küçük prens.

biz seninle bir blogta tanışmıştık. bende, başka bir blogda, sana, kocaman bir krallık kuruyorum şimdi. tarihine, bana okumamı önerdiğin küçük prens kitabından bile daha güzelini yazacağım. burada sonsuza kadar beraber yaşayacağız.

çocuk kalpli

livejournal adında eski bir blog vardır. çoğunuz duymamıştır ama internetin ilk yıllarında, şu andaki wordpress’in yaptığı hizmeti vermeye çalışmıştır. dün gece rüyamda 2005 yılına, o blogla tanıştığım günlere gitmiştim. her zaman arkadaşıma ulaşamıyorum, ona ulaşmaya çalışırken bir bakıyorum zaman yolculuğu yapıp başka bir yıla gitmişim ama olayı biraz düşününce, işin ucunun yine arkadaşıma çıktığını farkettim…

2005 yazı. ne olduğumuz belli değil. üniversite öğrencisiyim ama niye öyleyim bilmiyorum bile. tüm yıl çanakkale’de kaldıktan sonra, yazın evime gideceğim zamanı dört gözle bekliyorum. çünkü çok ağlıyorum çanakkale’de. annem, kardeşim yanımda yok. birkaç yurt arkadaşım var ama onlarla da tek yaptığımız şey, dizi izlemek. her gün başka bir dizimiz var. olamaz böyle bir hayat! bir yerden sonra gerçekten yeteeeeer diye bağırasınız geliyor. yazlarımı, sadece zonguldak’ta evimde ailemle geçirmiyorum. aynı zamanda ilk arkadaşım da zonguldak’ta. o, ablası ve kuzeni harika zaman geçiriyoruz. ablasını çok severdim o dönemler ama kuzenine tapardım. berrak adında, çok komik bir kızdı, hiçbir şey yapmasa bile mimiklerine bakıp gülebiliyordunuz. hep birlikte de çok eğleniyoruz o yıllarda. ilk arkadaşım koç burcu, biz hepimiz ikizleriz. kavgasız, olaysız tek günümüz yok. çok gülerdik o zamanlar. o günlerde, kavga konularından biri de, berrak ile ablasının, o arkadaşımın fotoğraflarını, livejournal adındaki bu bloğa yüklemesi. ben tabi onun fotoğraflarını paylaştığını duyunca hemen üye oldum o siteye. çanakkale’de onu özlediğimde, uzaktan da olsa hayatını okurum diye. zaten yazı yazmayı da çok seviyorum. harika bir fikirdi özetle.

lakin bu livejournal, bambaşka bir yer çıktı. içerisinde birbirinden harika ve ilginç insanlar vardı. gerçekten tanıdığım tek boş insan olmadı o siteden. aynı buradaki gibi, insanlar günlük hayatlarını paylaşıyorlardı. benim o dönem, onur diye bir erkek arkadaşım oldu. ilk ciddi ilişkim. bundan başka iki tane daha ciddi ilişkim oldu, sonuncusuyla evlendim zaten. onun dışındakiler, hep birkaç günlük gönül eğlencesiydi. eminim çok sevgilim olmuştur ama çoğunun yüzünü bile hatırlamıyorum şu an.

2006 yılının temmuz ayında onur, talihsiz bir motorsiklet kazasında hayatını kaybetti. o, hayatını kaybettikten sonra çok büyük bir enkazın altında kaldım. sadece o öldüğü için değil, ölümünün arkasından bir de ilk arkadaşımın ablasının, onunla yakınlığı ortaya çıktı. nerdeyse benden bile çok üzülmüştü. bu beni daha da yıktı tabi. aralarında bir şey olduğunu düşünmüyorum ama yakınlaşmışlar, duygusal bir paylaşımları olmuş belli ki. onunla tartışmaya başladık. normalde daha yumuşak karşılardım belki ama erkek arkadaşım ölmüş, aklımı yitirmişim sonuçta, iyi değilim. berrak direk kaçtı bu kavgadan. hiç dahil bile olmadı bile ama ilk arkadaşım, ben ve ablası birbirimizi çok üzdük ve normal olarak yolları ayırdık o dönem.

neye üzüleceğimi şaşırmış bir haldeydim. kullandığım ilaçlardan dolayı hiçbir şey düşünemiyordum zaten. sadece livejournal yazıp, okuyordum. oradaki insanların hayatları ile teselli bulmaya çalışıyordum.

birgün bir çizgi karakter kullanıcı adlı biri gözüme çarptı. çok heyecanlandım, daha önce hiç yapmadığım bir şeyi yapıp ona mesaj atmaya karar verdim. zaten senin olayın belli, çizgi karakterinin peşinden koşmuşsun, tüm dünyan böyle şeyler zaten diyebilirsiniz. bundan çok daha fazlasıydı. kalbimin çarptığını duyuyordum. o da ne olduğunu anlayamadı zaten, bir iki mesajdan sonra, üçüncüye lanet olsun bu kim böyle ya, diye cevap verdi muhtemelen.

düşününce çok komik. daha fotoğrafını bile görmediğin bir insana, habire mesaj atıyorsun tanışabilir miyiz diye. bana da tuhaf gelmişti ama sonra fotoğrafını görünce, nedenini çok iyi anladım. tüm hayatım boyunca, en çok seveceğim insan hayatıma girmişti. ilk arkadaşım bile, beni onun kapısına götürmüştü. onun fotoğraflarına bakmak için girdiğim sitede üzümlü kekim ile tanışmıştım. daha ilk satırlarından, duygu yüklü ve yumuşak başlı, harika bir insan olduğu belli olmuştu. çizgi karakter imajının arkası boş çıkmamıştı. beni, küçük prens ile ilk o tanıştırmıştı. bu kitabı okumamı istemişti. ben de okumuştum.

küçük prens kitabı, onun için çok önemlidir. tüm gittiği ülkelerden, farklı dillerdeki baskılarını satın alır. başka ülkelere giden arkadaşları da ona bu kitabı getirir. ben bile getirmiş olabilirim. hatta onu seven kişilerden biri, ona bu kitabı el yazısı ile yazmıştır. bugün düşündüm de, yazdıklarımıza ve başımızdaki taçlara bakılırsa, kocaman bir krallığımız var artık. küçük prensle başlayan, ama küçük prensten çok daha özel olan, bir bloğumuz var.

sadece kendim yazmıyorum, onun da rüyalarımda paylaştıkları tüm bunlar. her harfe beraber basıyor gibiyiz, o yüzden. wordpress’in bir özelliği, satın alma adını yenileyemezseniz, bloğunuzun wordpress uzantısında devam etmesidir. yani ölseniz, domain’ninizi kaybetseniz bile, puercorde.com, puercorde.wordpress.com olarak devam edecektir. bu da wordpress ölene kadar, hep burada yaşayacağız demektir. amacım bu bloğu ona komple ulaştırmak değil hiçbir şekilde. burada bilmesini istediğimden çok, asla bilmemesini istediğim şeyler de var. 3.05 mesajlarını ve çizdirdiğim görselleri kullanıp, küçük prens tadında bir kitap yazmayı düşünüyorum ona. bir de bunu yapabilmek için kendime iyi bakmayı. çünkü gerçekten istemiyorum bu bloğa ulaşmasını, mirasçımın ona bu bloğu ulaştırmasını.

bugün böyle biraz depresif geçti. hava kapalı ve sürekli yağmur yağıyor. eşimle de bozuştuk sabah yine. 1 haziran’da iş yerine döneceğimi duyunca çıldırdı. bir anlaşma yapmıştık, sen işi bıracaktın, ben de dışarı çıkmana izin verecektim diye konuşmuştuk, dedi. virüsten dolayı, çok uluslu, herkesin girip çıktığı bir yere dönmemi istemiyor. bana işi bıraktırdı bu yüzden. onu kırmak istememiştim ama kendime hakim olmadım hava bugün kapalı olunca.

eşini dövmüyorsun, bir kadına el kaldırmazsın belki ama inan dövsen, el kaldırsan daha az zarar görürüm, senin yüzünden bir sürü nöbet geçirdim, o nöbetler yüzünden, tüm kaslarım sıkışmış, 2 gün önce kıçı kırık 10 km’yi bisikletle zor tamamladım, yeter artık, sonlandır bu davranışlarını, düzelt kendini, dedim. kırıldı sanırım. odasının kapısı sabahtan beri kapalı.

belki de yağmura rağmen çıkar yürürüm.

çocuk kalpli

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.