yılın 5. günü.

şu an tek bir dileğin kabul olacak ama sonra öleceksin deseler, avusturalya’daki yangının dinmesini ve hayvanların kurtulmasını dilerdim. ya da son tweet’ime yazdığım gibi, keşke birleşik devletler pasaportum şu an elimde olsa, atlardım giderdim gönüllü birliklere katılmak için, orada başıma ne gelirse gelsin hayvanları tek tek kurtarmayı denerdim.

bu sabah yine “bu hayatta ne işim var, ne işimiz var” noktasında uyandım. timeline’da yangın videolarını görünce, o masum hayvanların nasıl yandıklarını görünce, neden burdayız, neden bu hayattayız, diye yine sormaya başladım. gerçekten anlayamıyorum. bu gördüklerime dayanamıyorum. anladığım tek şey ise o hayvanların şu an ne hissettikleri.

insanlar gelip onları kurtaracak diye umuyorlar, insanlara inanıyorlar…

benim elimden bu kadarı geldi. belki siz de bir şeyler yapabilirsiniz. australian red cross

50FFE15D-65C6-4159-8C1D-CB32BE1B8E73

keşke hiç uyanmasaydım bu sabah. 2 gündür aralıksız uyuyunca boyun fıtıklarım ağrımaya başladı diye kalktım yataktan, aslında çok uykum var ama böyle yatmaya devam edersem birkaç gün içinde boynumu hiçbir tarafa çeviremeyeceğim. noel süslerini toplamamız ve kosta rika için kıyafet hazırlamamız da lazım.

hayatım boyunca hiç orta amerika’ya gitmedim. dünyadaki en güneyim akdeniz kıyıları oldu benim. hindistan da var ama orayı saymıyorum çünkü orada kaldığım sürece, sadece birkaç saat gezdim, 1 hafta boyunca otelde gizlendim.

her şeyden uzaklaşmak şu an çok iyi gelecek. 5 günün çoğunu uyuyarak geçirmem, üzüntüden sadece 5 gün kaçabilmemi sağlamış. böyle zamanlarda 24 saat uzadıkça uzuyor benim için. yine de elimden gelen her şeyi yapıyorum bu durumu kurtarmak adına. evime geri gelecek kutuyu, kilisedeki posta kutuma yönlendirdim. dün postacıya dilekçemi verdim, önemli bir kargo gelecek mutlaka kiliseye ulaştırılmasını istiyorum diye.

kutuyu olduğu gibi kiliseye bağışlıyorum. içerisinden sadece yazdığım zarfı geri istedim. 2 zarf vardı, biri ona diğeri afrikadaki çocuklaraydı. ikincisine bir miktar yardım ve 31 kartpostal koymuştum. arkadaşımla afrikalı çocukların elinde gezelim istemiştim. kartpostalların yazım işini arkadaşıma bırakmıştım. becca, yazıp dağıtacak çocuklara ben yokken. bizde afrikalı çocuk mu yok, dert ettiğin şeye bak, dedi.

rüyamda onu gördüm yine. kucağına uzanmış yatıyordum. böyle anların ardından uyanmaktan nefret ediyorum. bir uyanıyorsun, gerçekler yüzüne bir çarpıyor, yaşa yaşayabilirsen…

daha sakinim ama kullandığım ilaçlardan dolayı. en azından intihar fikrini kafamdan attım ve tekrar hayatın içine daldım. biraz daha mantıklı düşünmeyi deniyorum şimdi. üzerinde daha iyi düşününce, emanuel ve becca’nın birbirlerine benzer şeyler söylediklerinin farkına vardım. tabi böyle bir şey olmasını ne umuyor ne de istiyorum. ama şunu da biliyorum, insani yardım çok zor bir alan. gücünüzün yetmediği bir taşı kaldırmayı deniyorsunuz, her başaramadığınızda taşın altında kalıp, yaralanıyorsunuz. ben bile amerika’da bu kadar yıpranırken, o afrika kıtasında bunlarla nasıl mücadele ediyor diyorum. benden çok daha duygusal biri, bunu nasıl yapabiliyor, diyorum.

belki de yapamıyor. psikolojisi yerle bir oldu. o kadar şey var ki onu üzen, beni bu kargaşanın içinde göremiyor bile. belki de noel’in umrunda olmayacağı bir yerde ve durumdaydı ona mesaj attığımda. ahh bilmiyorum. hiçbir şey bilmiyorum ona dair. şu gürültü patırtıdan elimde tek kalan şey güncel fotoğrafı oldu.

görmesini bilene bu da bir şey tabi…

mutlu olabilmek adına bir şeyim daha var, terleyince parfümüm yatak örtülerine geçiyor, onların yumuşatıcı kokusuyla birleşince, ortaya beni mutlu eden, harika bir koku çıkıyor. bu sabah öyle olmuş. bu kokuyu çok seviyorum. bana yaşam gücü veriyor bazen.

sevgiler,

çocuk kalpli