aslan kral.

kadınlardan ve salı günlerinden çok çektim…

amerika’da şöyle bir kültür var, kimse 8’de başlayan işine, 15 dakika kala uyanıp gitmez. kalkar, kahvesini içer, haberleri okur, çocukları ile zaman geçirir, kendini psikolojik olarak çalışmaya hazırlar ve işe öyle gelir. bazı sabahlar bize becca gelir, bazı sabahlar da ben onlara giderim. bu sabah becca gelmişti sabah 7’de, bana harika haberleri vardı…

“pazar günü bize gelin, çocuklarla beraber aslan kral’ın yeni versiyonunu izleyelim, ne zamandır beraber izleyeceğimizi konuşuyorduk, bence bu pazar kiliseden sonra izleyelim, bize gelin.”

aslında o an içimden, ama o gün galatasaray’ın fenerbahçe ile maçı var, hem bu sene falcao’muz da var demek geldi içimden ama böyle bir şey desem, becca beni önce fenerbahçe, sonra falcao yapardı. geçen sene çok kızmıştı bu maç sonrası fenalaşıp, ek sakinleştirici almama, zaten daha 2-3 hafta önce de akıl hastanesindeydim. bu sefer hayal edemedim öfkesini.

benim maç işi yattı yani ama iyi de oldu, içimden gizliden bir izlesem mi izlemesem mi geçiyordu. böyle olmalıymış demek ki. hem çok mutlu da oldum, çok uzun zamandır izlemek istiyordum ama bir türlü cesaret edememiştim aslan kral’ın 2019 versiyonunu izlemeye. aslan kral benim en sevdiğim çizgi filmdir. 1994 versiyonu yılda en az 20 kere izlerim. sevdiğim başka çizgi filmler de vardır ama bu, sinemada izlediğim ilk çizgi film olduğundan benim için çok önemlidir. (galatasaraylı olduğum için değil yani hehe) 2019 yılında yeniden uyarlaması yapıldı ama ben bir türlü cesaret edemedim izlemeye. çünkü yeni şeyleri sevmiyorum, özellikle çok sevdiğim bir şeyin, yerine yenisini koyamam. bu sahneden hala yoktur zaten:

10 yaşındayken, aklımı kaybetmiştim bu şarkı çalarken arka planın değiştiğini gördüğümde. şu an bile güzel ve biz 1994 yılından bahsediyoruz. o zaman dediğim gibi aklımı kaybetmiştim, aynı filme kendimi 3 kere daha götürtmüştüm. sabah bu sahneyi yeniden izleyince ve lazarus’un kucağımda olacağını düşününce unuttum ben de fenerbahçe maçını. o gün telefonumu da kaparım muhtemelen. ya berabere kalır ya yeniliriz. zaten böyle de bitsin, eğer galatasaray kazanırsa, izleyemediğim için kahrımdan ölürüm ben.

filmde sevdiğim diğer bir sahne simba’nın kral olarak ilan edilişidir. o sırada çok tatlı bir şekilde tutulup, yukarı kaldırılır. bugün onun yeni filmdeki sahnesine baktım, ofiste gözlerim doldu, ağlamamaya çalıştım. çok iyi yapmışlar! çok, çok iyi olmuş!

1994 versiyonunu türkçe olarak izlemeyi severim. çünkü ilk filme gittiğimde ingilizce bilmiyordum. o filmi hep o dublajla sevdim. bazı dublajlar, orjinalinden bile iyi oluyorlar, aslan kral da öyleydi. ingilizce’yi de izliyorum ama türkçe kadar sevemedim hiç. yeni versiyonunu ingilizce izleyeceğim ama bence türkçe de olmuş yine. ışın karaca sanırım şarkıyı seslendiren. iyi girmiş filme, bu ilk sahnede.

çok yoğun bir gün oldu. iki gündür iki işe gidiyorum. bugün bir de iş sonrası eeg’ye girdim. bir şey konuşulmadı henüz, çeken doktor iyice incelemeden açıklama yapmayı sevmiyormuş. yeni işim beklediğimden ağır çıktı. josh yine kazıkladı beni. anladığım kadarıyla, zaten bu işi yaptıracak eleman arıyorlarmış fabrikada. üçkağıtçı inek. öyle haftada bir gün giderek altından kalkabileceğim bir iş değil. sadece makina parçası kontrolü yok, aynı zamanda organizesi de var, her yer koli, her yer etiket, bir kutunun kenarı yırtık, diğeri iyi bantlanmamış. görevim bunları yapmak değil, yapılmasını sağlamak ama kendimi biraz tanıyorsam, insanlara rica eder, istediğim gibi olmazsa, kendim yaparım, bu da bana daha ağır bir iş yükü olarak döner.

sağol josh. yine sağlam kazıklandın beni.

bugün yaşadığım ikinci şok yine becca üzerinden geldi. josh’a, vermont’ta, bir kuaförün, bana saç masajı yaparken bayıldığımı ve nöbet geçirdiğimi anlatmış. olur da birgün çocuk kalpli’ye yanaşırsan, bak elinde kalır demek istemiş.

becca’ya, bunu niye yaptın dedim? işi sağlama almak istedim, dedi. sana güvenim sıfır, dünyadaki en gerizekalı insanlardan birisin. dediğim gibi, kadınlardan ve salı günlerinden çok çektim!

mfö’nün, sufi adında bir şarkısı vardır. o şarkıda, sufi aşka aşıktır. ben, kendimi hep o şarkıdaki sufi’ye benzetirim. aslında sufi’lerin bilinmeyen bir özelliği daha vardır: sufi vaktin oğludur.

35 yaşımda, tüm kalbimle, sana 3.05 mesajları yazmaya başladım. geç kalmış gibi görünebilirim

ama aslında tam vaktinde sana geliyorum.

çocuk kalpli

yine çocukluk yıllarıma ait bir şarkıdır mfö’nün sufi şarkısı. aslında bu tür gürültü şarkıları dinleyemem, şarkıda çok fazla çalgı olduğunda, sözleri algılayabilmem imkansızlaşır, çünkü en az sesi gelen çalgıyı bile duyarım ama bu şarkının, benim için açıklayamayacağım özel bir anlamı olduğundan, tüm sözlerini anlamış ve yorumlamışımdır.

bazen rüyalarımda zaman yolculuğumu yaptığımı biliyorsunuz. geleceğe veya geçmişe gittiğimde, tamamen, o anın oluyorum. geride kalması, benim için artık bir anlamı olmaması hiç önemli değil. o anın içindeyim. bulunduğum vaktin bir parçasıyım. son 1 yıldır yoğun bir şekilde arkadaşıma yoğunlaşmış durumdayım. o da rüyalarıma daha önce girmediği kadar giriyor. 35 yaşıma girdikten sonra özellikle. yani 31 rakamına saatte denk gelen rakamlara ulaştığımdan beri. inanın öncesinde böyle değildi. bu kadar yoğun değildi. o kadar sık giriyor ki rüyama, o kadar sık buluyorum ki onu artık, bazen geçmişte, bazen gelecekte, bazen şu anda, o her zaman orada. bazen umudumu tamamen kaybediyorum, bazen ne yapabilirim ki diyorum, eskiden imkansızdı ama şimdi çok daha imkansız diyorum. beni unuttuğunu, çok geç kaldığımı, düşünüyorum.

o an, bir şey, tam zamanında geldin, sakın bırakma, bundan sonra vazgeçme, diyor. bugünkü 3.05’im bunu anlatıyordu. 35 yaşımda tüm kalbimle, tam vaktinde, arkadaşımın yanındayım.

mutlu geceler,

çocuk kalpli