emmet is getting married today!

amerika’da haftaiçi-haftasonu ayırt etmeksizin, gün sabah 6.30’da başlar. yazın daha da erken kalkıyorum ama dün gece geç yattığım için bu sabah sürünüyordum 6.30’da. bu yüzden mart ayı boyunca, akşam 6.30 dedi mi en geç yataktayım.

becca gelmişti bu sabah. bana olan kızgınlığı geçmiş. dün mesajlaşmıştık zaten. ne bu halin, teorik olarak sana yalan söylemedim ki, senin için hasta olmayı göze aldım bir de olaya böyle bak, diyince yumuşadı biraz. ne yapacağım ben seninle gerçekten bilmiyorum, resmen başıma bela oldun yazmış. bu sabah geldi ama iyileştim mi diye. kruvasan almış. sadece haftasonları çikolatalı kruvasan pişiren bir pastane var burada. bayılıyoruz ona. cumartesi günlerimizi mutlu ediyor. almış gelmiş. uyuyarak ısırırken muhabbet ettik. o benimle, eşi eşimle konuşur bu kahvaltılarda. eşimle eşi, siyaset konuşurken, becca ile biz, benim aptallıklarımı konuşuruz.

ona dün gördüğüm rüyayı anlattım. gerçekten böyle bir şey olsa ona söylemekle korkutur muydun, diye sordum. gerçekten merak etmiştim çünkü ne olursa olsun arkadaşıma asla söylemek istemiyorum bu geçirdiğim hastalık olaylarını. ilk tepkisi şu oldu:

-pasaportun nerede?

hahaha. ya becca ne yapacaksın pasaportumu, zaten seyahat kısıtım var şu an. istesem kendi ülkeme bile gidemiyorum. yazın evraklarım uscis’e ulaşınca pasaportumu damgalatacağım eve gidebilmek için. babam yazlık aldı ona bile gidememe durumum var deli misin desem de aldı yine pasaportumu.

hayrını gör. başka ülkede kollarını açmış beni bekleyen var sanki. güldüm sadece bu haline. sana hayatta güvenmem bu saatten sonra diyip durdu ama sorumu da aydınlattı. tam olarak ne olacağını görmüşsün, dedi. kafan en azından rüyanda çalışıyor demek ki, diye devam etti. ben hala gülmekten konuşamıyorum. öyle komik ki hali, zaten tek bir şey desem vuracak bana. bu pasaport hep bende kalacak bundan sonra, olur da birgün böyle bir şey olursa ona gerçeği söylemeden asla bir yere gidemeyeceksin, dedi.

buna gerçekten inanıyor musun, daha kısa süre akıl hastanesinde beraberdik, nedir böyle düşündüren seni, diye sordum. bilmiyorum, tüm bu olanlara rağmen içimde iyi bir his var onunla ilgili. ayrıca ben sana artık hiç güvenmiyorum, beni kandırmak için hasta olmayı göze aldıysan onu kandırmak için kim bilir neler yapmışsındır diye bir daha kızdı.

bebeğim zaten sen bu dünyaya bana kızmak ve laf sokmak için gelmişsin. sen sandığım şey de benim yüreğimmiş. dönücem ama ben yolun başından. annem 1, sen 2 bıktım ama ben. hahaha. bu konuşmamayı unutmamak adına blog gireyim dedim. bizim tüm konuşmalarımız böyle komik bununla. çok eğleniyoruz beraber.

mutlu bir güne uyandık. gidip kuş alacağız. emmet ne tepki verecek yeni kuşa çok merak ediyorum. bu arada ne olduğunu bile anlayamadan aziz patrik günü gelmiş. geçen sene şikago’ya gidemediğim için çok üzülmüştüm. bu sene ya oraya ya da göle yeşil boya dökülen başka bir yere gitmem lazım. bahar da gelmiş gibi bugün. yerde kar kalmamış yine. güneşli de bir hava. tabi michigan şartlarına pek güven olmuyor. geçen sene nisan’da da kar yağdı ama bu kış, tuhaf bir şekilde ortalamanın çok üzerinde sıcaktı. (size göre yine soğuktu burada sıcak dediğin -5 -10 arası yine, şu an da -6, bakmayın bu güneşe)

IMG_5074

bu da yine camda. zaten bu beni 6 gibi kaldırıyor. bu bakışın anlamı da, gördüğüm kadarıyla uyanmışsın hani benim fıstığım?

IMG_5077

bu aralar çok blog girebilirim, çünkü uyumayacağım mart ayı boyunca. netflix ve playstation’mı daha çok kullanmayı düşünüyorum. yapacağım bunu. başaracağım. bir yerde uyuyakalsam da, uyanınca hiçbir şey olmamış gibi devam edeceğim. tabi arkadaşıma göndereceğim kartlar da yazılacak bu süre boyunca. hatta diyorum ki bir tane daha çizdirip onu da mı yazsam uyanık kalabilmek adına. yazayım bir kenara koyayım, alakasız başka bir zamanda yollarım. zaten en iyi ihtimalle arkadaşım bu kartları 1 yıl sonra okuyacak. daha uzun bile sürebilir. ev izinlerinde başka ülkelere giden birisi. tüm tatil boşluklarında başka ülkeleri dolaşıyor.

ama bir şey de diyemem. en iyisini yapıyor kendi için. öyle izinsiz, gezmesiz katlanabilecek bir işi yapmıyor. ben burada benzer işi çok daha basit şartlarda yaparken yıpranıyorum. hep aklımda, 6 ay sonra istifa edip başka bir şey yapacağım planları var. yaptığım şey de çoğu zaman sigorta şirketleri ile kavga edip hastane masrafları pazarlığı yapmak. broker oldum burada. ama bunun da ekmeğini ayrı yedim. kendi sağlık sigortama aylık 500 dolar ödüyordum geçen sene. bu sene 800 oldu o rakam. sonra mültecilere yardım ederken, bir baktım marketplace ilanlarında, kısıtlı sayıda düşük sigorta poliçesi hediye etmeye karar vermiş michigan eyaleti. eğer fazla para kazanırsa eyalet, yine halka dağıtıyor. ümidim yoktu ama başvurdum. kabul etmişler. ayda 50 dolar ödüyorum şimdi ve her hastanede geçiyor. mucize gibiydi. aslında sigorta masraflarımı eşimin babası ödüyordu ama ben çok mutlu oldum bu duruma. o da mutlu oldu. amerika’da çok tartışılıyor bu sağlık sistemi. çok sıkıntı bir konu. çözüme kavuşacak gibi de değil. aylık ortalama 3000-4000 dolar kazanıyorsunuz, asgari ücret bile 2000 dolar, ödeyin sağlık sigortanızı deniyor.

amerika bir mülteci için gelinebilecek en kötü ülkelerden biri. bugün türkiye’nin sınırı açması iyi oldu gibi görünüyor ama bakalım o insanlar avrupa’da yapabilecekler mi? buraya gelenlerden bazıları, burada başaramayıp savaş yaşanan ülkelerine geri dönüyorlar. amerika bir şey sunmadığı için değil, gelen insanların hiçbir şey ile uğraşacak bir psikolojisi yok. uğraşanlar hep güney amerikalı çünkü dil avantajları var. burada ispanyolca ikinci dil. her şeyi anlayıp, uğraşıyorlar. onlar bize bile bırakmıyorlar zaten ama afrika’dan gelenler hep bir muallakta.

keşke dünya herkesin içinde mutlu yaşayabildiği ülkelerden oluşsa. nedir bu çektiklerimiz ya. off. neyse, bugün küçük mavi oğlum evleniyor. çok mutluyum.

çocuk kalpli