no more monkeys!! jumping on the bed.

bugün benim için büyük gündü, dünkü dinlenmenin ardından bugün tüm gücümü sörfe harcamaya karar vermiştim. çok heyecanlıydım. eşimin babasının sörf tahtasını kullanacağımı sanıyordum tabi. heyecanım biraz da bundandı.

IMG_3814 2

sonra tam sahile gidecekken babası bunlarla geldi. (çocuklar için sörf tahtası- boogie board)

IMG_3810

sadece karnınızın üzerinde sörf yapıyorsunuz. moralim çok bozuldu ama beni seven insanları kırmamak adına kaderime razı oldum. eşim de geldi benimle. sahilde bunları kullanmaya başladık.

düşündüğümden çok daha fazla eğlendik ve güldük. bugün önceki günlerden daha büyük dalgalar vardı. ama gülerken bir anda dikkatimizi kaybettik ve ayağımızın değmediği yerde sörf yapmaya başladık. ben aslında farkettim ayağımın yere basmadığını ama arkamdan gelen dalganın beni içeri dalıp yine sahilin kıyısına atacağını düşünüyordum. zaten buna sörf yapmak deniyor. dalga tam tersi etki yaptı. beni kıyıya değil başka dalganın geldiği geriye attı. o dalga daha da geriye. ben aslında hala sakindim ama eşim yardım diye bağırmaya başlayınca ben de korkmaya başladım. sörfü elimden çıkarıp tüm gücümle kıyıya yüzmek istiyordum ama sahildekiler bağırıyordu sakın sörfü elinden çıkarma diye. (çünkü sörf batmıyor) eşim dayanamadı ve bana doğru yüzmeye başladı çünkü başka sağlık sorunlarım var bildiğiniz gibi. ikimiz de başaramayacaktık normalde çünkü büyük dalgalar peş peşe gelmeye başlamıştı ama dilimizi bilmeyen bir çocuk eli ile bağırarak işaret yapıyordu, bir yere doğru yönelmemizi istiyordu. anladık ki orada ters bir akıntı var, eğer oraya doğru yüzersek kurtulacağız. dediği gibi de oldu. bir şekilde kurtulduk ama ödüm koptu. bir daha sörf felan yapmayız muhtemelen. bu arada çocuğun dediği yere yüzerek kurtulduk ama o yerde de kayalar vardı, dalgaların gücü ile birkaç kere kayalara vurduk vücudumuzu denizden çıkmaya çalışırken. eşim 3 yerinden yaralandı, göğsü boydan boya kanadı. tuhaf bir şekilde bana hiçbir şey olmadı. ben sadece kafamı vurdum, hafif bir şişlik var ama bu yatakta zıplayan 5 maymundan biri kadar hasar aldım. ciddi bir şeyim yok.

ölümden korkuyorsan neden ölmek istiyorsun diyenleriniz olabilir. insan aklı başındayken ölmek istemiyor. hatta 5 dakika sonra cennete gideceğini bilse bile dünyadaki sefil hayatını bırakmak istemez, o kadar sever dünyayı insan. ama işte bazı anlar oluyor, insan kapılıp gidiyor bir şeylerin arkasından. birden kendini kurtulamayacağını düşündüğü bir travmanın içinde bulabiliyor. aklı başına geldiğinde, ya bunun için mi öldürecekmişim kendimi ne aptalmışım bile diyebiliyor ama o an diyemiyor işte. hele ki yalnızsa, ayrılıp gidiyor işte bu dünyadan.

böyle baktığınızda aslında kelepçelenip akıl hastanesine götürülmek de, oraya kitlenmek de gayet normal. ama böyle baktığınızda. kötü bir haldeyken, inanın, polis ve doktor benim iyiliğimi istiyor diyemiyorsunuz.

seni sevmeyi durduramıyorum. eskiden ara verirdim ama artık ara da veremiyorum. seni düşünmediğim tek günüm yok. hiçbir güneş sensiz doğup, sensiz batmıyor.

aslında güneş batarken çıkan renkleri çok severim. ruhumu sakinleştirir, birkaç saniyeliğine de olsa, aklımı başımdan alıp, çıkarır beni ait olmadığın bu dünyadan. lakin ben o huzurda bile seni seviyorum artık.

diyorum ya, durduramıyorum…

çocuk kalpli

arkadaşıma, onu daha çok seveceğimi, söz vermemiş olsaydım başka bir kaçış çaresizliğim olacaktı bugünkü 3.05 mesajım. şimdi sözümü tutmanın mutluluğunu yaşıyorum sadece. bu sözü, çok zor şartlar altında, hiç inanmadan vermiştim ona. başarmak sadece 2 haftamı aldı. kırdıklarını bu sefer toplayabileceğimi sanmıyorum demiştim. her seferkinden hızlı topladım.

çocuk kalpli biri için, gerçek inanan olmanın tanımını yeniden yazıyorum sanki.

mutlu geceler,

çocuk kalpli