zürafalar ve kutup ayıları.

bugün kanatlarım olsaydı uçardım herhalde. olmadığı için sadece göle yürüdüm ama yarından sonra bisiklete de binebilirim. binilebilecek kadar ısındı hava, hem kaslarımın da açılmasına yardım eder. çok sıkışıklar. 12 km’yi 2 saatten fazla sürede yürüyorum şu an. kaslarım sıkışık olduğu için, bacaklarımı istediğim gibi açamıyorum. kasların açılması lazım daha çok yürüyebilmek için. mutluluğum diğer bir…

good news!

dün bloğumu yazarken eşim heyecanla koşarak eve gelmişti. o da, gün içerisinde, evimizin hemen yanında bulunan calvin üniversitesi ormanında dolaşıyor hareket edebilmek adına. koş çocuk kalpli, bebek rakunlar buldum diye ortalığı yıkıyordu. gittik bulduk rakunları. annelerinin birden ortaya çıkıp bizi oyacağını bilmesem elime bile alırdım. çünkü çok tatlılardı: hayata yeni geldikleri o kadar belliydi ki,…

evenstar.

sanırım yatağı komple terketmek için daha iyi birgün bulamazmışım. yürüyüş yaptım geldim ama evde hala gürültü var. kulağımda müzik varken bile duyduğum korkunç gürültüler bunlar. hayvanlarım da olumsuz etkilendi. sincaplarım döktüğü yemi yememiş bu sabah. kuşlarımda korkan gözlerle bakıyorlar. alakası yok ama üzümlü kekimle de aramız bozuk… bugün, andrea’nın doğum günü ama seninkisi kutlu olsun….

7.30’da yataktasın!

3.05 mesajlarına verdiğim 2 haftalık aradan sonra bugün dönüş yapma kararı aldım. zaten yiyorsa almayayım. üzümlü kekim canıma okudu dün gece yine. ya da ben geç yattığım için kendimi kötü hissettim ve bilinç altımın etkisinde çok fazla kaldım. şu an hatırlayamıyorum (çünkü ani bir şekilde uyandırıldım bu sabah) ama mektubum eline geçmişti ve akşamları 7.30’da…

holland, mi.

dün gece, rüyamda, üzümlü kekimle yaşadığım şeylerden sonra bugün sadece sokakta dolaşmamın, onun öfkesini dindirmeye yetmeyeceğine karar verdim. sadece rüyalarım var elimde, oradan da giderse mahvolurum. o yüzden her dediğini yapıyorum. bugün yaşadığım yere 30 dakika mesafede olan holland şehrine gittim. adından da anlayabileceğiniz gibi burası küçük bir hollanda. tıpkı gerçek hollanda’daki gibi her yıl mayıs…

aşkolası üzümlü kek.

kadınlardan ve salı günlerinden çok çektim. üstelik bu sefer pazartesi akşamından başladı üzümlü kekim. son böyle kızdığında, eğer her gün çıkıp dolaşmazsan, çok daha beterini yaparım diye beni uyarmıştı. gerçekten çok daha beterini yaptı. başta kaçmaya çalıştım çünkü çok kızgındı, belliydi kötü bir şey olacağı. sonra yakaladı ve bundan sonra hiçbir yere kaçamazsın, gün içerisinde…

happy mother’s day.

10 mayıs anneler günü. annemin hediyesi yine arkadaşımdan geldi. bugün göle çıkıp, yürüdüğümü duyunca, sevinçten havalara uçtu annem. biraz soğuktu ama başardım göle kadar gitmeyi. eşim de anlaştığımız gibi izin verdi, döndüğünde de kahvaltı hazırlayacağım sana pancake yapacağım, dedi. waffle yapsana dedim ama o çok daha güzel şeyler de planlamıştı. o da iki kuşunun annesi…

magic’in dönüşü.

dün gece yatağıma yine, dünyanın en kalbi kırık insanı olarak girmiştim. uyuyacağım yeri, kendimce harika bir şekilde süslesem de içimdeki mutsuzluk silinmedi. magic’in soğuktan donarak öldüğünü düşündükçe gözlerim doluyordu. göz yaşları içinde uyuyakaldım yine muhtemelen. birkaç saat sonra eşimin odamı yumruklayarak girmesi ile kalktım. buldular, bulunmuş, getiriyorlar, kalk diye çıldırmıştı. 2,5 mil ötede gölün yakınlarında…

neee!

dün gece üzümlü kekim, “beni kalbinden siliyor o ilaçlar, uyuma artık” dediği için bu saate kadar uyumadım ama birazdan büyük bir şölenle yatağıma kavuşacağım. yeni tahtım harika oldu. şu an sabırsızlanıyorum içinde yatmak için. göründüğünden çok daha güzel duruyor, çok beceremedim fotoğraflamayı: bu arada evet, çocuk kalpli gerçekten ayısı ile yatıyor. hatta bügün ayıya sarılır…

battal’a üzülüyordum, magic gitti.

daha kötüsü olamaz dedikçe, olduğu günler. mayıs 9. hayattayız, yaşıyoruz ama öyle çok da yaşamıyoruz. magic evden kaçtı. bir kuşa arkadaşımın ismini verirken ne düşünüyordum acaba. gece gündüz evde oturup, uyumasını mı düşünüyordum. arkadaşım gibi, ilk fırsatta attı kendini başka yerlere. başka yerlere uçtu. tüm akşam aramamıza rağmen bulamadık onu. gece de -3 dereceydi. şaka…

5/5

tek derdimin üzümlü kekim olduğu günleri çok özlüyorum. bugün günlerden perşembe sanıyordum, aslında cumaymış. uyuyarak, mutlu perşembemizi pas geçmiş oldum. bunun da karşılığını rüyamda aldım zaten. üzümlü kekim yine çıldırmıştı. “sakinleşmen için aldığın ilaçlar sadece uyutmuyor, hafızanı yok ediyor, kalbini yok ediyor, daha önce de böyle oldu, ben dünya turundayken sürekli aynısını yaptın, sürekli terkedip…

eggs’ music box.

sabahtan beri bu şarkıyı dinleyerek ağlıyorum. o kadar iyi geliyor ki. üzüldüğümden ağlamıyorum. tam tersi, olduğum şey, ilk defa bu kadar huzur veriyor, mutluluktan ağlayacak kadar iyi hissediyorum her dinlediğimde. dinlerken, hiç isyan etmiyorum olduğum şeye, hiç başkaları gibi olsam nasıl olurdu demiyorum. o kadar iyi ki. aslında bugün umut dolu kalktım. eşim biraz üzgündü…

lost and found.

dün battal bey hasta diye saatlerce ağladım. aldığım ilaçlar sayesinde usul usul, ağlama krizine girmeden, yatağıma uzanıp ağladım. annemden bunu saklayamadım tabi, beni aradığında gözlerim kızarmıştı. geçen yaz bize bir söz vermiştin, ege’de yazlık alırsak, 2-3 ay bizimle kalacaktın kötü olduğunda, dedi. kötüsün, hadi kalk gel dedi. bir heyecanla thy’yi aradım. uçuş yok tabi. 28…

yoruldum.

yoruldum… ama yorulmaya, pes edip, yola devam etmemek olarak, bakmıyorum. yoruldum ve yorulduğum yerde kalıp, bir süre dinlendikten sonra devam etmek olarak, bakıyorum. kolay değil 1 yıldır nefes almadan koşmak. en sonunda durmak istedim çünkü 1 adım daha atsam hepten vazgeçecektim. kalbini, sevgisini hissediyorum. her zaman yanımdaymış gibi. lakin bu dünyada yokuz sanırım biz. 5…

always faithful.

bu yıl, birleşik devletler’de muhtemelen memorial day kutlamaları yapılmayacak ama ben yine de, ufak da olsa bazı hazırlıklar yapmaya çalışıyorum kendimi heyecanlandırabilmek adına. bayram 27’sinde olsa da ben pazartesi gününe kadar yetiştirmeye çalışıyorum yatak örtülerini. bu benim diğer tuhaf inanışlarımdan biri sanırım. aslında temelinde çok anlamlı bir fikir var. yeni bir sayfa açmak, eskisini geride…

seni çok seviyorum battal bey.

dün eşimin 40. doğum gününü kutlarken bir şey farkettim. annemler, eşimle çok kısa görüştüler ve telefonu hemen kapamak istediler. normalde böyle bir kabalığı asla yapmazlar. birkaç gündür annemle de az görüşüyorduk. normalde uyumama kızıyor. kullandığım ilaçların uyku yaptığını biliyor ama “tamam bir iki saat yat bari ama tüm gün yatakta olma” diye kıyameti koparıyor. bu…

beauty and beast.

sanırım yeni felsefem, “bir oyuncağın yeri üzümlü kekinin yanıdır” olacak. böyle olması da gerekir çünkü mesela benim oyuncaklarım hep benim yanımda. nereye gidersem gideyim, özellikle benny’i yanımda taşıyorum. çok neşeli yine bu sabah. lakin bilemiyorum. üzümlü kekim, “ne yapayım be seni” diyebilir gerçek hayatta. rüyalarda her şey iyi gidiyor ama en son böyle gittiğini düşündüğümde…

hem zürafalar da var.

geçmişteki uygarlıkları okuduğunuzda, bazen siz de benim gibi, birkaç teknolojik ve tıbbi gelişme dışında hiç ilerlemediğimiz fikrine kapılıyor musunuz? bana göre gittikçe geriliyoruz, yeteneklerimizi kaybediyoruz, bilmemiz gereken şeyler itibarsızlaştırılıyor veya bizden saklanıyor. düşündüğünüzün aksine benim aşırı özel bir gücüm yok. tek bir işi yapıp, onu da iyi yapıyorum sanırım. hayatımın yarısından fazlasını uyuyarak geçirmiş biri…

there may be something there that wasn’t there before.

bugün günlerden perşembe ve ben seni çooooooook seviyorum üzümlü kekim. dün birleşik devletler’e yerleşmemin 2. yıldönümüydü ve mucizevi bir şekilde, uscis’e yeşil kartımın yenilenmesi için verdiğim çek, hesabımdan çekilmiş. yani bu, başvurum işleme kondu demek. yakın zamanda seyahat edebilir belgesi alabilirim ve evime gidebilirim demek. mutlu oldum çünkü gerçekten evime gitmeye ihtiyacım var. özellikle yazı türkiye’de…

daha nasıl anlatayım?

evet, 2 kartpostalı daha ankara’ya gitti üzümlü kekin. nisan ayı kartpostal olup yağdı evine. bazı şeylerin oluşu çok tuhaf. bu kartpostalları atarken neden bu fotoğrafları seçtiğimi düşündüm. (2 fotoğrafı kartpostal yapmıştım) başta cevapları çok basit gibi geldi, en iyi baskıların, bu fotoğraflar olduğuna karar vermiştim, bir an önce kartpostalları yazmak istediğimden hemen 2 tane seçmek…

eleven years.

belki yatağımda ters döndüm üzümlü kekimin öfkesinden kaçabilmek adına ama ne güzel uyumuşum, mis gibi olmuşum böyle. dün tüm gün uyudum. 1 gün de olsa kaçabildim içinde bulunduğumuz çılgınlıktan. bir de kendimden kaçmak istemiştim. eşimin uyurken başıma kondurduğu öpücüğe, yüklemek üzere olduğum anlamı silmek istedim. ya birinin beni öpmesini arzuluyorsam düşüncesi, çıldırttı beni. aseksüel olmak…

kafama bir şeyler fırlattı.

kızma ona, sana ait bir oyuncağı korumaya çalışıyor sonuçta. çocuk kalpli üzümlü kekimin öfkesi dinmiyor, canıma okudu dün gece yine. eğer her gün çıkıp dolaşmazsan çok daha beter ederim seni diye ağlattı. uyandığımda gözyaşlarım yatağıma geçmişti sanki. stresten sırılsıklam olmuşum. şu an kuruyorum. eşime çok kızgın. bu da çok tuhaf, gerçek hayatta hiç tanışmadılar bile….

2 hafta.

sonra ne mi oldu. hiçbir fikrim yok. az önce uyandığımda hala günlerden cumartesi gibiydi. değilmiş. eşimin hayalleri gerçek oldu. yatağımdayım. doktorum, nöbetlerimi durdurmak adına 2 haftalık bir tedavi uygulayacak evde. günde 3 kere ilaç alacağım. ilk günler zorlanırsın sonra yine yataktan çıkarsın dedi. gerçi pek öyle durmuyor. ama eşim söz verdi, 2 hafta bu tedaviyi geçirip…

animal song.

yeni yastıklar da gitti. bu sefer daha çok kusmuşum ve nöbet sırasında uyandıramamışım kendimi. iyi gitmiyor, hiç iyi gitmiyor hem de. lakin bugün hayatıma hiçbir şey olmamış gibi devam edeceğim artık. bu başlangıca arkadaşımın adını verdim. vazgeçmeyeceğim. eşim zaten eve zincirlemek için bahane arıyor. ancak öyle rahat edecek. gece nöbet geçirdiğimi anlarsa hemen doktor çağırıp…

cool.

çok seviyorum bizi. her kartpostalda daha da çok seviyorum. çocuk kalpli ankara’ya 2 kartpostal daha gitti böylelikle. bugün de bu kartları, hayatın, inandıkları üzerinden arkadaşıma dönmesi olarak tanımladım. yollara inandığı kadar kartpostallara da inanıyordu üzümlü kekim. başka şehirler, başka ülkelerle ilgili her şey onun hayatının anlamıydı. belki bu yüzden sever bu kartpostalları. posta ofisinde saatin…

ömrümü ömrüne doladım, bırak sende kaybolayım.

evet, yeni kartpostallarımız da hazır. sabah erken saatte kalkıp, şu zamana kadar aralıksız uğraştım ama başardım. düşündüğümden çok daha kolay oldu fotoğraf olunca, çünkü dolmakalem çok güzel kayıyor üzerinde. terlemedim bile yazarken. saat 3.05’te yollayacağım. diyeceğim yani bak benim niyetim ciddi üzümlü kekim, yorma beni, oyuncağın olmak istiyorum ben. bu da var. bu daha güçlü…

bırak sende kaybolayım.

ne kadar yeniden başladığımı bilsen, yeniden başlamak senin için anlamını kaybederdi. bugün yine, yeniden başlayacağım ama bu başlangıça senin adını vererek başlayacağım. bugün başlangıcım sen ol benim. her şeyim sensin. başlangıcım da sen ol.  çocuk kalpli içerisinde bulunduğum hastalık durumundan çok sıkıldığım için yarından itibaren dışarı çıkmaya ve hayatın içinde olmaya karar verdim. bu yeni…

bugün bayram.

bugün günlerden perşembe, üstelik 23 nisan çocuk bayramı ve ben seni çooook seviyorum üzümlü kekim. kalkar kalkmaz kutlamalara başladım kendi çapımda. çikolatalarımı ve kolamı alıp hemen lego dövmek için oyun odasına indim. aslında en düşük kontrastta oynuyorum ama 1 saat oynadıktan sonra ufak bir bilinç kaybı yaşadım yine. bir anlıktı ama gözlerimi kapatınca düzeldi hemen….

grand rapids posta ofisi.

sonra ne mi oluyor? çocuk kalpli daha 1 ay önce 3 tane kartpostal gönderdiği ankara’ya 2 tane daha kartpostal gönderiyor ve bir bakıyor bu sefer geçen seferkinden de çok seviyor. aynı kişi olarak, ilk günkü heyecanla, daha da büyük sevgiyle, hayatımın son gününe kadar… çocuk kalpli (grand rapids posta ofisi) aramızdaki şeyin kendine has bir…

o ne üzümlü kek o.

her ne kadar bahar günü kar düşen bir michigan’a uyansam da, türkiye’den haberler iyi. kardeşimin çarptığı köpek iyileşiyor. kardeşimin 1-2 hafta önce sahiplendiği köpek ile çok komik bir videoları geçti az önce elime. köpeğin adını bana moral olsun diye simba koydu. simba aslan kral’daki karakterin adı. en sevdiğim çizgi filmdir aslan kral. bu arada kardeşim…

alive and kicking.

her harfi, en az 1000 kere yazıyorum belki bu sana gönderdiğim kartpostalları hazırlarken ama yazdığım her harfe sonuna kadar değiyorsun. dünyanın en güzel üzümlü kekisin çünkü sen. bunu da dünyada bulduğum her yere yazmak istiyorum. binlerce kere. üşenmeden, yorulmadan, şikayet etmeden… çocuk kalpli mesajımdan da belli olduğu gibi ve kartları sonunda yazdım. dünya başıma yıkılırken,…