yılın 16. günü.

bugün daha çok dışarı çıkardım kendimi. bu sahile gidip, yüzdüm orada eşimle beraber.

IMG_3967

buraya gittik çünkü sadece sabah koşusu ile annemi kandıramamıştım. bak her gün koşuyorum diye fotoğrafımı çekip yolladım sabah. 1 haftadır 30 derecenin üzerinde sıcaklıktasın, bırak bronzlaşmayı yüzün bile kızarmamış diye, bir güzel azarladı yine beni.

beni seven insanlar çok kızıyor uyumama. sadece annem değil, çevremdeki herkes kızıyor ama sanırım en çok da arkadaşım kızgın, o günlerin öcünü alıyor sanki şu an. onu uyku ilaçlarına olan düşkünlüğüm yüzünden kaybettim. blogdaki hikayesinde bu yüzden “çocuk kalpli’yi çok sevsem de uyumasına kızdım ve onu uyuduğu yerde bıraktım” yazıyor.

ya aslında o kadar zor ki, tam ayrılma yaşadığımız kavgayı hatırlamak, tüm mailleri mesajları da sildiğim için elimde hiçbir veri yok ama uyku ilaçları yüzünden o hale geldiğimi defalarca yazdım ben buna, ki gerek bile yoktu, vaziyet gayet ortadaydı zaten. ona yalan söylediğimi anlamıştı, vasıtasıyla konuştuğum karakterlerin sahte olduğunu da anlamıştı. bunları anlaması sorun değil, bunları dediğim gibi uyku ilacının yan etkileri ile açıklayabilirim ama açıklayamayacağım bir şey var, bu işin çıkış noktası onun en nefret ettiği kişinin fikriydi. eğer bunu biliyorsa ve anladıysa benim işim zaten öteki dünyaya kaldı. biliyorsa diyorum, çünkü kendimden emin değilim. bazen ilaçların tesiri altında söylememem gereken şeyleri söyleyebiliyorum. anladıysa diyorum çünkü beni de dünyamı da biliyor, ona söylediğim ilk yalan kesinlikle bana ait bir şey değildi. o dünyanın insanı olmadığımı da biliyor.

ufak bir olay aslında. 2014 yılında arkadaşımla kötü bir telefon konuşması geçirmiştik. canı sıkkındı çünkü nefret ettiği kişi ona mesaj atmıştı, hakaret etmişti ya da bilmiyorum kötü bir şey olmuştu ama arkadaşımın canı sağlam sıkılmıştı. ben de bunun üzerine o kişiyi dövmeye gittim. gerçekten o akşam parçalayacaktım onu. 1,5 yıl dünya turundan dönmesini beklediğim insan dönmüş, tam mutlu huzurlu günlerimiz olacak beraber, bu mahvedecek yine. ama o akşam gittiğimde çok kötü bir haldeydi, dövemedim ben onu, zaten kendi kendini dövmüş gibiydi. bunun hep bir iddiası vardı arkadaşımla ilgili. güya arkadaşım beni sevmiyordu, sırf ona karşı kavgada yanında yer aldığım için beni yanında tutuyordu. neden onu denemiyorsun, git seni kaçırdığımı söyle, geldiğin gibi sana ilaç sapladığımı söyle, bak bakalım ne olacak, ardına bakmadan kaçmayacak mı diye doldurdu beni. sulh ceza hakimi bu arada kendisi, her türlü pisliği her ince detayına kadar biliyor bu yüzden ama işte bana ait değil, hatta olmadığı da o kadar açık ki, arkadaşım bu aptal yalana inandıysa beni sevdiğinden inanmıştır çünkü konduramamıştır bana, dediğim gibi benim dünyama ait bir olay değil.

başkasına ait…

2011 yılı yazında her zamankinden daha sarhoştum. rivotril kullanımımı arttırmıştım ve bu ilaç alkol eşiğimi inanılamaz yükseltmişti. bir şişe jack daniels’i kendi başıma bitirebiliyordum. o kadar rezaletti durumum. bu bahsettiğim sulh ceza hakimi kızla (o zamanlar henüz gerçekten tanımıyorum onu, iyi biri olduğunu düşünüyorum) çok görüşüyoruz. ben bu kızın yakın bir arkadaşı ile çıktım bir süre ama çok kısa bir süreydi, çocuk da ben de unuttuk birbirimizi. istanbul bilgi üniversitesi’nden mezundu ikisi de. o yaz o okulun kampüsünde düzenlenen efes one love festivaline gidecektik hep beraber ama bu festivale gitme fikri yine o çocukla beni yakınlaştırdı. dediğim gibi öyle sarhoşum ki zaten, kiminle ne yaptığım belli değil. ailem de hangi ülkede veya şehirde olduğumu bile bilmiyor çünkü sürekli seyahat halindeyim işimden dolayı. festival günü aracımı taksim’de her zaman çektiğim yere çekmiştim, favori mekanıma oturmuş içiyordum. kız aradı beni nerdesin diye. dedim taksim’deyim ama şu an sarhoşum, biraz ayılayım ben arkanızdan gelirim, siz gidin festivale. bunlar beraber değillermiş, ben birlikte olduklarını sanıyorum tabi. yok ben geliyorum taksim’e, seni alırım beraber gideriz, kullanma araba öyle dedi.

o günle ilgili çok ilginç bir şey daha var. arkadaşım da o festivalde. o zamanlar şu anki gibi değilim ona karşı ama çok heyecanlandırdı beni yine de onu görecek olmak. birbirimizle konuşmuştuk o gün.

lanet olasıca geldi aldı beni taksim’den. festivale gitmedik, beni başka yere götürdü. şu an festivale gidecek durumda değilsin, seni birkaç gün dinleneceğin bir yere götürüyorum, dedi. ya aslında soracağım, bunun için benim iznimi de alman gerekmez mi diye ama o zamanlar kötü biri olduğunu düşünmüyordum, beni gerçekten korumak istiyor gibi gelmişti, ayrıca gayet doğruydu, rezalet bir haldeydim, birkaç gün uzaklaşmak iyi gelebilirdi. ailesinin kemerburgaz’daki evine gittik ama gece orada benimle kalmadı. beni yatırdı ve ayrıldı oradan. festivale gittiğini düşündüm. geri gelecek gibi gelmişti. ertesi gün uyandığımda evde hiç kimse yoktu, dahası ev üzerime kitliydi, telefonum ve cüzdanım yoktu. müstakil evlerin olduğu bir sitedeydim, camdan çıkıp kaçabilirdim ama ayakkabılarım da yoktu. bir de hala iyi biri olduğunu, beni korumaya çalıştığını düşünüyorum. yine de korkuyorum tabi, başıma bir şey mi gelecek diye endişeleniyorum bazen ama o akşamları gelince tekrar mutlu hissediyorum, beni sevdiğini hissediyorum, korku yerini güven duygusuna bırakıyor ama ertesi gün yine ne telefonum var ne de ayakkabım. sadece akşamları geliyor, benimle zaman geçirip şehir merkezindeki evine gidiyor.

beni 1 hafta çıkarmadı oradan. hep bir bahane buldu iyi değilsin henüz dinlen işte burada diye. iyi biri olduğunu düşünüyorum, öyle çevreden yardım da isteyemem. kaldım orada. en sonunda ağladım artık, lütfen gitmek istiyorum delireceğim burada diye. aslında yanımda ilaçlarım var, onun evde olmadığı saatlerde genelde uyuyorum ama kötü hissediyorum artık kendimi, nedeni ne olursa olsun 1 haftadır tutsağım. akşamları bile onun izni ile sadece annemle konuşabiliyorum.

böyle şeyler yapan insanlar var. bir de bunu yapan insanı görseniz, 40 yıl konduramazsınız. bu mu dersiniz, mümkün değil dersiniz. ben de öyle demiştim, beni kaçırdığını anlayabilmem 2-3 yılımı aldı.

diyorum ya, benim dünyama ait bir yalan değildi arkadaşıma söylediğim ilk yalan. ama umarım benim sanıyordur. eğer bunu biliyorsa bu dünyayı geçtim, öteki dünyada da şansım yok benim. yanında uyuduğun insana değil de, kötülük yaptığını bildiğin insana mı inandın olacak.

ben gene dinlemezdim o gerizekalıyı ama bu ilaçları kullandığınızda manipüle edilmek için çok rahat bir ortam oluşuyor. üstte de yazdım, kız beni kaçırdı ve ben bunun farkına 2-3 yıl sonra vardım. he bu arada, neden kaçırdığına gelince. o akşam o çocukla yeniden yakınlaşmamı istemiyormuş. bunu da çok sonra anladım.

otizm yüzünden sosyal ilişkilerim kötü tahmin edebileceğiniz gibi bir de bu yaşadıklarım beni insanlardan hepten uzaklaştırdı.

seni daha çok seven varsa zaten ona git diyeceğim ama yapabiliyorsan ikimize de gel ya. hem daha çok sevilmiş olursun böylelikle hem de benim hayatım kurtulur. söz veriyorum gece gündüz uyumadan seveceğim bu sefer. uykumdan bile çok seveceğim. hatta beraber uyursak, yanında uyumayıp sabaha kadar uyuma taklidi yapacağım. o kadar vazgeçeceğim uykumdan. en sevdiğim şeyden vazgeçeceğim.

hatırla beni ne olur…

çocuk kalpli

bugün 3.05 biraz bu olayları düşünmem üzerineydi. sevdiğim şey için en sevdiğim şeyden vazgeçmeyi bile göze almış durumdayım ve sanırım yapmam gereken şey de bu. olur da birgün geri dönerse bir daha yatma saatleri dışında kafamı yastığa koymayacağım.

şimdi de koymayacağım. kendime 40 günlük bir hedef belirledim. ayık kalmayı deneyeceğim. zaten annem de gelecek, annem hayatta izin vermez öğle uykusuna. o da yardım edecek sürece. normalde hristiyanlar oruç zamanıdır 40 gün, eğer sevdiğiniz bir şeyden fedakarlık ederseniz dilekleriniz gerçek olur bu sürecin sonunda.

bakarsınız bir mucize olur ve bu 40 günün sonunda arkadaşım dönmüş olur. gerçi yazdığıma ben de inanmadım ama uyumayayım bence gene de. yarın buradaki son günüm. sonra arkadaşımın dolaştığı ormanlara gidiyorum. çok heyecanlıyım. onu hissedebilmek adına yürüdüğü her yere basmak istiyorum.

mutlu geceler,

çocuk kalpli