st mary’s.

her kanada’ya geldiğimde, michigan’ın aslında o kadar da soğuk olmadığına karar veriyorum. aslında kanada’ya girdiğimizde güzel bir günbatımı karşıladı bizi ama yemezler. soğuk burası.

st mary’sde eski ingilizce hocamın otelinden yazıyorum bu satırları şimdi. içi victorian tarzı, sevimli küçük bir oteli var kendisinin :

çok sevimli bir kasabaya benziyor st mary’s. bence burada toronto’dan daha çok eğleneceğiz. hatta keşke toronto’ya gitmesek. burası da eğlenceli bir yere benziyor. ben sevdim burayı. zaten hep küçük yerleri, büyük yerlerden daha çok severim. kimselerin uğramadığı kasabalarda, hep daha çok mutlu hissetmişimdir.

yemek yediğimiz yer, yine bir o kadar şirindi…

bugün, seninle giydiğim noel kazağımı yanıma aldım kanada’ya giderken. bu kazağı çantama koyarken bir şeyi daha hatırladım geçmişimle ilgili. bu kazak hiç yıkanmadı. o yüzden hep çok az giydim bu kazağı. benim gibi okb sıkıntıları olan birinin nasıl bir kazağı yıkamadan 5 yıl kullandığını düşündüm sonra.

çünkü bu kazakla ilk defa sana sarıldım. hala üstünde biraz sen vardı…

çocuk kalpli

bu sabah yola çıkmadan önce çantamı hazırlarken en sevdiğim noel kazağımı da yanımda getirmeye karar verdim. sonra onu katlarken daha önce hiç yıkamadığımı farkettim. bu kazağı kaç kere giydim diye düşündüm. her yıl sanki bir kere giymiş gibiydim. sonra nedenini düşündüm ve cevabını bulmam da gecikmedi. özel bir kazaktı o, çünkü arkadaşıma sarılmıştım ilk o kazakla. hala üstünde arkadaşım vardı. gizliden de olsa, o kazakla başkalarına sarılıp üzerimdeki büyüsünü kaybetmek istemedim. en değerli eşyalarımdan biri bu kazak. hiç yıkanmayacağı için çok sınırlı kullanım şansım olacak ama o günlerden biri kanada’daki bu ufak noel tatilimizde olsun istedim.

tabi yarın gerçekten gidebilir miyim toronto’ya bilmiyorum. tam iyileşmeden yola çıktığımdan sanırım çok güçsüz hissediyorum. bugünkü 4 saatlik yolculuk bile çok geldi. sanırım bununla yatıyorum bu gece:

uyudum…

mutlu geceler,

çocuk kalpli.