what a coincidence!

bugün şunu bir kere daha anladım ki, ben sahtekarlık yapamayacak kadar aptal biriyim. cuma günü maç izleyebilmek için kendimi hasta ettim, gizli gizli maçı da izledim ama sevincimi gidip facebook’ta paylaştım ve becca bunu gördü. instagram’da paylaşıyorum hikayeyi ama o anın sevinci ile facebook’ta paylaşa da basmışım. instagram’ı yok ama facebook’ta gördü. ikinci bir hata ise bu kadar hasta haldeyken işe gitmem oldu. direk suçlu psikolojisi. normalde burnum aksa işteyken, eve geliyorum. bugün ateşler içinde yanarak işe geldim. becca direk konuya girdi zaten soğuk bir günaydından sonra. çok tuhaf bir tesadüf oldu dün, hasta olduğun gün, sana asla izletmeyeceğim maça denk geldi, dedi, tamamını izledin mi diye sordu. izleyeyim mi dedim? o an eline ne geldiyse kafama fırlatmaya başladı, ben de ya arkadaşım sana ruhunu mu gönderiyor, nedir benim sizden çektiğim diye gülüyorum o sırada. (bu arada geceki rüya notlarımda arkadaşımın yine maç izlediğim için kızması vardı)

noel’de üzüldüm kutu geri döndü diye ama sen kesin haketmişsindir, kim bilir bana anlatmadığın daha neler ettin arkadaşına, ben sana hiç güvenmiyorum, bundan sonra onu tutucam diye azarladı ve dövdü beni.

aşkolsun becca, yalan mıydı yani şimdi yaşadıklarımız? hahaha.

lakin ben pişman değilim. şu an rengim beyaz ile sarı arası bir renk, 39 derece ateşim var, tüm sinüzitlerim iltihaplandı ama çok mutluyum. bu maçı kaçıramazdım. ayrıca 20 yıl sonra fenerbahçeyi sahasında yendiğimiz bu maçı kaçırsam, becca ile de aramız eskisi gibi olmazdı. en azından uzun bir süre surat yapardım.

sonucum iyi çıktı. epilepsi hastası değilim. sadece biraz kafam kırılmış oldu yine. lütfen gelecek sefere odunla vur. hem daha az hasar alırım hem de yanımda olursun. seni çok seviyorum. geçti işte, düzelttim bak. şimdi tüm gücümle daha iyisini yapacağım.

çocuk kalpli

soğuk algınlığı ilaçları yazdırmak için urgent care’e gittim. bekleme sırası da 2 saat olunca dedim belki eeg sonuçlarım çıkmıştır ya da çıkmasa bile doktordan randevu alırım sonuçları konuşmak için. normalde aradığımda hastane sistemi üzerinden ulaşmaya çalışıyorum, telefonda 3’e bas 5’e bas, tekrar dinle, üst menüye dön, bildiğin deli oluyorum. hazır vaktim var, halledeyim bu işi.

gittim, sonucum çıkmış. a ne güzel randevu alayım o zaman konuşmak için dedim, sekreteri bugünkü randevularından birinin gelmediğini, beni alabileceğini söyledi. oturduk konuştuk doktorla. dediği şu; geçmişte yoğun şekilde kullandığın xanax’lar, otizm’in sana yarattığı huzursuzluk ile birleşince ortaya epilepsiye benzer nöbetler çıkarıyor ama 2 yıl düzenli ilaç kullanımı sonrası geçer, stresten ve üzüntüden uzak durmaya çalış, dedi. xanax bağımlılığımın şiddetini sordu, merak etmiş çünkü otizmli hastalarının %90’ı bu ilaçlar grubunun bağımlısı olmuş. günde 13 tane 1mg alabiliyordum dedim. sen daha çok nöbet geçirirsin, dedi.

daha önceki sonuçlarıma kendim için sevinmiştim ama bu seferkine arkadaşım için sevindim. noeli hatırladıkça istemeden de olsa, gizli gizli kaçma planları yapıyordum içimden yine. canım bu sefer çok yanmıştı. hele kutunun bana döndüğü gün, bu acı ikiye katlanmıştı.

ama önemi yok artık. iyiyim ve ona söz verdiğim yeni kartpostallar için heyecanlıyım. daha iyisini yapacağım. daha çok seveceğime de söz vermiştim, seviyorum işte bak. dünyanın en aptal sahtekarı olabilirim ama ben sözümde duran biriyim.

maçın kafasından da hala çıkabilmiş değilim. komik şeyler kadar “seni de seni seveni de sevmiyoruz” pankartı da tüm gün aklımdaydı bugün. maça direk bu pankart ile başladım. arkadaşım fenerbahçeli benim. direk göğsüme krampon yemiş gibi oldum bunu ekranda görünce.

daha gençken yaptığım hatalardan biridir o fenerbahçeli olduğu için ondan vazgeçmek. muhtemelen hayatında tek birgün taraftarlık yapacağı tuttu, o da bana denk geldi. beraber maç izlemiştik, fenerbahçe yenmişti, ben kendimi ağlamamak için zor tutuyorken o sevinçten delirmişti. maçtan sonra “sen sandığım şey aslında benim yüreğimdi, iyi ki dönmüşüm yolun başından” şarkısını söyleye söyleye evime gittim ve ona ilgimi kaybettim. gençlik tabi. şimdi farklı. hatta döneceğini bilsem fenerbahçeli olmayı bile gözden geçirdim birkaç kere.

seni de seni seveni de seviyorum yani fenerbahçe.

bugün eski bloglarımı okurken şöyle bir söz gözüme çarptı. 11 aralık 2018 tarihinde it’s oh so quite adlı yazdımda şunu söylemişim:

“şu an rüyalarımda kalbimi insanlara tamamen açmış durumdayım çünkü gerçekten gelecekten veya geçmişimden birilerinin oradan içeri girmesini, bu vasıta ile gerçek hayatıma yeni heyecanlar katmasını istiyorum.” 

sonra kim girmiş 1 ay içinde tahmin edin?

inanılmaz şeyler yaşıyorum. yazınca bile delilik geliyor. ben bu yazıdan sonra sürekli onu rüyamda görmeye başladım. sonrasını siz de biliyorsunuz zaten.

nasıl oluyor bilmiyorum ama onu hissediyorum. o da beni hissediyor, artık bundan da eminim. noel’de bloke etti ama o da istemedi böyle yapmak. mesaj yazarken şu an yardıma ihtiyacım var demiştim ve o sırada henüz bloke etmemişti. kötü olduğumu hissetmişti. yoksa ederdi. yine bana söylediği yalanlardan biri diye düşünürdü. o an kötü olduğumu biliyordu. bunu hissetti. iyi olduğuma emin olunca bloke etti.

biri gelecekti zaten, rüyama biri girecekti ama o olduğu için o kadar mutluyum ki. olsun veya olmasın. ben burdayım. kalbim de son kez atana kadar onun.

mutlu geceler,

çocuk kalpli