp kendi doğrularınızı bulmanız zaten. ben bu şekilde yorumladım. aslında kendinizden başka hiçkimsenin metinlerinde kendinizi bulmanızı tavsiye etmiyorum, ben geldiğim tüm yolu kendim inşa ettim. başkasının düşüncelerinden…

lunesta.

son 3 gündür gece gündüz uyuyorum. hasta olduğum için kimse karışmıyor da. tadını çıkarıyorum, tüm uyuyamadıklarımı uyuyorum resmen. huzurum da geri döndü, bu da gecelerime ve gittiğim diyarlara yansıdı. gene de içimde bir miktar suçluluk duygusu var sanırım lunesta (imovane) kullandığım için. yeni yılda bırakacağıma söz vermiştim ama kötü bir ocak ayı geçirdim, fazlasıyla duygusal,…

short.

michigan’ın şu an hemen hemen her yerinde soğuk ve karlı hava koşulları yüzünden güç kesilmeleri yaşanıyor. hatta birkaç güne tüm göller donduğundan suya erişmemiz de zorlaşacak. biz güç kaynağımız patlar patlamaz gecenin 4’ünde aradığımız için ilk bizimki tamir edildi ve evimize geri döndük. gerçekten mükemmel oldu çünkü ısınırız diye gittiğimiz evde de güç gitmişti. soğuktan…

frozen.

dün gece en son yazdığım yazıdan sonra sabahı bekleyip gün ışıkları odama vurunca uykuya dalmaya karar verdim. ama gözlerim ara ara kapanıyordu. ben korkudan uyumak istemiyorken öyle bir anda olabilecek en saçma şey oldu ve mahallemizdeki güç kaynağı büyük bir gürültü ve ışık topu şeklinde patladı. birisi evime gökten füze attı sandım. aklım yerinden çıktı….

devastated.

soğuk algınlığı ile mücadelede 2. gün. ateşim öyle yüksek ki iki dakika uykuya dalsam bile korkunçlu rüya görüyorum. kendimi ayık tutmak için şu an her dolu deniyorum. yazayım yine. bu sabah eşim beni uyandırmasa rüyamda korkudan ölebilirdim sanırım. eşim ağlama sesimi duyunca odama gelmiş, uyurken ağlıyordun dedi. çok kötü şeyler görüyordum. hasta olmama rağmen uyumaktan…

not today.

sabaha kadar kabus gördüm, gerçek hayattaki tüm huzursuzluğum rüyalarıma yansıdı. öyle zor bir gece geçirdim ki anlatamam. sabah kalktığımda da halsizlik ve sinüzit ağrıları ile yatakta yuvarlandım 1-2 saat. sonra kendimi zorladım. yeniden başlamak istiyordum, öğlen kilisede olmam gerekiyordu o saate kadar uyumak yerine direndim oturdum lego oynadım. kiliseye gidince, rebecca çok kötü görünüyorsun sen…

3rd feb.

son sözlerim üzücü şeyler kalmasın diye kötü geçirdiğim günlerin ertesinde mutlaka gelip bir şeyler karalıyorum… daha iyi bugün, daha sakin, biraz üzgün ama daha umutlu. hala kendime inanamıyorum ona gidip seni rüyamda ağlarken görüyorum umarım iyisin dediğim için, hepten delirdiğimi düşündü kesin. ben de böyle bir şey yapmazdım, hiçbir zaman rüyalarımdan çıkarımlar yapıp hayata şekil…

sat.

evet maça 1 saat kaldı, kalbim küldür küldür, zaman geçsin diye yapabilecek en güzel şeylerden en mantıklısı yazmak… 2 gündür kafamı yastığa koymamla uyumam bir oluyor, kilisede öyle yoruluyorum ki anlatamam. evsizleri zor kış koşullarından etkilenmemeleri için sokaktan toplayıp kilisede geçici barınma imkanı sağlıyoruz. bir yandan da rebecca ona söylediğim yalanı burnumdan getiriyor resmen, iki…

baby it is cold outside.

ay gene olmadı. dün forvet transferinden sonra öyle bir mutluluk çöktü ki, aldım çikolatalarımı kolamı oyun odasına indim, battaniye de aldım üzerime serin oluyor oyun odamız. konsolu açtım geriye yaslandım. sonrası yok. 3-4 saat sonra eşim işten geldiğinde beni öyle bulmuş, uyandıramamış, alıp odama taşırken uyandım (buna da ayrı bayılıyorum öyle güce tapan kadınlardan değilim…

full speed.

3. gün… kendime tam yol ileri komutu verdim, doktora söz verdiğim gibi gün içerisinden 1 saniye bile kafamı yastığa koymuyorum, ayrıca 3 gündür dışarıda yememize rağmen tek bir bira bile içmedim. bu şekilde devam ettiğim sürece her zaman en düşük dozda şu an aldığım tedaviye devam edebileceğim. böylelikle kalçadan da sakinleştirici yemeye bir daha ihtiyacım…

short.

bugün kalkıp yürümem daha çok hayatın içinde olma sözüyle dün zerk edildi son iğne. tabi ilaçları da bir daha kafama göre bırakmama sözü ile. öyle olunca bugün beni en çok mutlu eden sahile gittik. grand haven’de buzların arasında dolaştım bir süre. her şey buz tutmuş 1 saat dolaşmama rağmen eve geldiğimde soğuktan cildimin yandığını farkettim….

didn’t work.

birkaç gündür bisküvili pasta yapmayı deniyorum, bir türlü olmuyor. 3. denememde de olmayınca bıraktım kendimi artık yağmurlar gibi. ben normalde yılda 1 kez ağlarım ama onda da anıra anıra ağlarım. konunun zaten pasta ile ilgisi yok. ağlamam gerekiyordu. çok güzel bir düşünceydi tüm ilaçları bırakmak istemek ama olmuyor, 5 gün dayanamadım bunu görmemek için kör…

kingdom of heaven.

herkesin bir hayali vardır, benim hayalim yazar olmaktı. ama olamadım, daha doğrusu yazar olmak o kadar basite düştü ki, yazar olmaya artık kendimi içinde görmek istemeyecek kadar uzağım. hem kitabını hem filmini sevdiğim çok az yapıt vardır ve bunlardan en çok the great gatsby’i severim. oradaki en sevdiğim karakter de nick carrawey’dir. onun hayali de…

mourn.

karanlığı üstümüzden alan geceyi onaran rabbe şükürler olsun… dün babaannemi kaybettim. astral alemimde yanına gideceğim insanlara bir yenisini daha ekledim böylelikle. babaanneyi kaybetmek çocukluğunu kaybetmek gibi. dedem öldüğünde 8 yaşındaydım, babaannem bana sarılarak ağlamıştı, çok soğuk karlı bir gündü. dedem öldükten sonra moral olsun diye cuma günleri okuldan sonra hep babaannemlere kalmaya gider onunla zaman…

not today.

bu sabah kalktığımda şunu diyordum kendime, bugün geçerse en az 20 yıl daha yaşarım.  gerçekten çok zordu bugün kendi kendimi sakinleştirebilmek. en son cuma günü artık sakinleştirici yardımı almayacağımı yazmıştım, dün aslında çok iyi geçti ilk gün olarak. kar yağdı, galatasaray yendi, buz hokeyi maçına gittik, orada da yendik ama dün ne kadar iyiyse bugün…

closed.

bu hayattaki en hüzünlü günlerim kuşkusuz tam bir ilaç tedavisi bitti her şey yoluna girdi derken ortaya çıkan başka bir ilaç tedavisidir. hem beni hem sevdiklerimi, çok üzer. iki tedavinin arasında genelde 15-20 günlük bir zaman olur bu aradaki süreç sizin için zor geçiyor olsa da hem kendinize hem başkalarına karşı hiçbir ilacın tesiri altında…

thorsday.

oley, uykucu reçete ile 3 ay daha… bu sabah uyandığımda rebecca ile buluşmak istemiyordum, kimseyle buluşmak konuşmak istemiyordum ama böyle hissetmem de iyi değildi. rebecca’yı çok hasta hissediyorum, üşütmüşüm gelemeyeceğim öğlene kadar uyuyup öğlen counselling randevumda olmayı deneyeceğim ama muhtemelen gitmem dedim. bunu sadece iki isimli olanlar bilir, birisi size alıştırdığı isimle değil hiç kullanmadığı…

jan 14th.

libya hakkında yazacağıma söz vermiştim… 2017 yazı, istanbul. sergi olayından sonra olanları kendime yediremeyip bir kez daha karşısına çıkmaya karar verdim. ikinci bir şansım olsun istemiştim, tüm cesaretimi topladıktan sonra instagram’da farklı bir kullanıcı ismi bulup onunla iletişime geçtim. ikinci sergisinin nerede ne zaman olacağını 2 dakika içinde öğrenmeme rağmen kalbime yine o korku düştü,…

jan 13th.

son yazımdan sonra daha da çok uyudum, temel ihtiyaçlarım dışında odamdan dışarı bile çıkmadım. yatakta geçirdiğim bu süre geçmişe yaptığım astral yolculukların sayısını arttırdı ve bunun sonucunda ilk uyandığım an kendime gelmem yaklaşık 5 dakika almaya başlayınca dedim artık uyumamalıyım. mesela uykumda 2008 yılındaysam uyandığımda tam 10 yıl içinde olanları teker teker hatırlamam gerekiyor. bunu…

whatever.

dünü hayal meyal hatırlıyorum, ilk uyandığımda bir bardak portakal suyu ile karşımda belirmiş bir rebecca vardı. onu bana zorla içirip tekrar uyumama izin verdi. akşam biraz konuştuk. din görevlisinden çok yakın arkadaş gibiydi. onunla konuşmak bana iyi geldi. bugün uyandığımda ise eşim de seyahatten dönmüştü ve yatağın üzerinde harika hissediyordum, tüm bedenim yumuşamış gibiydi, yatakta…

anx.

bu öğlen eşimi ve ailesini havalimanına bıraktım, eşimin seattle’da yapması gereken işler vardı ve eve yerleşmemizi beklemişti, ailesi de 6 aydır bizimle uğraşmaktan yorgun düşmüş çareyi kosta rika’da uzun bir tatil yapmakta bulmuştu. eve dönerken bu yalnızlığın bana iyi geleceğini düşünsem de evden içeri girdiğimde birden anksiyete krizim başladı, noel’den sonraki depresyon, withdrawal, taşınma, beklenmedik…

a.

son eşyaları da taşıdık ama ben hala bilgisayarımla birlikte eşimin ailesinin evindeyim. eşyalarımın içinde bulduğum bir seramik kaşık tüm ruhumu çekti aldı bu sabah bedenimden. elime aldığımda duvara yaslanıp yere çöktüm birden. bu kaşığı amerika’ya getirdiğimi tamamen unutmuşum. bir süredir dikkatimi farklı şeyler dağıtıyordu, ben de farklı şeylere dikkatimi vermek istemiştim ya da bilemiyorum bir…

mavi kuş.

yeni yıla başlamamızla türkiye’de yaşadığım bilinç kaybından sonra kullanmaya başladığım uykucu reçetem sona erdi, zaten yalvar yakar refill alabilmiştim aralık sonuna kadar. dün gece uyudum mu uyumadım mı tam emin olamıyorum bu yüzden, bir iki hafta çok zor geçecek, biraz huzursuzluk var şu an. biraz da panik. gelecek ay connection club partisinin housewarming ayağına bizim…

excelsior!

hayatımız zor anlarımızda aklımıza ve kalbimize girenlerin değil, en mutlu olduğumuz anlarda bile ilgimizi çekebilen kişilerin bütünüdür. kaybettiklerimi tekrar kazanmanın yanında 2018 tam olarak bunu hatırlattı bana. bu yılın hayatımda emeği büyük, bana kattıkları, beni içinden çekip aldıkları büyük… birkaç ufak tefek hastane macerası dışında çok mutlu bir yıldı. cuma günü plastik green card’ım ulaştı….

letdown.

harika bir noel geçirdik. yeni ev eşyalarımız hediye şeklinde gelince sadece paketleri açmamız bile 3 saat sürdü, sonrasında deli gibi çikolata yiyip video oyunu oynadık. çok güzel mesajlar aldım, çok güzel mesajlar gönderdim. tüm gün boyunca kafamın içinde sevinç çanları çalıp durdu. ama bugün! bir yılın en kötü günü hangisi diye sorsalar, hiç düşünmeden noel’in…

dreaming of home.

noel’i sadece çocuk ruhuma hitap eden dekorasyonları yüzünden sevmiyorum, çok mutlu hissediyorum, çok iyi hissediyorum, huzur doluyor ruhumun her köşesine. yıllar önce küçük bir sahil şehrinde yaşarken bile bu böyleydi benim için. zaten her şey başladığı gibi devam etti hayatımda sanki. sporcu biriydim, ilkokulda bile sık sık şehir dışı müsabakalarına giderdim takımımla, o zamanlardan belliydi…

şikago.

ufak ve dolu dolu bir noel tatil olmasını hayal edip birkaç günlüğüne yaşadığımız şehirden birkaç saat uzakta olan şikago’ya geldik. önceki tatillerimizin istediğimiz gibi geçmemesinden de olabilir, bu sefer ekstra bir şey yaşamamıza rağmen aşırı mutluyduk. bunda eşimin de yaramaz çocuk modunun büyük bir payı var. öyleki ikinci günün sonunda kendimi otobüste insanların içinde sesli…

its oh so quite.

en son yazımdan beri yataktan çıkamadım. yarın noel tatilime battaniyeler eşliğinde çıkmayayım diye saat başı tylenol yutuyor sinüslerimi düzenli olarak okyanus suyu ile temizliyorum. eşimden türk olsa bekleyeceğim tepki “ne çektik puercorde be ne çektik” olurdu, kısa zaman içerisinde 3. tatilimiz ve ben gene hastayım. gerçi ötekiler hastane ile sonlandı bu onlara göre çok basit…

connections club.

eşimin kilisesinin bir arkadaşlık grubu var. aynı yaştan insanlar ayda bir toplanıp içip sohbet ediyoruz. ortalamanın biraz üstünde sıkıcı sayılır. her grubun olduğu gibi bu grubunda bir tane yaramazı var. bir önceki yazımda bahsettiğim rebecca bu toplantılara da liderlik ettiği için öyle yasa dışı bir şey olmuyor ama graham bir şişe votkayı blender’da bira ile…

lux.

bazen şu anımı geçmiş zamanda tanımlıyorum, şu an da o günlerden biri… büyüdükçe daha küçük hissediyordum. her geçen gün daha da küçük. ve bugünlerde hiç sevemeyecek kadar küçük hissetmeye başladım. her zaman hayatımda beni heyecanlandıran insanlar olmuştu ve ben çoğu zaman sevmek yerine sadece onların beni sevmelerine izin vermiştim. bazen çok az sevmiştim ama bu…

true believer.

bugün noelin ilk günü. kırmızı süsler karla bütünleşince ne kadar güzel oluyormuş meğer… bu sabah şehrimizdeki santa parade’i az kalsın kaçıracaktık. saati kurmazsak 7 gibi uyanıyoruz normalde ama eğer 10’da bir yere gitmemiz gerekirken saati 9’a kurarsak kesinlikle uyanamıyoruz. aslında daha önce uyanmıştım ama ruhum bir şey yapmak ile yapmamak arasında bir yerde sıkışmıştı sanki, bu…

nightmare before christmas.

hayatta en çok neyden korkuyorsanız onunla bir an önce yüzleşin. en son yazdığım mutluluk dolu içerikten sonra az çok tahmin ediyordum başıma yine kötü bir şey geleceğini ama bu kadarını tahmin etmem oldukça zordu. olayın geçtiği pazartesi günü evimde huzurlu bir gün geçiriyordum, kendimi oyuna vermiştim, dışarıda kar yağıyordu ve her şey çok güzeldi. o…

thanksgiving.

yarın şükran günü ile başlıyor yılın en sevdiğim zamanı. 2013 yılının sonundaki noel zamanı gibi hissediyorum. o günlerde new york’daydım. macy parade’i görebilmek için aylar öncesinden gün saymaya başlamıştım, sonra görünce de keşke televizyondan izleseymişim demiştim. çünkü çok soğuktu ve balonlar resmi çekilemeyecek kadar büyüklerdi. yarın sabah 9’da kalkıp televizyondan izleyeceğim. sonra evde şükran günü…

white christmas.

kimsenin umrumda değil şükran günü, herkes bir anda noel moduna geçti yaşadığım şehirde. her yer oyuncaklarla ışıklarla süslensin çılgınlar gibi mutlu olalım istiyorum, çok kar yağsın istiyorum, herkes gülsün istiyorum. bugün kendime sıkı bir spor programı yaptım garmin connect ile. sabahları hafif tempo yürüyüş akşamları yüzme ile 1-2 ay içerisinde çakı gibi olmayı planlıyorum. türkiye’de…

sixth.

düşelim bakalım eline… gülüyorum ama emin de değilim bir şey hakkında. ruhen yeni bir hayata başlamak sanırım bu hayatta da bazı şeyler için neden olmasın dedirtiyor. yeni bir ülkede, yeni bir hayatım var, neden olmasın ki. olsun hatta. bugün 6. gün devrildi. ama müthiş yorgunum, saati sabah erkene kurmasam kendimi akşama kadar uyuyabilecek kadar bitkin…

3rd.

3 günü başarılı ile geride bıraktım. günün büyük bir kısmında uyumuyor olmam olanları daha çok düşünmeme ve anlandırmaya sevkediyor sanki. yazdığım notları okurken buluyorum bugün kendimi. kardeşimin düğününde bilincimi kaybettikten sonra hep sözlerimde “ben sanki artık başka biriyim, olanların önemi yok gitmek istiyorum, her şeyden vazgeçen bencillik” gibi sözlerin nedenini sanırım bir yere bağlayabildim sonunda….

november 4th.

başlamak yolun yarısıdır derler. aslında bir önceki yazdığım yazının milat olmasını isterdim ama o gün galatasaray maçına üzülünce yine erkenden yattım. dün tüm gün boyunca aktif olduğum, gece yarısı dışında uyumadığım ilk gündü, bugün de ikinci gün. onuncu, yirminci, otuzuncu günü görmek istiyorum… noel yavaş yavaş yerini alıyor yaşadığım şehirde, insanların yılın bu zamanına kavuşmalarına…

nov 2nd.

aslında dünü milat sayıp artık uykulardan kalkmak istedim ama grip aşısı olunca dün de uykulara gitti. genel olarak iyiyim, çok güçlü hissetmiyorum son hastane maceramdan sonra ama psikolojik olarak o kadar da kötü değilim çünkü türkiye’de yaşadığım bilinç kaybı çok daha üzücü ve rezil ediciydi. o halim bugünlere teselli oldu. çok mutlu bir cadılar bayramı…

time traveler.

evi satın alma sürecimiz bizi çok yormuştu. eşim birkaç off gün alıp bunu haftasonu ile birleştirince vermont’taki göl evimize gitmeye karar verdik. ama gittiğim gece uyuyamadım, ertesi sabah da vermont’un sonbahar renklerinde resim çekeriz bari güzel çıkayım diye kuaföre gittim ama tüm vücudum yorgunluktan dökülüyordu bir de çok hassas hissediyordum. benim dokunma duyum yok, ne…

here is the good news.

akşamın 5’inde uyumamak için direniyorum şu an ama her an kafamı yastığa koyabilirim. bir süredir soğuk algınlığım vardı bir de pazar günü buz gibi havada durunca daha da kötüleştim. sanırım sinüzitlerim iltihaplandı. normalde böyle bir durumda çok mutsuz olurum, huzursuz olurum, huzursuz ederim ama bugün tuhaf bir şekilde neşeliyim. iyi haberlerim var kendime. aynaya baktığımda…

number 1918. 

kaç yaş alsam da hiç anlayamadığım, gözümden yaş getirebilecek bir hüzne sahip tek mevsim sonbahar. eminim ki kardeşimin düğününde bilincimi kaybetmeseydim bile şu an başka bir neden bulup gene bu hüzünün içinde bu satırları yazacaktım. evden artık daha çok çıksam da hala bir parçam üzüntülü. hala bir parçamı bir yerde düşürmüşüm gibi. sarı kırmızı yaprakların…

autumn.

bugün aslında yatağımdan çıkıp yaşamaya yeniden başladığım ilk gün. 1 aydır zor günler yaşasam da sonunda kendi huzurumu bulmakla son bulduğu için çok mutluyum. bir şey daha var bu son bilinç kaybından sonra ben sanki duygusal anlamda çok gerilere gittim. zaten çocuk kalpliydim ama bu son olaydan sonra 9 yaşımdaymışım gibi gelmeye başladı. bunu da…

gr.

bugün kendimle ilgili biraz daha umutluyum. uzun zamandır ilk defa bugün kendimi seviyorum. daha önce yazdığım gibi, her zaman ki sonbahar işte, biraz dişimi sıkarsam noeli müjdeliyor bana. eşimle evlere bakmaya çıkıyoruz 1-2 gündür. sevmediğimiz hiçbir şeyi satın almayalım olur mu sözü ile düştük yollara. yarın olmasa da ertesi gün bir yaz boyunca gitmeye vakit…

ginnung.

24 eylül’den beri zamanımın çoğunu şu an da içinde bulunduğum battaniyenin altında geçiriyorum. bu battaniyenin özelliği çok ağır olması. hareketi kısıtlaması bu yüzden uykuya geçiş süresinin çok kısa olması ve altında güvende hissettirmesi. dün doktorumla konuşunca bunun anksiyete için çok sık başvurulan bir yöntem olduğunu öğrendim. sonra uykucu bir reçete ile ayrıldım doktordan, bir süre…

city.

dün kendime yaptığım yapay anne karnından çıktım. yazın son güneşini yakalamak için şehrin sokaklarına attık kendimizi, anlamsızca dolaştık, spor bir bara oturup bira içtik, eve gelip köpeğimizle oynadık. mutlu olmaya çok uzak olsa da huzurlu bir akşamdı. babaannem 2 kalp krizi geçirdiği halde yoğun bakımda hala savaşıyordu. bu sanki torununa verdiği son mesajdı. asla vazgeçmeyeyim istiyordu….

sept 2nd.

tuhaf da olsa babaannemin haberi ile kendime acımaktan ve olanlar yüzünden üzüntü duymaktan vazgeçtim. bir acı diğerini sökmüştü. üzgün ve kırgındım. dün aylar önceden işe başlama tarihim olan 1 ekim’di ve ben deneme süresinde gayet iyi çalışma göstersem de işe başlamayamamıştım. hatta bu tuhaf bir şekilde umrumda bile değildi. tüm gün yatağın içindeydim. işe gitmeye…

last.

olayın yaşandığı 8 eylül tarihinden sonra kimsenin karşısına o halde çıkmak istemediğim için hemen ailemin yaşadığı şehre dönmedim. biraz oyalandım güney şehirlerinde. kötü görünüyordum, bembeyaz görünüyordum, hasta gibi duruyordum. yine de dönmek zorundaydım çünkü yaşlı babaannem son günlerinde beni sayıklıyordu. vedaların en acıtan yanı asla son olduğunu bilmememizdir, gerçi bilseniz daha acı olurlar ya. ben…

september.

sevdikleriniz huzur içinde ölmenize yardım eder, sizi yaşatacak olan ise nefret ettiğiniz kimselerdir. aslında hayatım boyunca kendimi hiçbir zaman büyük bir nefretin içinde bulmadım ama benimde bu evrende sevmediğim insanlar vardı. onları ne kadar sevmeye çalışsam da bir yolunu bulup bende nefret yaratmışlardı. hayattaki tüm başarılarımı da onlara borçluydum. beni azim ve istek sahibi yapmışlardı….

asleep.

arada kola içip üzümlü ekmek yemek için uyanıyorum, hiç ilaç almadan sürekli olarak uyku halindeyim, olmadığım zamanlarda battaniyenin altında ısınıyorum. kendime yapay bir anne karnı oluşturmuş gibiyim. mutlu değilim ama huzur içindeyim, çünkü bu hayatta en sevdiğim şeyi yapıyorum. uyuyorum. evrendeki tüm düşüncelerden arınmış gibiyim veya herhangi bir düşünce benim olduğum yere ulaşamıyor, ben sanki…

exploration.

ilk testin sonuçları moral verici. demans veya kanser bulgusu yok. evimize dönüp seyahatten kalan son kıyafetleri ve olay anında ve sonrasındaki birkaç günün resim ve videolarını da sildik. en çok unutmaktan korkuyorduk ve unutmaktan başka çaremiz de yoktu. birgün hala hayatta olursam bugünleri böyle anacağım… eşime göre 2018 yılında aşırı seyahat etmiştim ve bu beni…

red leaves.

en son yazımdan sonra şikago uçağına atlayıp amerika’ya geri geldim. amerika’dan ayrılmadan önce plastik yeşil kartım elime ulaşmamıştı. ülkeye döndüğümde de plastik kartınız nerede dediler, dedim bende size soracaktım. ödemeyi 2018 mart ayında yaptım, nerede benim kartım niye yollamadınız şu an burada görmek istiyorsanız diye çıkışınca ufak da olsa bir gerginlik yaşadık ülkeye girişte. ama…

keddi.

tüm gün boyunca aklımdan benjamin button’un kitabından bir söz geçti. her şeyi hala hatırlayabiliyorken yazmak istiyorum. aslında başka bir kullanıcı adı ile daha çok yazıyordum ama enterasan bir iş gelince başıma hevesim kırıldı gerçekten, yani ünlü biri değilim ama ifşa olmazsam daha mutlu bir hayat yaşayabilirim. yaşayabilmek derken yani her şey yolunda giderken mutlaka başımıza…

countdown.

eylül sanki en çok onu özlemişiz gibi bir türlü gelmek bilmiyor. 4 aydır türkiye’ye gitmedim, bu yurtdışında geçirdiğim en uzun zaman. daha önce de yurtdışında uzun kaldım hatta amerika’da da kaldım ama arada gidip geliyordum. çok heyecanlıyım, bir yandan da endişeli. 20 gün her şeye yeter hesaplarımızın üstüne oturup düşününce aslında hiçbir şeye yetmeyeceğini gördük….

sat.

hayatın rüyalardan bağımsız olduğunu anlatır bana kediler. rüyamda kediyi gördüğüm an gerçek değildir anlarım. aynı zamanda uyandığımda da kedinin bana kattığı anlamı aşmış olmak onun dışında bir dünyada hala var olabildiğim için mutlu eder beni. ama gene de bir zamanlar kedinin hayatında olduğunu bilmek güzeldir. kedi eski bir dost, ilk arkadaştır. bu hayatta bana ilk…

lift up your hearts.

bugün 4 aydır hiçbir psikolojik yardım almadan mutlu olduğumu bir iki olay dışında hiç bunalmadığımı yada kötü hissetmediğimi farkettim. türkiye’deki en iyi hayatımız amerika’nın en sıradanıyla bile yarışamıyor. daha ilk günümüzden itibaren yaşam kalitemiz gözle görülür bir şekilde arttı. sadece konum olarak değil ben de tuhaf bir şekilde içimde bir ayrılma yaşıyorum zihnimdeki ve kalbimdeki…

follow you follow me.

çok basit bir düşünceydi. sadece kendine dışarıdan bakabilmeyi amaçlayan. zamanın 3. yıla vurması mı yoksa ruhen iyileşmem mi neden buna bilemiyorum, son yazdıklarımdan 2 gün sonra kesin kararımı verdim. eşim ile tatilden dönerken son 100 mile’i benim kullanmamı istedi ama ben 300 mile’in nasıl geçtiğini anlayamamıştım bile düşünmekten. nerdesin dedi, dedim burdayım. değilim. burdayım. burdayım….

idea.

içindeyken farkına varamıyoruz yaşadığımız hiçbir anın. sonra anlaşılıyor sanki her şey, zamanla daha anlamlı hale geliyor ya da en mutsuz olduğunuzu düşündüğünüz an bile eğer üzerinden yeter kadar zaman geçerse tuhaf bir büyü bırakabiliyor. böyle olunca dışarıdan bakmak istediğim bir şeyin daha olduğunu farkettim. biraz dışarı çıkarsam belkide her şeyi görebilirim diye düşündüm. hiçbir şekilde…

lake house.

bu sabah sahip olduğumuz şeylere şükrediyorduk montpelier’e giderken. eşim hep göl evinde sevdiği kadınla birlikte olmayı hayal etmişti, mutluydu. ben ne hayal etmiştim diye sordum kendime. sonra anladım ki ben hiçbir şey hayal etmemiştim ve ben hayal etmedikçe güzel şeyler beni bulmuştu. hayatta böyle mutlu olmuştum. ilk aklıma gelen başarılarımı düşündüm. hiçbirini büyük bir hırsla…

way to vermont.

birkaç gün öncesine kadar bu ayı boşa harcadım, tek dikili ağacım yok diye kendime söyleniyordum. ama yarın göl evimize, perşembe günkü softball maçımızda homerun yaptıktan sonra bugün de ehliyet sınavını geçmenin huzuru ile gidiyorum. bu sabah resimlere şöyle bir baktım da göçmenler ve çocuklar için süper aktiviteler yapmışız aslında. yani olmuş aslında bu ay, sadece…

you shall not pass.

her şey seattle’a ilk vardığımızla yerdeki “you shall not pass” paspasını görmemizle başladı. en çok güldüğümüz tatilimiz kesinlikle bu oldu. ben zaten ne zaman bir yere gitmek istemesem kesin orada çok mutlu olurum. sadece şu an aşırı yorgunum. kısa süre içinde dağa koşarak tırmanıp 350 km bisiklet sürdüm. özellikle dağa koşarak tırmanmak en büyük hayallerimden…

mailbox peak.

sırf bir posta kutusu fotoğrafı çekmek için 4400 feet tırmandığımıza inanamıyorum. dünden beri hareketsiz yatıyorum çünkü en ufak hareketimde bacak kaslarım acıyor. bir sevgi ölçüsü olarak dağ olayını anlayamıyorum, neden sevdiğimizi ispat etmek için bir dağı delmek, dağa çıkmak veya dağdan atlamak zorundayız. bu dağ ile derdimiz nedir. bugün aslında bu yazdıklarımdan çok daha güzel…

michigan.

1,5 ay oldu amerika’ya taşınalı. başlarda “hayır olmaz ben burada yapamam korkusu” yaşasam da birkaç gündür sanki hep burada yaşamışım gibi gelmeye başladı. turist olarak gelince bambaşka bir ülke iken yaşamaya başladığınızda kendinizi çok farklı bir yaşantı içinde bulduğunuz bir yer amerika. kısa sürede alıştım her şeye. belki de hayatımın çoğunu farklı şehirlerde ve ülkelerde…

hep 5 yaşında.

13 haziran 1984 günü öğle saatlerinde dünyaya gelmesi beklenen bir bebekken herkes gibi annemin karnından ayrılmayı başaramamıştım. 24 saat sonra kalbimin artık atmadığı, doktorların beni annemin karnından alacağı o tüm ümitlerin kaybolduğu an sanki birden bire kaderim yazıldı. inadına bu dünyaya gelecektim. ne olursa olsun savaşacaktım, benden tüm ümitlerin kesildiği an bile ben dönecektim. ben…