totems of the grizzlemaw.

katolik kilisesinde eğitildiğim öğretilerin birinde emek harcanmadan verilen sevgi, gideceği yere asla ulaşamaz diyordu. sevgi denilen “seni seviyorum” kelimesinden çok daha fazlası olmalıydı, hakkını veremezseniz bu cümleyi kurmanızın hiçbir anlamı yoktu. dün yorucu birgün geçirmiştim, becca’nın bu sabah kiliseye gelmesini beklediği en son kişiydim bu yüzden. zaten hasta, ertesi gün iş de var. kendini şu…

june 1.

lazarus’un gittikten sonra bile sesinin kulağımda çınladığı gecelere bayılıyorum… bu sabah geçen hafta hayal kırıklığına uğrattığım arkadaşımı mutlu etmek için elimden gelenin fazlasını yapmam gerekiyordu. normalinde akşamları bize bazen uğrarlardı, bazen de daha kalabalık da olurduk ama yiyecekleri hep dışarıdan alırdık. bugün ilk defa türk usulü bir şeyler yapmaya karar verdim. ama bunun için evinde…

31.

bugün boş attığım yazılarımda birinde 05/31/31’i görünce dedim bu akşam da bir şeyler karalamadan geçmeyeyim. şu an uykuya dalamayıp okuyan kim varsa herkese sevgiler. uykuya geçmek için masalınız geliyor… daha önceki yazılarımda dini görüşüme değinmiştim ama bugün kadir geceniz kutlu olsun diyince biraz sitemli mesajlar aldım, kadir gecesi kutlanmıyor diye. valla ben ne bulursam kutlarım….

thirty-first.

uyursam kabustan aklımı kaybedeceğimi bildiğim için yatamıyorum. sanırım 30 yıllık arabanın kliması dağıttı beni. içinde nasıl organizmalar varsa şu an ateşler içinde yanıyorum. aslında biraz benim hatam bu araba işi, ne istediğime karar veremedim. türkiye’den ayrılırken sattığımız kırmızı beetle’ımı geri istemiştim. “üstü de açık olsun istersen yazın birkaç gün kullanırsın” dediğinde eşim, o arabanın yeniden…

skymiles.

bu hayata ne gönderirseniz hayat da size onu geri fırlatıyor. hem iyi hem kötü anlamda. bugün hasta halimle kendimi zorlayıp anlayamadığım hukuk metini bir şekilde çözümledim ve bu işin içinden zarar gören mülteciyi nasıl çıkarabileceğimi buldum. faturayı gönderdiğim hastaneyi aradığımda da böyle bir şeyin mümkün olduğunu söylediler. öyle mutlu oldum ki. becca’yı arayıp evde çalıştığımı,…

başka bir şey.

yazılarımda bridget jones hissiyatı verebiliyorsam ne mutlu bana. en sevdiğim film serisinden biridir, çok az film izlerim ama izlediklerimi defalarca kere izlerim. kendimle çok özleştirdiğim bir karakterdir. bridget jones’u da en az 30 kere izlemişimdir. dün kötü bir gündü ama bugün güzel geçti. eşim sabah gelip özür diledi, ben de diledim. dün akşam küs yatmıştık,…

define dancing.

ne zaman güne, thor’un gökten şimşekleri toplayıp yere vurması gibi başlayacağım desem o gün çekici kaldıramıyorum. herhalde dünkü anma günü şenlikleri de biraz neden oldu buna. böyle eğlenceli günlerin ardından büyük bir yıkım oluyor sonraki gün. hiçbir şey yapasım gelmedi. motivasyonum sıfırdı. bugün insanlığa tek katkım geri dönüşüm yığınımı çocuklara vermek oldu. burada yaz aylarında…

astral seyahat – geçmişe zaman yolculuğu – kitap teorisi.

düşündüm de bu işlere madem bu kadar kafa yoruyorum, benim de kendi adıma bir teorim olsun, onu bilimsel yöntemlerle analiz edip araştırayım. buraya yazmak istememin nedeni ise, gelecek sorularla daha çok üzerine düşünüp daha da farklı şeyler bulmak. o yüzden ilk yazım daha çok giriş yazısı olacak, sonraki yazılar daha çok sizden gelen sorularla şekillenecek…

i love you laz.

hayal ettiğim gibi uzun uykulara dalabildim sonunda. 2 gün. rüyasız, insansız, sadece mutlak uyku. başka hiçbir şey yok. ve tek bir düşünce bile yoktu uyandığımda kafamda. huzurlu ve mutluyum. sanırım iki gündür sürekli devam eden gök gürültülü sağanak yağış da biraz yardım etti buna. beyaz sesleri çok seviyorum. ama içlerinden en çok gökgürültüsü ve yağmur…

memorial day.

kesinlikle geri kalan hayatımda tek bir yalan daha söylemeyeceğim… inanması zor ama becca bu ceza ile hakkımdan geldi. 3 gündür gündüz ofiste akşam mutfakta çalışarak öyle yoruluyorum ki olduğum yerde düşüp bayılasım, kendimi olduğum yere bırakasım geliyor. oh en azından yarın son. sonra memorial day tatili giriyor. salıya kadar iş yok. pazar günü kiliseye bile…

may 20.

tüm gün kafama thor’un çekicini yemiş gibiydim. cuma günleri nörodol yardımı almak hiç gerçekçi değil. belki 2 haftada, 3 haftada ya da ayda bir ama kesinlikle her cuma değil. galatasarayın şampiyonluğuna bile sevinemedim. tüm günde duvar gibiydim. insanlara hiç gülmedim, kimseyi düşünmedim, kalbimin sesini hiç duymadım. ama tüm sorumluluklarımı yerine getirdim, hatta yarın sabah da…

may 19.

şampiyon olduk ama ben karşılaşmanın ikinci yarısını izleyemedim. ilk yarısında ağlamaya başlayıp kötüleşince eşim nörodol verdi. kaldıramadım yani bu heyecanı yine. neyse en azından herhangi bir kriz geçirmedim. uyudum 4-5 saat. sadece herhangi bir şey hissedemiyorum şu an, ne sevinç ne heyecan. tüm hislerim kaybolmuş durumda. iyi de oldu sanırım dün gece gene zaman yolculuğu…

the end of a journey.

yarın annemler gidiyor. onları şikago’ya götürüp biraz gezdirdikten sonra yolculayacağım. geldikleri için ne kadar mutlu olduysam gittikleri için o kadar üzüleceğim sanki. kesin ağlayacağız da. ayrılırken hep ağlıyoruz zaten… ama burada başka iyi haberlerim var. birkaç gün önce yine eeg çektirmiştim, annemler geldiğinde onlarla doktora gidip konuşabileyim diye. epilepsi geri gidiyor. bir öncekinden de daha…

back to april 2017.

bir yazı gelse de okuyup uyusam diyen herkese mutlu geceler ve merhaba! aslında son geriye gidişimden sonra uzun bir süre bu şeylere uzak kalmak istiyordum ama bu aralar çok mutluyum ve mutluluk ve huzur da ekstra yardım ediyor bu olaya sanırım… 2017 nisan ayı’nın ilk günleri. o güne ait elimde net veriler olmadığı için gün…

totally fine.

haftaya kötü başladım ama sakinleştim ikinci gün itibarı ile. her şey dün sabah işe gitmek için kurutma makinasından gömleğimi almaya çalışırken başladı. nasıl oraya girdi bilmiyorum ama bir çikolata kurutma makinesine girip erimiş tüm beyaz kıyafetlerimizi mahvetmişti. o kadar kötüydü ki eşim komik aksanı ile “allah belanı versin çocuk kalpli” diye bağırdı. ya bu ev…

declare war.

baharın ve ailemin gelmesiyle aynada mutlu birine bakıyorum bugünlerde. yüzümü güldürdüler. çok yoruluyorum aslında, işe gidiyorum işten geliyorum onlarla zaman geçiriyorum, 5 dakika telefona bile bakamıyorum ama çok mutluyum. işe özellikle gidiyorum istesem izin alırım ama annem beni iyi görsün istiyorum, tüm gücümle zorluyorum. güçlü görünmeye çalışıyorum. ama dün sabah iş yerine geldiğimde masamda uyuyordum…

back to 10.14.2014

darmadağın oldum… birkaç gün önce lazarus ile uyurken annemi hatırlamıştım, bu yüzden annem gelir gelmez ilk işim onunla uyumak oldu. huzurlu ve güvende hissetmeye ihtiyacım vardı. geçen hafta gerçekten çok zorladım. ama huzurlu hissetmiş olacağım ki, aylardır gitmeye çalıştığım 2014 yılında buldum kendimi. zamanda ilk defa istediğim bir yere gittim. yani tam olarak o güne…

spring is officially here.

öyle kötü bir hafta geçirmiş olmalıyım ki, ardından bugün sanki dünyanın en huzurlu günü gibi geldi bana. halbuki sıradan bir bahar günüydü, akşam doğum günü partisi verip ertesi gün de annemleri almaya şikago’ya gideceğimizden eşimle erkenden kalkıp evi temizledik, sanki savaşa giriyormuşuz gibi mutfağımızı alışveriş ile doldurduk. sonra devamında sevdiklerimizle harika bir akşam geçirdik. şu…

childhearts always come back.

bugün eşim odama gelip, senin için odanın duvarına yaptığım uçaklı bulutları beğendin mi dedi. evet nasıl yaptın diyince, 2-3 saatimi aldı teker teker yapıştırmak dedi. beni bu kadar mı çok seviyorsun dediğimde, hayır daha büyük fontlarla yatağının üzerine de “çocuk kalpliler her zaman geri dönerler” yazdığımda anlayacaksın asıl ne kadar sevdiğimi, dünyanın en zor işi…

it’s over.

bazen daha fazladır her şey, benim içinse bazen çok daha fazladır… dün uyku basınca bebeğin yanına uzandım, o an öyle bir huzur kapladı ki bedenimi sanki bebeğin yanına yatan ben değildim, benim yanımda yatan annemdi bense bebektim. direk bu ana geri götürdü yanımda yatan bebek beni. sonra telefonumun ekranının parlaklığını kısıp annemin biletine bakmak istedim,…

may 2.

şimdi farkettim aslında bir şeyler çok göstere göstere gelmiş, kışlar hep çok zor geçer benim için zaten, çok konuşurum, çok yazarım ama son zamanlarda günde 2 tane yazı girecek kadar ihtiyacım olmuş sustuklarımı haykırmaya. bu sildiklerimi göstermeyen sayılarım: görünen o ki çok zor bir kış olmuş. mayıs’a kadar her ay biraz daha zorlanmışım. yazarak kendimi…

shore.

sonunda kıyıya vurup paramparça olmuş bir dalga gibiyim bu sabah… dün gece körkütük sarhoş gibiydim, eşim maksimum 20 damla damlatması gereken ilacı panikle göz kararı ayarlamaya çalışıp birden boşaltmış içeceğime sağolsun. hala kendime tam gelebilmiş değilim. az önce markete çilek almaya gittiğimde arabamı garajda çöp ve recycle kutularımıza vurdum. allah belanı versin törtıl. gerçi doğru…

relaxed.

tüm gün uyudum, şu an bari birkaç saat de olsa ayık kalayım diye çabalıyorum yoksa 1 mayıs’ı da oynanmamış sayılan süreye ekleyeceğim… sakinleştirici ilaçlardan benzoların en büyük özelliği toleranslarının çok hızlı yükselmesidir. en son 15 gün önce galatasaray-fenerbahçe maçından sonra benzo iğnesi (klonezepam) olduğumda kısa zamanda tekrar ihtiyaç duymayacağım düşünülüyordu. tabi öyle olmadı, ben yine…

mardy.

lanet olsun… aslında maçı izlemeyecektim, hiç etik değildi işyerinde maç takip etmek ama ilk yarı bittiğinde hala gol gelmeyince dayanamayıp açtım telefonumdan gizlice. kazamadığımızda zaten üzülüyorum ama bir de hakkımız yendiğinde sinirimden, hırsımdan kuduruyorum, dünyanın en kötü insanına dönüşüyorum böyle. allah belanızı versin. liginiz de futbolunuz da yerin dibine batsın… maç bittiğinde her zamanki gibi…

seriously?

kendimi hiç ummadığım bir haftasonu içinde bulmuş gibiyim. böyle allah belamı verdi sanki. öncelikle arkadaşım belgrad-istanbul seferinin rötar yapması sonucu istanbul-şikago uçağını kaçırdı ve gelemedi. daha da kötüsü bana kaçırdığı an söylemedi, çünkü bir ümit şirketinin başka bir sefere uçağa bileti alacağını ve yine geleceğini düşündü. ben de sağlık durumum nedeni ile cuma günü erkenden…

april 25.

dünyadaki en iyi aynanın bile gerçek görüntüyü %80 absorbe ettiği söylenir. yani bu, aynada gördüğümüz görüntünün, gerçek görüntümüzün %20’si olduğunu bize anlatır. biraz daha rahat bir dille, kendimizi aynada tam anlamıyla göremiyoruz aslında. ne kadar iyi göründüğümüzün farkında değiliz. ben bunu astral seyahat yaptığım ilk yıllarda keşfetmiştim. kendimi ilk gördüğümde, aman tanrım ben güzelmişim meğer…

lazarus.

öncelikle uyumayan, çocuk kalpli bir yazı sallasa da okusam belki uykum gelir diyen herkese merhaba. işte geliyor yine yazınız… (az sonra paylaşacaklarım +18’dir, yaşı tutmayan varsa lütfen çıksın gitsin. küfür felan da yazasım var zaten bugün) amerika’da yaşamak her sabah uyandığınızda türkiye’den sürpriz bir mesaj almanız demek. bu sabah bir arkadaşımın “şikago’da toplantım var pazartesi, ben…

happy children’s day.

bugün tahmin edebileceğiniz gibi benim bayramım. çocuk olanların, çocuk kalanların bayramı. bir şeyler yazmadan güne başlamak istemedim, aslında biraz da bahane arıyorum, becca gittiğinden beri çok üzgünüm, yokluğunu iliklerime kadar hissediyorum bu sabah. hava da kapalı, tam hiçbir şey yapasım yok günü bugün. dün akşam çok güzeldi ama, bahçe kapımızı açtık, merdivenlere oturup çıplak ayaklarla…

true believer. (april 22)

çok uzun bir gün oldu. çok fazla duyguyu içinde barındıran. uzun bir yazı olabilir bu, uykusu kaçanlar doluşsun hehe. aslında güne sabah iyi haberlerle başladım. 1 aylık çabalarımızın sonuç vermeye başladığını gördük eeg’lerimde. hala sıkıntı var ama 1 ay öncekine göre nerdeyse yok denecek kadar az. ilaçlarıma düzenli uyku, düzenli iş, spor ve kafeinsiz alkolsüz…

easter.

bir noel değil ama paskalya bayramının da hayatımdaki yeri bambaşkadır. iyi şeylerin müjdeleyisidir, noel daha güzeldir ama kalıcı değildir, noel’den sonra yıkım vardır, paskalyadan sonra ise umut. harika bir gün. her ne kadar yine dayanamayıp tüm sabahı twitter’da maç yorumlarına ve skorlara çaktırmadan bakarak geçirsem de buna değmiş gibi hissediyorum. her zaman şampiyonluğa oynarız ama…

ecclesiastes.

evrendeki en optimist insan değilim ama bazen başıma gelen kötü şeylerin aslında olması gerektiğini düşünürüm. iyi şeylere göre çok daha eğitici, yol göstericidir. bu hafta anladım ki ben sakinleştirici olduktan sonra aslında kalkıp çalışabiliyor, hayatıma devam edebiliyormuşum. öyle günlerce yatmam gerekmiyormuş. kalkıp mücadele ettim. ben bunu hiç yapmazdım, umrumda bile olmazdı. demek ki artık ben de…

everything is still awesome.

her insanın zihninde yankılanan ona yaşama gücü veren bir şey vardır ya, benim bundan iki tane var. biri tevrat’ta diğeri kuran’da yazılı. bu sabah kalkmak çok zordu, çok güçsüzdüm ama yapmak zorundaydım, bir şeyler iyi gidiyor, her şey başa dönmedi aslındayı ispatlamam gerekiyordu. tevrat’ya yazılanı okuyarak güne başladım.  “Böylesi akarsu kıyılarına dikilmiş ağaca benzer, Meyvesini…

coming back.

ne zaman çok iyiyim, çok süperim, her şey çok güzel desem o günümün ertesi mutlaka bir hastanede sonlanıyor. pazar günü bir şekilde eşimi ikna edip benimle maç izlemesini sağladım. maç sırasında ani bir heyecanlanma görürsem kapatırız televizyonu dedi. bu yüzden maç boyunca heyecanlanmamış gibi yapmaya çalıştım, hiçbir tepki vermedim gole kadar. golü bulduk, sonrasında olanları…

xnx – happy end.

yorumlara, mesajlara tüm tıklamalara ve paylaşımlara çok teşekkür ederim. en basit sınıf madde bağımlılığı bile olsa böyle acılı bir süreç yaşattı bana. diğerleri için daha çok emek gerekecektir, umarım bu yazı böyle de dikkate alınır çünkü %50 kişinin başarısı ise %50’si de ailesinin ve arkadaşlarının başarısı. ilk ay geçtiğinde gerisi daha kolay ilerliyor, her şey yoksunluk…

xnx.

anladım ki cuma günleri iş sonrası benden kimseye hayır gelmeyecek, dün eve geldiğim gibi yatıp, akşam yemeğini bile pas geçerek bu sabaha kadar uyudum. sadece bir kere ilaçlarımı almak için kalktım. ama hala bir gözüm yatakta, bu yazıyı yazdıktan sonra biraz daha mı yatsam diye düşünmüyor değilim. çalışmaya başlamadan önce dm’den gelen mesajlara elimden geldiğince…

past.

hiç olmayan bir gün oldu bu. karanlık gökyüzü ve kar dolu soğuk bir sabaha uyandığımdan sanırım bugün nerdeyse hiçbir şey yapmadım ofiste. halbuki dün ne istekliydim, 2 dakika telefona bile bakmadım. bugün yapmak istediğim çok şey vardı aslında ama bir türlü motive edemedim kendimi. bu kar ve soğuk işi çok kötü oldu. sadece motivasyon sağlaması açısından…

luli.

okuyan herkese güzel geceler! evet zor bir hayat yaşadığım, ben olmak hiç bir zaman kolay olmadı ama biraz da dağına göre duman olayı var sanırım, bir şekilde bu yaşlara kadar gelebildim. tabi destek alıyorum, bunlar yaşaması kolay hisler değil… konuştuğumuz şey muhtemelen bir aşk değil, arkadaşlık da değil çok aşkın nur yengi olacak ama başka…

the hidden world.

günaydın! sabahları bu saatlerde içimde anlamsız bir sevinç ve hayatı yaşama istediği ile uyanıyorum.  havalar da ısındı, böyle kırlara çıkıp koşmak kuzulara sarılmak geliyor içimden. bu şekilde saat 1’e kadar devam ediyor. 1’de hafif bir uyku basıyor ve 2’ye kadar bir miktar ayakta uyuyorum. eve sürünerek geliyorum, saat 3’te yatağımın üstünde günü kapatıyoruz hehe. şu…

astral seyahat hakkında notlar. (4)

en son yazımda, bir daha yazmayacağımı ısrarla belirtmiştim ama sizden sorular gelince yine dayanamadım. aslında çoğu zaman dikkat çekmek için yazmıyorum, çünkü hatırlayamıyorum hayatımda olanları, dönüp bakmam gerekiyor. ayrıca günlüklerim beni hep mutlu etmiştir. kendime notlar gibi çoğu zaman burası. ama size de değer veriyorum, her ne kadar alakasız insanlar takip etse de bazen (sabah…

sarcophagus 2nd.

bugünlerde çok yorulduğumdan rüyalarımı hiç hatırlayamıyorum, bu yüzden uykumda ara sıra kalkıp not alıyorum. bu sabah telefonumda sarcophagus adlı notu bulunca hemen günlüğümde geriye gidip ne olduğunu anlayamaya çalıştım çünkü çok tanıdık geldi, yakın zamanda kullanmış gibiydim. öyleymiş. ve bu da o yazıdan bir kısım; padre’ye “çok yoruldum sevmekten” diyorum. o da bana elindeki kutsal…

happy friday.

bana şu an hayatın anlamı ne diye sorsalar, sıcak bir duştan sonra en sevdiğim pijamaları giyip yarın erken kalkma derdi olmadan istediğim kadar uyumak derim. aslında genelde de böyle diyorum ama şimdi ilk defa hissediyormuş gibi yazayım hehe. başardım. eski işimin başındayım, kütüphaneyi de arada hallettim. gerçekten kendime güvenim geri geldi. kış başladığından beri kendimi…

çocuk kalpli geceler.

ben o son paylaştığım fotoğraftan fazlası değilim aslında işte. o pijamaları da ilaç kutularını da bilerek paylaştım. insanları, hayatları çok büyütmeyin gözünüzde, kendinize inanın, sizi mutlu eden şeylerin etrafında dönsün hayatınız. sevmeye önce kendinizden başlayın. 18 yaşındayken bir sahil kasabasında dünyanın en mutlu insanıydım ben. oradan çıkmak istemiyordum, başka bir şehirde üniversiteye gitmek istemiyordum. üniversite…

third.

yorumlara ve mesajlara çok teşekkür ederim. sayenizde güne çok daha motive ve pozitif enerjiyle başladım. bugünlerde uzun süre ara verdiğim çalışma hayatına dönmeye çalışıyorum ve zorlanıyorum. ama başaracağım, söz veriyorum. evet, ilginç bir hayat benimkisi ama çoğunlukla hormonlu çilek gibi. dışarıdan parlak ve kırmızı görünüyor ama ısırdığınızda aslında olmamış olduğunu farkediyorsunuz. bu çilek işte benim hayatım….

second.

bugün eve saat 3 gibi geldim, o zamandan şu ana kadarki 4 saat bana ne oldu bilmiyorum gerçekten. kıyafetlerimle yatağımın üzerinde uyuyakalmışım. ama biliyordum bu kadar zorlanacağımı, bunlar zaten olacaklar olan şeylerdi, 1 ay çok zor geçecek tüm düzen oluşana kadar. bugün boş zamanlarımda bana bahsettiğim kitabı gönderen padre arkadaşımla konuştum. her zaman konuşmayız onunla…

first day.

örnek aldığım büyüklerimden birinin bir sözü vardı, “açılışı yaptık mı gerisi kolay, açılış her şeydir” derdi. o zamanlar onu anlamamıştım ama bugün işten eve geldiğimde onu hatırladım. başlamıştım, açılışı bugün yapmıştım ve artık gerisi kolaydı… sadece işe bisikletle gittim ama bisikletle dönecek gücü bulamadım, bisikleti kilisede bıraktım, eşimden beni gelip almasını istedim. ama işe bisikletle…

jake engel.

dün ne kadar kötüyse bugün o kadar iyiydi. sabah eşim benden, ben ondan özür diledim. ona 1 ay sabretme sözü verdim, eğer nisan sonunda eeg’lerim temiz çıkarsa yani bu ay içeresinde hiç kriz geçirmezsem sonraki ay her gün 1 kutu kolaya izin vereceğini söyledi. ne diyeyim, hiç yoktan iyidir… sonra buz hokeyi maçına gittik, çok…

march 31st. (2)

bir günde iki blog giren çocuk kalpli, kesinlikle resimdeki oyuncak gibi yatağa uzanmış odasının tavanına bakıp derin derin üzülüyordur. biraz rahatlarım diye yazıyorum… birkaç gündür homeland’ın izlemediğim bölümlerine bakıyordum, aslında yıllar önce dizinin ana elemanlarından brody asıldığında, bu ne vahşet bu nasıl bir dünya diyip bırakmıştım ama birkaç gün önce dizinin hala devam ettiğini ve…

march 31st.

evet kola ve kahve alma girişimi başarısız oldu, aslında eve kadar getirebildim ama eşim görür görmez hepsini arabasına koyup kiliseye götürdü. bu sefer o bana yüksek sesle hayır dedi, öyle bir hayır dedi ki ev sallandı. korktum. normalde pislik çıkaracaktım ama gözlerinin dolduğunu hissettim. tuhaf bir adam eşim, sinirlenince ağlıyor, o ağlayınca da ben kendimi…

çocuk kalpli şeyler.

aslında düşündüm de noel zamanı resimde görülen fransa’nın bir kasabasında olduğu gibi oyuncak ayılarla süsleyebilirim evimi. ikinci el oyuncak satan dükkanlardan bolca ayı satın alabilirim ve yağmur ve karda ıslanmalarına razı olabilirim. sonra yıkar kuruturum bahar gelince… bahar demişken… yeni oyuncağım geldi, çok mutluyum. kurabildiğim kadarını kurdum, ışıklar ve fren kaldı sadece. ufak bir çocukken…

spring.

dün akşam 8’de yattım bu sabah erken kalkayım diye, kalktım da aslında ama 1-2 saat oyun oynayıp tekrar geri yattım, son 24 saatin 20’sini uykuda geçirmiş oldum böylelikle. becca telefonuma sesli mesaj göndermiş, uyuyorsun sanırım, iyi uykular ama 3 günün kaldı, sonra burdasın demiş. öğle arasında bana gelip beni görmek istemiş, ben de bir daha…

march 27th.

her gün daha iyi oluyor akşam 9’da yatınca, ayrıca dün kendi yatağımda uyudum ve gece boğulma hissiyle uyanmadım. biraz daha güçlüyüm bugün. eczaneye gitmeliyim ama arabayla gitmek yerine yürüsem mi diye düşünüyorum. haftasonunda yaptığımız şey delilikti. bir şeyleri uzun süreli yoluna koymadan bir daha 50 mil bile yol yapmayacağım. gene gidip kuzey ışıkları kovalayacağız tabiki…

stuffed bear.

dün ayı paylaşımım ardından aksine gece recliner’da yattım sağa sola döndüğümde boğulmamak için. tahminlerim doğruymuş. dün elimize geçen hastane faturasında klonezapam’ları gördük, sanırım lamictal, stevens johsons sendorumu yüzünden yüksek dozda verilemediğinden antiepileptik olan klonezepam seçiliyor hastanelerde. ben bunu 2013 yılında yoğun olarak kullanmıştım ama baktım geceleri boğuluyorum, bıraktım. umarım etkisi bugün yarın geçer, gerçekten zor…

all the way north!

bu sabah koşa koşa yazıyorum bu bloğu. çok mutlu bir haftasonuna geçirdim çünkü. tamam belki yemediğimiz laf kalmadı ama gerçekten değdi, gerçekten. aslında mackinac bridge’a kadar gidecektik ama son anda kararımızı değiştirip olabildiğince kuzeye gitmeye karar verdik yine. hala klonezepam’ın etkisinde olduğumdan arabada giderken uyuduğumda boğulma hissiyle sürekli uyandım. aslında doktorun önerdiği gibi seyahatlerde uyku…

discharged.

boşuna korkutmuşum kendimi, bu sabah taburcu oldum hastaneden. meğer doktor günde kaç saat uyumam gerektiği ile ilgili veri oluşturmaya çalışıyormuş. düzenli uyku ve düzenli hayat şu an epilepsiyi yenmek için en büyük yardımcım olacak. her akşam en az 10 saat uyuyabilmek için en geç 10’da yatakta olacağım ve eğer uzun yolculuklar yapıyorsam sadece geceleri uyumak…

march 21th.

dün family promise aktivitesi için kiliseye gidemedim hastanede tutulduğum için. bakmam gereken çocuklar oyun odasında boşta kalmışlar ben gelmeyince. onlara futbolu öğretmiştim en son. kilisenin camlarından birini indirmişler dün akşam hehe. becca dün akşam telefonda o çocuk kalbini kırıcam senin ilk gördüğümde diye azarladı beni. çok ağır bir grip geçiriyorum dedim. ona söylemedim hastanede olduğumu…

mercy health.

bazen bir şekilde hastane koridorunda bitiyor ve ben buna deli oluyorum… pazartesi günü de yataktan kalkamayınca eşim tarafından hastaneye getirildim. diğer günlere göre biraz daha ağırdım. kendimdeydim ama vücudumu hareket ettiremiyordum. kanada’dan döndüğümden beri sürekli zaten buna benzer bir hisle kalkıyordum ve sürekli uyuyordum. meğer uykuda da geçiriliyormuş bu epilepsi denilen lanet hastalık. geceleri uykumda…

happy st. pats.

bu hafta sonu için kendime söz vermiştim tek bir maç bile izlemeyeceğime dair, özellikle aziz patrik gününü kesinlikle ekran karşısında maç izleyerek geçirmeyeceğim demiştim ama bir şekilde gene sözümü yedim. bilmiyorum bazen çok iyi bir hayatım varmış da ben onu galatasaray ile mahvediyormuşum gibi geliyor. zor da olsa geri döndük ve yeniden umutlarımız yeşerdi. olmamasına…

ouf.

“bitti sanırsın, gitti sanırsın ama o hiç ummadığın bir anda çok daha güçlü bir şekilde karşındadır.” tabi yazdım ben bunu, böyle bir şey yazdıktan sonra bunu yazan kişinin ertesi gün hayata, thor’un gökten şimşekleri toplayıp yere çekicini vurması gibi başlayacağını düşünürsünüz değil mi? ben ne yaptığımı yazayım, günlerdir uyuyorum ve kafamı yastıktan kaldıramıyorum. içinde bulunduğum…

vamos.

kanada yolculuğu sonrası yine uzun uykulara dalıyorum. bedenim yorgunluktan kırıldığı için hiç sevimli şeyler görmüyorum rüyamda ama kalkamıyorum da yataktan. vücudum 4 günde yaptığımız 2500 km yolun hesabını soruyor adeta. beyzbol takımı ile şikago’ya aziz patrik günü kutlamalarına gitmek için erkenden dönmek istemiştim ama bu fikir çok kötü elimde patladı. keşke 1-2 gün daha kanada’da…

oyuncak ayı.

bazen çok kötü planlar yapıyorum. bu konuda ben zaten kötüyüm bir de buna eşimin bitmek bilmeyen doğa tutkusu eklenince kendimizi çok ilginç yerlerde bulabiliyoruz. gideceğimiz yolun yarısından geri döndük. toplamda 2500 km yol yaptık ama gidiyoruz gidiyoruz hala amerika sınırlarındayız, telefon bir kanada’dan bir amerika’dan sinyal alıyor. yol da sinir bozucu, hiçbir şey yok. 2500…

canada.

tüm güçlerimi kaybettim… paylaştıkça kayboluyormuş gerçekten. sabah 6 gibi gördüğüm kabuslardan sıkılıp kalktım. terden göl olmuştum, öyle büyük sıkıntı yaratmıştı ki bünyeme. siz siz olun yaşadıklarınızı kimselere anlatmayın. ve dün akşam bir mucize oldu. misafirliğe gidececeğimiz kimseler anlaştığımız günü karıştırmış, gitmeden 1-2 saat önce gelirken ne alalım diye sormak için aradığımızda iyide siz yarın gelmiyor…

not doing nothing anymore.

tüm yorumlara, mesajlara ve iyi dileklere teşekkür ederim. çok iyi hissettirdi sabah uyandığımda. twitter’da ve günlüğümde bu kullanıcı adını ilk aldığımda başlarda tek tük okunuyordu yazılarım. acaba eski kullanıcı adıma dönsem mi diye üzülüyordum. bu sabah 1000’den fazla görüntülenme görünce kadar mutlu oldum ki, çok çok teşekkür ederim. çok sevildi bu seri ama yazdıkça tüm…

astral seyahat hakkında notlar. (3)

umarım alabileceğim ve yorumlayabileceğim tüm soruları almışımdır. gerçekten bu konuya ara verip eski güçlerimi kazanmam lazım. etkilenmem diye düşünüyordum ama çok kötü etkilendim. 2 gecedir bilinçaltımın acımasızlığı karşısında zor zamanlar geçiriyorum. hayatımın en acımasız ergen yıllarındaki endişelerimle boğuşuyorum. hayatın bir bölümünü çıkarma şansım olsa bu kesinlikle anadolu lisesindeki yıllarım olurdu. sayısal dersler ingilizce olduğu için…

childheart.

çok çocuk kalpli bir gün geçiriyorum, öyleki kapak fotoğrafımı bile sanki noelmiş gibi heyecana kapılıp değiştirdim. bugün gün içinde kafamı yastığa koyup uyumadığım ilk gün. fena hissetmiyorum. bu sabah erkenden hazırlanıp kiliseye gittim. günde en az 2-3 saat çalışma sözü vermiştim. ilk 2 saat çok iyi başladım ama bir süre sonra rebecca’ya nerdeyse nolur diyalog…

lent.

yarın kül çarşambası bu hristiyanlar için 40 günlük ruhani bir oruç döneminin başlangıcı. oruç denince insanın aklına sadece yemek perhizi geliyor ama aslında bu sevdiğiniz bir şeyden bir süre fedakarlık etmenizi isteyen bir süreç. en çok şarapı seviyorsanız 40 gün boyunca şarap içmiyorsunuz mesela. bu sabah rebbecca ile kahvaltıya gittik, kızını sinemaya götürdüğüm için bana…

lunesta (2)

uyuyakalmışım yine. emmett’ın sıkıldım kalk benimle oyna ötüşlerine uyandım. dün normalde geceleri 1 tane aldığım ilacı aynı gün 2 tane alınca bugün kafamı kaldıramıyorum. aslında bloğumu okuyan biri şu tepkiyi verecektir, son yazdığının sadece üzerinden birkaç saat geçti? birkaç saat geçmedi işte, günler geçti. bedenim yorgun olmadığı ve keyfi uyuduğumdan uzun seyahatlere çıktım rüyamda. ben…

march 4th.

“ey gönüllerdeki zahirim, suretlerdeki manam, ey sevgilim, ey sultanım…” bazen çok mutlu olunca çok korkuyorum, diyorum ki kendime çok yükseğe çıktım bu düşmek için çok büyük bir mesafe. çünkü biliyorum ki mutlaka düşeceğim, düşünce de canım çok acıyacak. dün maç bittikten sonra ağlarken uyuyakalmışım. akşam eşim uyandırdı ilaçlarımı vermek için. ilaçları alıp uyumaya kaldığım yerden…

emmett.

çok mutluyum. bugün eşimle gidip muhabbet kuşu aldık. ilk gittiğimizde birkaç dakika tereddüt ettim, parayla bir hayvanı satın alma fikrini kendimle özleştiremedim ilk sanırım, sonra hevesimin cazibesine dayanamayıp gözüme en güzel görüneni seçtim. daha önce çok kuş baktım ama hep birilerinin bakamadığı hayvanları almıştık, bir kere satın aldık o da çok sevdiğim bir kuş ölünce…

astral seyahat hakkında notlar. (2)

ilk yazımı yazarken sizler tarafından mutlaka bir karşılaştırma olacağını, oturmayan yerler hakkında yeni sorular alacağımı biliyordum. çünkü elimizde temel fizik yasalarının yazılı olduğu gibi bir fizik kitabı yok, ispatımız yok, herkes deneyimleri üzerinden konuyu paylaşıyor. bu olaya inanmayanlar deneyimlemedikleri için inanmıyorlar ki bana çok mantıklı geliyor, ben de bu olay başıma gelene kadar inanmazdım. hala…

feb 28th.

bugün lego oynarken paskalya bayramının yaklaşması ile renklerimin değişme zamanının geldiğini farkettim. uzun süredir beyaz ve kırmızıyı seven ruhum yeşil ve maviye dönsün istiyorum bir an önce. tabi bu kolay olmayacak, çünkü hala yerden kalkması gereken yarım metre kar var. bir süredir kuş istiyordum, yarın şehrimizde bulunan pet shop’a birkaç tane geleceğini öğrendik. çok heyecanlıyım,…

gosh darnit.

bugün saati kurmadım. galatasaray maçı vardı sabah 06.00’da ama konu galatasaray bile olsa o saatte uykumu bölmem. tam saat 07.00’de kalktım. kalktığımda rüyamda 45+3’ün oynandığını görüyordum, rüyamda birinin televizyonunu izliyordum. işte anlatmaya çalıştığım şey bu. istediğim şey neyse ona gidiyorum ben. astral alemde sınırlarım yok. kalktığımda dünden daha çok hastaydım. yine öyle nyquil ile alka…

landslide.

bazı şarkılar alıp çok uzaklara götürüp sonra bloğa getiriyor. bugünlerde iyice çenem düştü kendim de farkındayım ama okundukça daha da çok yazası geliyor insanın. etkileşim manyağıyız sanırım hepimiz. sabah çok erken uyanmıştım, öğlene doğru kötüleşince yine uykuya daldım. öyle güzel uyumuşum ki meleklerle uyudum sanki (işte buna kutsal ruh diyorum ben) nasıl mutlu kalktım anlatamam….

feb 26th.

günaydın! daha önce neden yapmamışım bilmiyorum ama sabahın ilk ışıklarında yazmak ayrı bir güzelmiş, gerçi kendimi bir yandan sabah programı yaparmış gibi de hissediyorum, sanki birden “canlarım, kurban olsun seda ablanız size” diye yükselecekmişim gibi gelmiyorda değil ama neyse eheh. erken kalktım çünkü çok hastayım. dün birini ehliyet sınavına götürdüm, evden çıkmadan önce duş almıştım,…

buon giorno.

dün gece gene çok kar yağmış. her şey buzlanmış durumda. twitter mesaj kutum yine dolmuş ama bugün hatta önümüzdeki birkaç gün çok etkileşime giremeyecek kadar meşgul olacağım. aslında daha çok kendi dünyamı paylaşmaya çalışsam da sanırım bir miktar uluslararası da gidiyorum ama kesinlikle bir amerika-green card bloğuna dönüşmek istemiyorum. yazılarım üzerinden amerika’ya da vurulsun istemiyorum,…

the road most traveled.

güne çok iyi başlıyorum bazen, gelecek günün sevinci daha güneş doğmadan içime doğuyor sanki. bugün öyle uyandım ve uyandığımda yeni bir instagram mesajı aldım; “yaş aldıkça gençleşip güzel görünüyorsun bunun için nerede ne yaptığını çok merak ediyorum” diyor. tam sığır gibi yatıyorum yazacaktım dedim şimdi şu güzel ortamı bozmayayım. çoğunuzun bildiği gibi normal bir insana…

sarcophagus.

gün içinde öğle saatlerinde yattığınızda akşam uykuya dalmak zor oluyor, o zaman bebek ninnileri açıyorum böyle 8 saat felan telefonda açık bırakıyorum, bazen yağmur sesi veya dalga sesi de seçebiliyorum. (çok nadir elektirik süpürgesi sesi de kullanıyorum) o zaman uykum hem uzun oluyor, hem astraldan keyif alıyorum, hem mesajcı rüyalar görebiliyorum. dışarıdan sese karşı duyarsızlaşıyorsunuz…

part of my world.

twitter’da yazdığım gibi her şey uzun zamandır (2 gündür felan) iyi gidiyordu ve bugün galatasaray maçı ile yine o sevmediğim ruh haline ulaştı. tabi bunda en çok instagram’dan aldığım ilginç mesajlardan birinin yine etkisi var. (şu instagram’ı kullanmamak için ne kadar direnmiştim halbuki) bu hayattaki ilk arkadaşım dediğim kişi yazmış, beni merak etmiş. eski kullanıcı…

peaceful.

sonunda rahata erdim, saatlerce hiçbir şeyi düşünmeden uyuyorum. uzaklaşmış ve ulaşılmaz hissediyorum. sadece kendime giden kapı açıldı yine. şu an sadece ben ve oyuncaklarım var… dün eşim söz verdiği halde işten gelince bana aldığı kızağı göstermek için beni uyandırdı. kar ilk yağmaya başladığında kendime plastik bir kızak almıştım, o bile beni çok mutlu edebilmişti kayarken. eşimin…

housewarming.

oh bu da geride kaldı. sadece “hadi bu akşamlık birkaç tane iç bakalım” hakkımı sonuna kadar kullandığım için korkunç derecede sinüzit ağrısı ile uyandım bugün. halsiz de hissediyorum, allah benim belamı versin. kötü geliyor işte içme şunu ya. herkesi sarhoş edip yolladık. herkes mutlu oldu. çok mutlu bir akşamdı. ahh bir saniye. ya ben senegal’e…

feb 14th.

14 şubat sevgililer günü. az önce telefonda çok sinirliyim sakın eve gelme birkaç saat diye sevdiğimi azarladım. bugünü mahvetmemek adına birkaç saat istedim ama yine de mahvettim sanki. keşke hiç izlemeseydim maçı. amerika’da yaşamanın en kötü yanı maçlar gündüz oynandığından kesinlikle maçtan sonra kocaman bir yaşanacak gününüzün olması. keşke şu an yatsam uyusam bende sizler…

feb 13th.

yine eve hapsolduk. dünden beri en az yarım metre kar yağdı, hala da devam ediyor. bugünden itibaren gün içinde uyunmayan günleri saymaya başlıyorum yine. zaten meşgulüm, evi temizleyip her şeyi düzenleyeceğim. haftasonunu evde housewarming partisi veriyoruz, dün kar bastırmadan gidip tüm alışverişi yaptık. bir sürü alkolik içecek aldık ama bana 1 bardak bile yasak, olur…

astral seyahat hakkında notlar. (1)

tüm yazı, kişisel deneyimlerim üzerinden yürüyecek. en son söylemek istediğimi en baştan yazayım. öncelikle kesinlikle dediklerim doğrudur, kanundur, %100 budur, tartışılmaz, başkalarının düşündükleri yanlıştır demiyorum. amacım başka metinlerle karşılaştırıp kendi doğrularınızı bulmanız zaten. ben bu şekilde yorumladım. aslında kendinizden başka hiçkimsenin metinlerinde kendinizi bulmanızı tavsiye etmiyorum, ben geldiğim tüm yolu kendim inşa ettim. başkasının düşüncelerinden…

lunesta.

son 3 gündür gece gündüz uyuyorum. hasta olduğum için kimse karışmıyor da. tadını çıkarıyorum, tüm uyuyamadıklarımı uyuyorum resmen. huzurum da geri döndü, bu da gecelerime ve gittiğim diyarlara yansıdı. gene de içimde bir miktar suçluluk duygusu var sanırım lunesta (imovane) kullandığım için. yeni yılda bırakacağıma söz vermiştim ama kötü bir ocak ayı geçirdim, fazlasıyla duygusal,…

short.

michigan’ın şu an hemen hemen her yerinde soğuk ve karlı hava koşulları yüzünden güç kesilmeleri yaşanıyor. hatta birkaç güne tüm göller donduğundan suya erişmemiz de zorlaşacak. biz güç kaynağımız patlar patlamaz gecenin 4’ünde aradığımız için ilk bizimki tamir edildi ve evimize geri döndük. gerçekten mükemmel oldu çünkü ısınırız diye gittiğimiz evde de güç gitmişti. soğuktan…

frozen.

dün gece en son yazdığım yazıdan sonra sabahı bekleyip gün ışıkları odama vurunca uykuya dalmaya karar verdim. ama gözlerim ara ara kapanıyordu. ben korkudan uyumak istemiyorken öyle bir anda olabilecek en saçma şey oldu ve mahallemizdeki güç kaynağı büyük bir gürültü ve ışık topu şeklinde patladı. birisi evime gökten füze attı sandım. aklım yerinden çıktı….

devastated.

soğuk algınlığı ile mücadelede 2. gün. ateşim öyle yüksek ki iki dakika uykuya dalsam bile korkunçlu rüya görüyorum. kendimi ayık tutmak için şu an her dolu deniyorum. yazayım yine. bu sabah eşim beni uyandırmasa rüyamda korkudan ölebilirdim sanırım. eşim ağlama sesimi duyunca odama gelmiş, uyurken ağlıyordun dedi. çok kötü şeyler görüyordum. hasta olmama rağmen uyumaktan…

not today.

sabaha kadar kabus gördüm, gerçek hayattaki tüm huzursuzluğum rüyalarıma yansıdı. öyle zor bir gece geçirdim ki anlatamam. sabah kalktığımda da halsizlik ve sinüzit ağrıları ile yatakta yuvarlandım 1-2 saat. sonra kendimi zorladım. yeniden başlamak istiyordum, öğlen kilisede olmam gerekiyordu o saate kadar uyumak yerine direndim oturdum lego oynadım. kiliseye gidince, rebecca çok kötü görünüyorsun sen…

3rd feb.

son sözlerim üzücü şeyler kalmasın diye kötü geçirdiğim günlerin ertesinde mutlaka gelip bir şeyler karalıyorum… daha iyi bugün, daha sakin, biraz üzgün ama daha umutlu. hala kendime inanamıyorum ona gidip seni rüyamda ağlarken görüyorum umarım iyisin dediğim için, hepten delirdiğimi düşündü kesin. ben de böyle bir şey yapmazdım, hiçbir zaman rüyalarımdan çıkarımlar yapıp hayata şekil…

sat.

evet maça 1 saat kaldı, kalbim küldür küldür, zaman geçsin diye yapabilecek en güzel şeylerden en mantıklısı yazmak… 2 gündür kafamı yastığa koymamla uyumam bir oluyor, kilisede öyle yoruluyorum ki anlatamam. evsizleri zor kış koşullarından etkilenmemeleri için sokaktan toplayıp kilisede geçici barınma imkanı sağlıyoruz. bir yandan da rebecca ona söylediğim yalanı burnumdan getiriyor resmen, iki…

baby it is cold outside.

ay gene olmadı. dün forvet transferinden sonra öyle bir mutluluk çöktü ki, aldım çikolatalarımı kolamı oyun odasına indim, battaniye de aldım üzerime serin oluyor oyun odamız. konsolu açtım geriye yaslandım. sonrası yok. 3-4 saat sonra eşim işten geldiğinde beni öyle bulmuş, uyandıramamış, alıp odama taşırken uyandım (buna da ayrı bayılıyorum öyle güce tapan kadınlardan değilim…

full speed.

3. gün… kendime tam yol ileri komutu verdim, doktora söz verdiğim gibi gün içerisinden 1 saniye bile kafamı yastığa koymuyorum, ayrıca 3 gündür dışarıda yememize rağmen tek bir bira bile içmedim. bu şekilde devam ettiğim sürece her zaman en düşük dozda şu an aldığım tedaviye devam edebileceğim. böylelikle kalçadan da sakinleştirici yemeye bir daha ihtiyacım…

short.

bugün kalkıp yürümem daha çok hayatın içinde olma sözüyle dün zerk edildi son iğne. tabi ilaçları da bir daha kafama göre bırakmama sözü ile. öyle olunca bugün beni en çok mutlu eden sahile gittik. grand haven’de buzların arasında dolaştım bir süre. her şey buz tutmuş 1 saat dolaşmama rağmen eve geldiğimde soğuktan cildimin yandığını farkettim….

didn’t work.

birkaç gündür bisküvili pasta yapmayı deniyorum, bir türlü olmuyor. 3. denememde de olmayınca bıraktım kendimi artık yağmurlar gibi. ben normalde yılda 1 kez ağlarım ama onda da anıra anıra ağlarım. konunun zaten pasta ile ilgisi yok. ağlamam gerekiyordu. çok güzel bir düşünceydi tüm ilaçları bırakmak istemek ama olmuyor, 5 gün dayanamadım bunu görmemek için kör…

kingdom of heaven.

herkesin bir hayali vardır, benim hayalim yazar olmaktı. ama olamadım, daha doğrusu yazar olmak o kadar basite düştü ki, yazar olmaya artık kendimi içinde görmek istemeyecek kadar uzağım. hem kitabını hem filmini sevdiğim çok az yapıt vardır ve bunlardan en çok the great gatsby’i severim. oradaki en sevdiğim karakter de nick carrawey’dir. onun hayali de…

mourn.

karanlığı üstümüzden alan geceyi onaran rabbe şükürler olsun… dün babaannemi kaybettim. astral alemimde yanına gideceğim insanlara bir yenisini daha ekledim böylelikle. babaanneyi kaybetmek çocukluğunu kaybetmek gibi. dedem öldüğünde 8 yaşındaydım, babaannem bana sarılarak ağlamıştı, çok soğuk karlı bir gündü. dedem öldükten sonra moral olsun diye cuma günleri okuldan sonra hep babaannemlere kalmaya gider onunla zaman…

not today.

bu sabah kalktığımda şunu diyordum kendime, bugün geçerse en az 20 yıl daha yaşarım.  gerçekten çok zordu bugün kendi kendimi sakinleştirebilmek. en son cuma günü artık sakinleştirici yardımı almayacağımı yazmıştım, dün aslında çok iyi geçti ilk gün olarak. kar yağdı, galatasaray yendi, buz hokeyi maçına gittik, orada da yendik ama dün ne kadar iyiyse bugün…

closed.

bu hayattaki en hüzünlü günlerim kuşkusuz tam bir ilaç tedavisi bitti her şey yoluna girdi derken ortaya çıkan başka bir ilaç tedavisidir. hem beni hem sevdiklerimi, çok üzer. iki tedavinin arasında genelde 15-20 günlük bir zaman olur bu aradaki süreç sizin için zor geçiyor olsa da hem kendinize hem başkalarına karşı hiçbir ilacın tesiri altında…

thorsday.

oley, uykucu reçete ile 3 ay daha… bu sabah uyandığımda rebecca ile buluşmak istemiyordum, kimseyle buluşmak konuşmak istemiyordum ama böyle hissetmem de iyi değildi. rebecca’yı çok hasta hissediyorum, üşütmüşüm gelemeyeceğim öğlene kadar uyuyup öğlen counselling randevumda olmayı deneyeceğim ama muhtemelen gitmem dedim. bunu sadece iki isimli olanlar bilir, birisi size alıştırdığı isimle değil hiç kullanmadığı…

jan 14th.

libya hakkında yazacağıma söz vermiştim… 2017 yazı, istanbul. sergi olayından sonra olanları kendime yediremeyip bir kez daha karşısına çıkmaya karar verdim. ikinci bir şansım olsun istemiştim, tüm cesaretimi topladıktan sonra instagram’da farklı bir kullanıcı ismi bulup onunla iletişime geçtim. ikinci sergisinin nerede ne zaman olacağını 2 dakika içinde öğrenmeme rağmen kalbime yine o korku düştü,…

jan 13th.

son yazımdan sonra daha da çok uyudum, temel ihtiyaçlarım dışında odamdan dışarı bile çıkmadım. yatakta geçirdiğim bu süre geçmişe yaptığım astral yolculukların sayısını arttırdı ve bunun sonucunda ilk uyandığım an kendime gelmem yaklaşık 5 dakika almaya başlayınca dedim artık uyumamalıyım. mesela uykumda 2008 yılındaysam uyandığımda tam 10 yıl içinde olanları teker teker hatırlamam gerekiyor. bunu…

whatever.

dünü hayal meyal hatırlıyorum, ilk uyandığımda bir bardak portakal suyu ile karşımda belirmiş bir rebecca vardı. onu bana zorla içirip tekrar uyumama izin verdi. akşam biraz konuştuk. din görevlisinden çok yakın arkadaş gibiydi. onunla konuşmak bana iyi geldi. bugün uyandığımda ise eşim de seyahatten dönmüştü ve yatağın üzerinde harika hissediyordum, tüm bedenim yumuşamış gibiydi, yatakta…

anx.

bu öğlen eşimi ve ailesini havalimanına bıraktım, eşimin seattle’da yapması gereken işler vardı ve eve yerleşmemizi beklemişti, ailesi de 6 aydır bizimle uğraşmaktan yorgun düşmüş çareyi kosta rika’da uzun bir tatil yapmakta bulmuştu. eve dönerken bu yalnızlığın bana iyi geleceğini düşünsem de evden içeri girdiğimde birden anksiyete krizim başladı, noel’den sonraki depresyon, withdrawal, taşınma, beklenmedik…

a.

son eşyaları da taşıdık ama ben hala bilgisayarımla birlikte eşimin ailesinin evindeyim. eşyalarımın içinde bulduğum bir seramik kaşık tüm ruhumu çekti aldı bu sabah bedenimden. elime aldığımda duvara yaslanıp yere çöktüm birden. bu kaşığı amerika’ya getirdiğimi tamamen unutmuşum. bir süredir dikkatimi farklı şeyler dağıtıyordu, ben de farklı şeylere dikkatimi vermek istemiştim ya da bilemiyorum bir…

mavi kuş.

yeni yıla başlamamızla türkiye’de yaşadığım bilinç kaybından sonra kullanmaya başladığım uykucu reçetem sona erdi, zaten yalvar yakar refill alabilmiştim aralık sonuna kadar. dün gece uyudum mu uyumadım mı tam emin olamıyorum bu yüzden, bir iki hafta çok zor geçecek, biraz huzursuzluk var şu an. biraz da panik. gelecek ay connection club partisinin housewarming ayağına bizim…

excelsior!

hayatımız zor anlarımızda aklımıza ve kalbimize girenlerin değil, en mutlu olduğumuz anlarda bile ilgimizi çekebilen kişilerin bütünüdür. kaybettiklerimi tekrar kazanmanın yanında 2018 tam olarak bunu hatırlattı bana. bu yılın hayatımda emeği büyük, bana kattıkları, beni içinden çekip aldıkları büyük… birkaç ufak tefek hastane macerası dışında çok mutlu bir yıldı. cuma günü plastik green card’ım ulaştı….

letdown.

harika bir noel geçirdik. yeni ev eşyalarımız hediye şeklinde gelince sadece paketleri açmamız bile 3 saat sürdü, sonrasında deli gibi çikolata yiyip video oyunu oynadık. çok güzel mesajlar aldım, çok güzel mesajlar gönderdim. tüm gün boyunca kafamın içinde sevinç çanları çalıp durdu. ama bugün! bir yılın en kötü günü hangisi diye sorsalar, hiç düşünmeden noel’in…

dreaming of home.

noel’i sadece çocuk ruhuma hitap eden dekorasyonları yüzünden sevmiyorum, çok mutlu hissediyorum, çok iyi hissediyorum, huzur doluyor ruhumun her köşesine. yıllar önce küçük bir sahil şehrinde yaşarken bile bu böyleydi benim için. zaten her şey başladığı gibi devam etti hayatımda sanki. sporcu biriydim, ilkokulda bile sık sık şehir dışı müsabakalarına giderdim takımımla, o zamanlardan belliydi…

şikago.

ufak ve dolu dolu bir noel tatil olmasını hayal edip birkaç günlüğüne yaşadığımız şehirden birkaç saat uzakta olan şikago’ya geldik. önceki tatillerimizin istediğimiz gibi geçmemesinden de olabilir, bu sefer ekstra bir şey yaşamamıza rağmen aşırı mutluyduk. bunda eşimin de yaramaz çocuk modunun büyük bir payı var. öyleki ikinci günün sonunda kendimi otobüste insanların içinde sesli…

its oh so quite.

en son yazımdan beri yataktan çıkamadım. yarın noel tatilime battaniyeler eşliğinde çıkmayayım diye saat başı tylenol yutuyor sinüslerimi düzenli olarak okyanus suyu ile temizliyorum. eşimden türk olsa bekleyeceğim tepki “ne çektik puercorde be ne çektik” olurdu, kısa zaman içerisinde 3. tatilimiz ve ben gene hastayım. gerçi ötekiler hastane ile sonlandı bu onlara göre çok basit…

connections club.

eşimin kilisesinin bir arkadaşlık grubu var. aynı yaştan insanlar ayda bir toplanıp içip sohbet ediyoruz. ortalamanın biraz üstünde sıkıcı sayılır. her grubun olduğu gibi bu grubunda bir tane yaramazı var. bir önceki yazımda bahsettiğim rebecca bu toplantılara da liderlik ettiği için öyle yasa dışı bir şey olmuyor ama graham bir şişe votkayı blender’da bira ile…

lux.

bazen şu anımı geçmiş zamanda tanımlıyorum, şu an da o günlerden biri… büyüdükçe daha küçük hissediyordum. her geçen gün daha da küçük. ve bugünlerde hiç sevemeyecek kadar küçük hissetmeye başladım. her zaman hayatımda beni heyecanlandıran insanlar olmuştu ve ben çoğu zaman sevmek yerine sadece onların beni sevmelerine izin vermiştim. bazen çok az sevmiştim ama bu…

true believer.

bugün noelin ilk günü. kırmızı süsler karla bütünleşince ne kadar güzel oluyormuş meğer… bu sabah şehrimizdeki santa parade’i az kalsın kaçıracaktık. saati kurmazsak 7 gibi uyanıyoruz normalde ama eğer 10’da bir yere gitmemiz gerekirken saati 9’a kurarsak kesinlikle uyanamıyoruz. aslında daha önce uyanmıştım ama ruhum bir şey yapmak ile yapmamak arasında bir yerde sıkışmıştı sanki, bu…

nightmare before christmas.

hayatta en çok neyden korkuyorsanız onunla bir an önce yüzleşin. en son yazdığım mutluluk dolu içerikten sonra az çok tahmin ediyordum başıma yine kötü bir şey geleceğini ama bu kadarını tahmin etmem oldukça zordu. olayın geçtiği pazartesi günü evimde huzurlu bir gün geçiriyordum, kendimi oyuna vermiştim, dışarıda kar yağıyordu ve her şey çok güzeldi. o…

thanksgiving.

yarın şükran günü ile başlıyor yılın en sevdiğim zamanı. 2013 yılının sonundaki noel zamanı gibi hissediyorum. o günlerde new york’daydım. macy parade’i görebilmek için aylar öncesinden gün saymaya başlamıştım, sonra görünce de keşke televizyondan izleseymişim demiştim. çünkü çok soğuktu ve balonlar resmi çekilemeyecek kadar büyüklerdi. yarın sabah 9’da kalkıp televizyondan izleyeceğim. sonra evde şükran günü…

white christmas.

kimsenin umrumda değil şükran günü, herkes bir anda noel moduna geçti yaşadığım şehirde. her yer oyuncaklarla ışıklarla süslensin çılgınlar gibi mutlu olalım istiyorum, çok kar yağsın istiyorum, herkes gülsün istiyorum. bugün kendime sıkı bir spor programı yaptım garmin connect ile. sabahları hafif tempo yürüyüş akşamları yüzme ile 1-2 ay içerisinde çakı gibi olmayı planlıyorum. türkiye’de…

sixth.

düşelim bakalım eline… gülüyorum ama emin de değilim bir şey hakkında. ruhen yeni bir hayata başlamak sanırım bu hayatta da bazı şeyler için neden olmasın dedirtiyor. yeni bir ülkede, yeni bir hayatım var, neden olmasın ki. olsun hatta. bugün 6. gün devrildi. ama müthiş yorgunum, saati sabah erkene kurmasam kendimi akşama kadar uyuyabilecek kadar bitkin…

3rd.

3 günü başarılı ile geride bıraktım. günün büyük bir kısmında uyumuyor olmam olanları daha çok düşünmeme ve anlandırmaya sevkediyor sanki. yazdığım notları okurken buluyorum bugün kendimi. kardeşimin düğününde bilincimi kaybettikten sonra hep sözlerimde “ben sanki artık başka biriyim, olanların önemi yok gitmek istiyorum, her şeyden vazgeçen bencillik” gibi sözlerin nedenini sanırım bir yere bağlayabildim sonunda….

november 4th.

başlamak yolun yarısıdır derler. aslında bir önceki yazdığım yazının milat olmasını isterdim ama o gün galatasaray maçına üzülünce yine erkenden yattım. dün tüm gün boyunca aktif olduğum, gece yarısı dışında uyumadığım ilk gündü, bugün de ikinci gün. onuncu, yirminci, otuzuncu günü görmek istiyorum… noel yavaş yavaş yerini alıyor yaşadığım şehirde, insanların yılın bu zamanına kavuşmalarına…

nov 2nd.

aslında dünü milat sayıp artık uykulardan kalkmak istedim ama grip aşısı olunca dün de uykulara gitti. genel olarak iyiyim, çok güçlü hissetmiyorum son hastane maceramdan sonra ama psikolojik olarak o kadar da kötü değilim çünkü türkiye’de yaşadığım bilinç kaybı çok daha üzücü ve rezil ediciydi. o halim bugünlere teselli oldu. çok mutlu bir cadılar bayramı…

time traveler.

evi satın alma sürecimiz bizi çok yormuştu. eşim birkaç off gün alıp bunu haftasonu ile birleştirince vermont’taki göl evimize gitmeye karar verdik. ama gittiğim gece uyuyamadım, ertesi sabah da vermont’un sonbahar renklerinde resim çekeriz bari güzel çıkayım diye kuaföre gittim ama tüm vücudum yorgunluktan dökülüyordu bir de çok hassas hissediyordum. benim dokunma duyum yok, ne…

here is the good news.

akşamın 5’inde uyumamak için direniyorum şu an ama her an kafamı yastığa koyabilirim. bir süredir soğuk algınlığım vardı bir de pazar günü buz gibi havada durunca daha da kötüleştim. sanırım sinüzitlerim iltihaplandı. normalde böyle bir durumda çok mutsuz olurum, huzursuz olurum, huzursuz ederim ama bugün tuhaf bir şekilde neşeliyim. iyi haberlerim var kendime. aynaya baktığımda…

number 1918. 

kaç yaş alsam da hiç anlayamadığım, gözümden yaş getirebilecek bir hüzne sahip tek mevsim sonbahar. eminim ki kardeşimin düğününde bilincimi kaybetmeseydim bile şu an başka bir neden bulup gene bu hüzünün içinde bu satırları yazacaktım. evden artık daha çok çıksam da hala bir parçam üzüntülü. hala bir parçamı bir yerde düşürmüşüm gibi. sarı kırmızı yaprakların…

autumn.

bugün aslında yatağımdan çıkıp yaşamaya yeniden başladığım ilk gün. 1 aydır zor günler yaşasam da sonunda kendi huzurumu bulmakla son bulduğu için çok mutluyum. bir şey daha var bu son bilinç kaybından sonra ben sanki duygusal anlamda çok gerilere gittim. zaten çocuk kalpliydim ama bu son olaydan sonra 9 yaşımdaymışım gibi gelmeye başladı. bunu da…

gr.

bugün kendimle ilgili biraz daha umutluyum. uzun zamandır ilk defa bugün kendimi seviyorum. daha önce yazdığım gibi, her zaman ki sonbahar işte, biraz dişimi sıkarsam noeli müjdeliyor bana. eşimle evlere bakmaya çıkıyoruz 1-2 gündür. sevmediğimiz hiçbir şeyi satın almayalım olur mu sözü ile düştük yollara. yarın olmasa da ertesi gün bir yaz boyunca gitmeye vakit…

ginnung.

24 eylül’den beri zamanımın çoğunu şu an da içinde bulunduğum battaniyenin altında geçiriyorum. bu battaniyenin özelliği çok ağır olması. hareketi kısıtlaması bu yüzden uykuya geçiş süresinin çok kısa olması ve altında güvende hissettirmesi. dün doktorumla konuşunca bunun anksiyete için çok sık başvurulan bir yöntem olduğunu öğrendim. sonra uykucu bir reçete ile ayrıldım doktordan, bir süre…

city.

dün kendime yaptığım yapay anne karnından çıktım. yazın son güneşini yakalamak için şehrin sokaklarına attık kendimizi, anlamsızca dolaştık, spor bir bara oturup bira içtik, eve gelip köpeğimizle oynadık. mutlu olmaya çok uzak olsa da huzurlu bir akşamdı. babaannem 2 kalp krizi geçirdiği halde yoğun bakımda hala savaşıyordu. bu sanki torununa verdiği son mesajdı. asla vazgeçmeyeyim istiyordu….

sept 2nd.

tuhaf da olsa babaannemin haberi ile kendime acımaktan ve olanlar yüzünden üzüntü duymaktan vazgeçtim. bir acı diğerini sökmüştü. üzgün ve kırgındım. dün aylar önceden işe başlama tarihim olan 1 ekim’di ve ben deneme süresinde gayet iyi çalışma göstersem de işe başlamayamamıştım. hatta bu tuhaf bir şekilde umrumda bile değildi. tüm gün yatağın içindeydim. işe gitmeye…

last.

olayın yaşandığı 8 eylül tarihinden sonra kimsenin karşısına o halde çıkmak istemediğim için hemen ailemin yaşadığı şehre dönmedim. biraz oyalandım güney şehirlerinde. kötü görünüyordum, bembeyaz görünüyordum, hasta gibi duruyordum. yine de dönmek zorundaydım çünkü yaşlı babaannem son günlerinde beni sayıklıyordu. vedaların en acıtan yanı asla son olduğunu bilmememizdir, gerçi bilseniz daha acı olurlar ya. ben…

september.

sevdikleriniz huzur içinde ölmenize yardım eder, sizi yaşatacak olan ise nefret ettiğiniz kimselerdir. aslında hayatım boyunca kendimi hiçbir zaman büyük bir nefretin içinde bulmadım ama benimde bu evrende sevmediğim insanlar vardı. onları ne kadar sevmeye çalışsam da bir yolunu bulup bende nefret yaratmışlardı. hayattaki tüm başarılarımı da onlara borçluydum. beni azim ve istek sahibi yapmışlardı….

asleep.

arada kola içip üzümlü ekmek yemek için uyanıyorum, hiç ilaç almadan sürekli olarak uyku halindeyim, olmadığım zamanlarda battaniyenin altında ısınıyorum. kendime yapay bir anne karnı oluşturmuş gibiyim. mutlu değilim ama huzur içindeyim, çünkü bu hayatta en sevdiğim şeyi yapıyorum. uyuyorum. evrendeki tüm düşüncelerden arınmış gibiyim veya herhangi bir düşünce benim olduğum yere ulaşamıyor, ben sanki…

exploration.

ilk testin sonuçları moral verici. demans veya kanser bulgusu yok. evimize dönüp seyahatten kalan son kıyafetleri ve olay anında ve sonrasındaki birkaç günün resim ve videolarını da sildik. en çok unutmaktan korkuyorduk ve unutmaktan başka çaremiz de yoktu. birgün hala hayatta olursam bugünleri böyle anacağım… eşime göre 2018 yılında aşırı seyahat etmiştim ve bu beni…

red leaves.

en son yazımdan sonra şikago uçağına atlayıp amerika’ya geri geldim. amerika’dan ayrılmadan önce plastik yeşil kartım elime ulaşmamıştı. ülkeye döndüğümde de plastik kartınız nerede dediler, dedim bende size soracaktım. ödemeyi 2018 mart ayında yaptım, nerede benim kartım niye yollamadınız şu an burada görmek istiyorsanız diye çıkışınca ufak da olsa bir gerginlik yaşadık ülkeye girişte. ama…

keddi.

tüm gün boyunca aklımdan benjamin button’un kitabından bir söz geçti. her şeyi hala hatırlayabiliyorken yazmak istiyorum. aslında başka bir kullanıcı adı ile daha çok yazıyordum ama enterasan bir iş gelince başıma hevesim kırıldı gerçekten, yani ünlü biri değilim ama ifşa olmazsam daha mutlu bir hayat yaşayabilirim. yaşayabilmek derken yani her şey yolunda giderken mutlaka başımıza…

countdown.

eylül sanki en çok onu özlemişiz gibi bir türlü gelmek bilmiyor. 4 aydır türkiye’ye gitmedim, bu yurtdışında geçirdiğim en uzun zaman. daha önce de yurtdışında uzun kaldım hatta amerika’da da kaldım ama arada gidip geliyordum. çok heyecanlıyım, bir yandan da endişeli. 20 gün her şeye yeter hesaplarımızın üstüne oturup düşününce aslında hiçbir şeye yetmeyeceğini gördük….

sat.

hayatın rüyalardan bağımsız olduğunu anlatır bana kediler. rüyamda kediyi gördüğüm an gerçek değildir anlarım. aynı zamanda uyandığımda da kedinin bana kattığı anlamı aşmış olmak onun dışında bir dünyada hala var olabildiğim için mutlu eder beni. ama gene de bir zamanlar kedinin hayatında olduğunu bilmek güzeldir. kedi eski bir dost, ilk arkadaştır. bu hayatta bana ilk…

lift up your hearts.

bugün 4 aydır hiçbir psikolojik yardım almadan mutlu olduğumu bir iki olay dışında hiç bunalmadığımı yada kötü hissetmediğimi farkettim. türkiye’deki en iyi hayatımız amerika’nın en sıradanıyla bile yarışamıyor. daha ilk günümüzden itibaren yaşam kalitemiz gözle görülür bir şekilde arttı. sadece konum olarak değil ben de tuhaf bir şekilde içimde bir ayrılma yaşıyorum zihnimdeki ve kalbimdeki…

follow you follow me.

çok basit bir düşünceydi. sadece kendine dışarıdan bakabilmeyi amaçlayan. zamanın 3. yıla vurması mı yoksa ruhen iyileşmem mi neden buna bilemiyorum, son yazdıklarımdan 2 gün sonra kesin kararımı verdim. eşim ile tatilden dönerken son 100 mile’i benim kullanmamı istedi ama ben 300 mile’in nasıl geçtiğini anlayamamıştım bile düşünmekten. nerdesin dedi, dedim burdayım. değilim. burdayım. burdayım….

idea.

içindeyken farkına varamıyoruz yaşadığımız hiçbir anın. sonra anlaşılıyor sanki her şey, zamanla daha anlamlı hale geliyor ya da en mutsuz olduğunuzu düşündüğünüz an bile eğer üzerinden yeter kadar zaman geçerse tuhaf bir büyü bırakabiliyor. böyle olunca dışarıdan bakmak istediğim bir şeyin daha olduğunu farkettim. biraz dışarı çıkarsam belkide her şeyi görebilirim diye düşündüm. hiçbir şekilde…

lake house.

bu sabah sahip olduğumuz şeylere şükrediyorduk montpelier’e giderken. eşim hep göl evinde sevdiği kadınla birlikte olmayı hayal etmişti, mutluydu. ben ne hayal etmiştim diye sordum kendime. sonra anladım ki ben hiçbir şey hayal etmemiştim ve ben hayal etmedikçe güzel şeyler beni bulmuştu. hayatta böyle mutlu olmuştum. ilk aklıma gelen başarılarımı düşündüm. hiçbirini büyük bir hırsla…

way to vermont.

birkaç gün öncesine kadar bu ayı boşa harcadım, tek dikili ağacım yok diye kendime söyleniyordum. ama yarın göl evimize, perşembe günkü softball maçımızda homerun yaptıktan sonra bugün de ehliyet sınavını geçmenin huzuru ile gidiyorum. bu sabah resimlere şöyle bir baktım da göçmenler ve çocuklar için süper aktiviteler yapmışız aslında. yani olmuş aslında bu ay, sadece…

you shall not pass.

her şey seattle’a ilk vardığımızla yerdeki “you shall not pass” paspasını görmemizle başladı. en çok güldüğümüz tatilimiz kesinlikle bu oldu. ben zaten ne zaman bir yere gitmek istemesem kesin orada çok mutlu olurum. sadece şu an aşırı yorgunum. kısa süre içinde dağa koşarak tırmanıp 350 km bisiklet sürdüm. özellikle dağa koşarak tırmanmak en büyük hayallerimden…

mailbox peak.

sırf bir posta kutusu fotoğrafı çekmek için 4400 feet tırmandığımıza inanamıyorum. dünden beri hareketsiz yatıyorum çünkü en ufak hareketimde bacak kaslarım acıyor. bir sevgi ölçüsü olarak dağ olayını anlayamıyorum, neden sevdiğimizi ispat etmek için bir dağı delmek, dağa çıkmak veya dağdan atlamak zorundayız. bu dağ ile derdimiz nedir. bugün aslında bu yazdıklarımdan çok daha güzel…

michigan.

1,5 ay oldu amerika’ya taşınalı. başlarda “hayır olmaz ben burada yapamam korkusu” yaşasam da birkaç gündür sanki hep burada yaşamışım gibi gelmeye başladı. turist olarak gelince bambaşka bir ülke iken yaşamaya başladığınızda kendinizi çok farklı bir yaşantı içinde bulduğunuz bir yer amerika. kısa sürede alıştım her şeye. belki de hayatımın çoğunu farklı şehirlerde ve ülkelerde…

hep 5 yaşında.

13 haziran 1984 günü öğle saatlerinde dünyaya gelmesi beklenen bir bebekken herkes gibi annemin karnından ayrılmayı başaramamıştım. 24 saat sonra kalbimin artık atmadığı, doktorların beni annemin karnından alacağı o tüm ümitlerin kaybolduğu an sanki birden bire kaderim yazıldı. inadına bu dünyaya gelecektim. ne olursa olsun savaşacaktım, benden tüm ümitlerin kesildiği an bile ben dönecektim. ben…