öyle güzel ki…

dün gece yine rüyamda geçmişe gitmiştim. 2 yıl önce antalya’da bir koşu anımın içinde buldum kendimi birden. 2018 yılının mart ayında, antalya’daki anatolia yarı maratonuna katılmıştım. 21 km uzunluğundaki bu maratonu tamamlayamayacağımı düşünüyordum. çünkü 10 km’den sonra bariz bir şekilde düşüyordum. yine koşardım da 3 saatte başaramazdım. 21 km’yi 3 saatte tamamlamanız gerekiyor madalya almak için.

adidas koşu takımı ile koşuyordum, çok tatlı bir kaptanımız vardı, şu an çocuğu olduğu için pek koşmuyor ama o zaman benimle birlikte koşardı, bana koşmayı o öğretmişti. çocuk kalpli’nin çevresinde her zaman onu heyecanlandıran insanlar olmuştur. onu çok sevmiştim. hatta o kadar sevmiştim ki onu kısa bir süreden beri tanımama rağmen, vicdanım ondan yana olmuştu bir kavgada. koşulara 2 arkadaşımla daha birlikte gidiyorum, birisi ingiltere konsolosluğu’nda diğeri hollanda konsolosluğu’nda çalışıyor. bir konuda burnu büyüklük yaptılar bu konumları yüzünden ve kaptana, bu kendini ne sanıyor ki gibi bir tutum içinde bulundular.

kaptandı, bu yüzden de kendini kaptan sanıyor ve öyle davranıyordu sevgili gerizekalılar diyip, kaptanın yanında kaldım. kızın kimseye bir kötülüğü yoktu. koşu takımı burası, iş dünyası değil, beraber buluşup koşuyoruz, adidas da onu işin başında olan eleman seçmiş, bu kadar işte, gidin konsolosluklarınızın bahçesinde koşun madem diyip aramadım bile bir daha bunları.

dün gece onunla antalya’daki anımdaydım. koşu başlarken, 10’dan sonra düşersen sakın yorma kendini demişti çünkü endişeleniyordu benim için. birkaç ay önce ilk nöbetimi italya’da bir koşuda geçirmiştim ve 5’ci km’de bilincimi kaybetmiştim. o gün ben de yorulursam bırakırım diye düşünüyordum ama o gün iyi mi kalktım, iyi mi uyudum ya da regl dönemime bağlı güçlü bir zamanım mıydı bilmiyorum ama yerimde duramıyordum. bir koşuda 21 km’yi durmadan bitirecek gibiydim ve öyle de oldu. koşunun ortasında beni aradı, bırak çocuk kalpli bu kadar yeter dedi çünkü nerede olduğumu sorduğunda, oraya, bu kadar hızlı nasıl gelebildin, hemen bırak yarışı diye azarladı beni. ama ben devam ettim. kendimi forrest gump gibi hissediyordum o an. durmayı bir an bile düşünmedim. bitiş çizgisine kadar tüm gücümle koştum. bitiş çizgisini görene kadar, tüm gücümle, baldırlarıma ağrı girene kadar koştum.

bitiş çizgisini gördükten kısa bir süre sonra onu gördüm. sevinçten çıldırmış gibiydi. koş çocuk kalpli diye bağırıyordu. normalde bu tür davranışlarım yoktur ama bitiş çizgisini geçmemin ardından, sevinçten ne yapacağımı bilemediğim için üzerine atladım ve yere düştük beraber. çok komik ve sevimli bir andı. rüyamda bu ana dönmüştüm.

bana koş diye bağırıyordu…

amerika’ya taşınacağımı duyunca, seni bir daha göremeyecek miyim diye üzülmüştü. tabii ki göreceksin, her türkiye’ye gelişimde mutlaka gelip takımla koşacağım demiştim. unuttum sonra ben onu tabi buraya gelince. burada beyzbol takımında oynamaya başladım, tüm hayatım beyzbol oldu birden.

ama o anı yeniden görüşümün, benim için anlamı büyük. bir şeyler yapmalıyım kendim için artık…

2020’den çok ümitliydim aslında. özellikle noel gecesinde yıldızım yükseliyordu. yıldızım yükselmediği gibi bir de, bir yerime girdi. son yaşadığım şeyden sonra yıldızlara küsmüş oldum böylelikle. 11 yıldır beklediğim yıldız düzeniydi bu:

IMG_3281

video olarak baktığınızda o gece, ikizler, yengeç ve aslan burçlarının, bu yıl evrendeki en güçlü, en şanslı ve en başarılı takım yıldızlarının önünden geçtiğini görürsünüz:

bu düzendeki en büyük yıldızın özelliği ise “yaratılış, doğum” anlamını taşıması, yeni bir başlangıcın, büyük bir değişikliğin ilk habercisi olmasıydı. bu yıldız noel gününde 3 kral yıldızları (orion) ile birlikte aynı düzene yükselmişti ve önünde bu burçlar görünüyordu. yıldızım yükseliyor dediğim buydu.

biraz fazla yükseldi sanırım…

(bundan sonra ufak ufak gökyüzü olayına gireceğim, haberiniz olsun. boyutlar ve yıldızlar üzerinden bazı paylaşımlarım olacak, seversiniz umarım)

bugün uyumadığım zamanlarda emanuel ile konuştum. bana, arkadaşıma gönderdiğim, kutunun, akibetini sorunca, tüm olanları anlattım ve yazarken olayı yeniden hatırladığım için, hıncımı bu sefer emanuel’den aldım. hala hissediyor musun döneceğini!!! diyerek ona kızdım.

evet, dedi. (küfrediyordum az kalsın)

bu dünyada bir sen bir de ben inanıyoruz bunlara, lütfen hiç başlama diye atmaya çalıştım başımdan. iyi dinle o zaman beni diye başladı…

sen, hayata alınması çok kolay biri değilsin. birinin seni hayatına alabilmesi için hiçbir derdi olmaması lazım. çünkü sen derdin ta kendisisin. (bak ya) şu an değil belli ki, iyi hissetmiyor, bunu yapabilecek durumda hissetmiyor, muhtemelen hayatında üzüldüğü başka şeyler var, zaten libya’da kötü bir hayatı vardı, ben paylaşmak istemedim çoğu şeyi ama öğrendiklerim bana mutsuz olduğunu düşündürdü hep, diye devam etti.

sana dönecek çünkü onu, ilk defa ezberden değil, pratikten sevdin. hayatından endişelendin, seni bloke etti, bir daha endişelendin, yine bloke etti ve sen yine sevmekten vazgeçmedin ve noel’de yine peşinden gittin sevdiğin şeyin. bu şimdi değilse bile, birgün görülmeyecek mi sanıyorsun, hem de öyle iyi biri tarafından. iyi biri o kız. şu duyduklarımdan sonra bile onunla ilgili hala çok iyi hissediyorum. ben adım gibi eminim döneceğine, sen de emin ol ama artık geri çekil, bir daha bir şeyler yazma, diye bitirdi.

şu an dönse git derim emanuel, nasıl affedeceğimi bilmiyorum, gelsin istemiyorum artık sanırım, noel’de kırılan kalpler asla onarılmaz, diyorum. sen yaparsın, diyor. aslında yapmayı da istiyorum bir yandan, ona en son; kırılan şeyleri yeniden toplayacağımı, onu yeniden çok seveceğimi söyledim ve kırgınlıkla söylediğim şeyler için özür diledim, diyorum.

seni bu yüzden seviyorum, diyor…

gene de çok zor. bunu yapmamalıydı. bu kadarı çok fazlaydı. noel’in olduğunu ve benim için ne anlama geldiğini biliyordu. yazın tüm yaşananlardan sonra ona yeniden dönebildiğimi de görebiliyordu. sadece onu mutlu edebilmek adına o kutunun ona ulaşmasını istediğimi açık açık yazmıştım. çünkü kutunun birkaç gün önce, geri döndüğünü anlayınca hayallerimden vazgeçtiğimi söylemiştim.

özür dilediğim mesajı bile bloke etti ya…

ama emanuel’e az da olsa kulak verdim. bugün ilk işim, bir daha hatırlamamak adına, tüm yazışmaları silmek oldu. böyle olunca unutuyorum ben, güzel oluyor. sonra bloğumun görselini yapan kızla, yeni bir görsel için konuştum. heyecanlandım biraz, tam olarak ne istediğimi anlatırken. noel’deki üzgün anımız, bir kış masalı ile teselli bulsun istedim. arkadaşımın ve benim içinde olduğumuz, çocuk kalpli bir başka kartpostal geliyor. çizmeye başladı şu an.

yine arkadaşımı yanıma alıp, arkadaşımın yanına gidiyorum yani. onu yanıma alarak onu terkediyorum.

birisi “eğer bunu da affedersen, niyetim ciddi diyip babasından iste arkadaşını” yazmış. çok güldüm ama şunu söyleyeyim; inanın benim de anlayamadığım, açıklayamadığım şeyler oluyor. en kötü anımızda bile, beni seven kalbini hissediyorum ben bunun. kalbi sürekli beni çağırıyor sanki. zihnimin içinde duyuyorum kalbini.

böyle de bir şey.

eşim neredesinde bunun diye soruluyor hep. hiçbir yerinde. dün nöbet geçirdiğimi öğrenince, biri üzüyor değil mi seni diye sordu. evet dedim, kim olduğunu merak ediyor musun? hayır, bilmesem daha iyi olur onun için, yoksa sevdiğin birini üzmüş olurum, dedi. anlatmak istiyordum aslında o an, biri ile konuşmaya ihtiyacım vardı.

sadece, beni daha çok sev olur mu, dedi. (gözlerim doldu, hiçbir şey diyemedim.)

bu tür bir şey eşimle paylaştığımız dünya. evlilik dediğimiz şey bu. onu arkadaşımdan daha çok sevmem mümkün değil belki ama kaptanımın bana koş dediği gibi yeniden koşacağım onun için. ayın 8’ine kadar tüm gücümü toplayıp kosta rika’ya gideceğim onunla. istediği tepelere tırmanıp, istediği yollarda koşup, yürüyeceğiz beraber…

evimizdeki playstation’da benim spotify’ım tanımlı. oyunlarını, benim sevdiğim şarkılarla oynamayı çok seviyor. bana bugün en sevdiği şarkının “öyle güzel ki” olduğunu söyledi, sözlerini de kendince çevirmiş, en çok bu kısmı sevdim diyor.

“Işığın üstüne senin karanlığın mı?
Avucumun içine senin kokun mu?
Hücrelerin böyle bir adama mı?
Korkuların sevdama mı yakışır?”

yeniden yollarda koşmaya kesinlikle değer…

mutlu geceler.

çocuk kalpli