coles corner.

bu sabah uyandığımda hava 12 dereceydi. hafif yağmurluydu ama öğleye doğru güneş açacak gibi gösteriyordu apple. işten çıktığımda kar yağıyordu. yani böyle bir yer michigan. burada hasta olmamak için özel yetenekleriniz olması lazım. ne güzel eve gelip sincap evimi boyamayı ve bunları artık yapıştırmayı düşünüyordum. kaldı yine.

IMG_1514

IMG_1516

bazen, bir şey size önceden söylense, olacak şeye asla inanmayacağınızı söylersiniz. birgün josh gibi kaba bir adamın, sabah gülümsemesiyle güne ancak motive olabileceğimi hayal bile edemezdim herhalde. bana güldüğü andan itibaren zor sabahım birden mutlu bir ofis hayatına dönüşüyor. bende ona gülüyorum tabi. bu gülüşme ikimizi de iyi geliyor olmalı. benimki daha beklentisiz masum bir gülüş aslında. onunkinde biraz da olsa hüzün var. bazen şaka yolu ile söylüyor zaten. bugün çok güzelsin ama bir o kadar da evlisin, diyor. bakışlarında da hep bu üzgünlük var. aslında bazen ona üzülmemesi için gerçekleri anlatmak istiyorum.

kıskanılacak bir evliliğim olmadığını, eşimle 5 yaşındaki iki çocuk gibi sabahtan akşama kaplumbağa-böcek oynadığımızı, ayrı uyuduğumuzu, odamın anaokuluna benzediğini, kendime oyuncaklar aldığımı, bugüne kadar kimseye cinsel anlamda bir şey hissetmediğimi hatta bunu nasıl yapacağımı bile bilmediğimi, anlatmak istiyorum.

ama hep ters tepiyor bu anlatış. daha öncekilerden biliyorum. kime anlattıysam, benimle tanışmamıştın, sana hissettirmemişlerdirle bitiyor. o da korkuyor zaten, bir türlü buluşamadık iş dışında. yazın pine rest’e ziyaretime gelecekti, gelemedi. evimizdeki partiye çağırdık, ona da gelmedi. gerçi evliliğin beni böyle korumasına da gizliden seviniyorum. ama üzmek de istemiyorum josh’u. bilmiyorum bu konuda ne yaparım. bu da kaldı öyle.

bugünlerde istanbul’daki yaşamımı çok özlüyorum. sen istanbul’dan ayrılıp libya’ya gidince, yüzüne bile bakmadığım yaşantımı. yıllarca kullanacağım sanıp satın aldığım kırmızı arabamı satışımı, en güzel noel hediyelerimden biri olan kırmızı bisikletimi bir gence verişimi, brüksel’de avrupa komisyonu binasından çıkarken bir daha girmeyeceğim buraya diye yemin ederek işimden istifa edişimi hatırlıyorum.

sen yokken anlamı yoktu hiçbirinin. senin olmadığın istanbul’da, neye sahip olursam olayım, bir dakika daha kalamazdım. 

çocuk kalpli

3.05 mesajını yazdığım gibi bugünlerde istanbul’daki yaşamımı çok özlüyorum. iki gündür istanbul’daki evimizin yardımcısı olan özbek teyzeye ulaşmaya çalışıyorum noel hediyesi yollamak için. eşimle konuştuk, hediye almayalım para gönderelim, kendine hediye alır dedik ama teyzeye bir türlü ulaşamıyorum. bendeki whatsapp’ına mesajlar gitmiyor. umarım sınır dışı etmemişlerdir. dönmek istemiyordu özbekistan’a. çocukları okuyordu istanbul’da. daha önce yazmıştım, sırf onun ihtiyacı olduğu için haftada bir evimizi temizlemesini istedik ama sonra ben kötüleşince haftada 2-3 gün gelmeye, bize dadılık yapmaya başladı bu teyze. geldiğinde harika yemekler yapıyordu. hastaysak bize bakıyordu.

neden kötüydüm…

neden olabilir acaba. 2017 yılı yazında arkadaşım birden libya’ya yerleşti ve benim sinirlerim çok bozuldu o dönem. ilk gittiğini duyduğumda mutfaktaki tüm camları kırmıştım, tabakları bardakları, her şeyi yere indirmiştim. eşim kaptığı gibi evimizin en yakınındaki özel psikiyatri hastanesine getirmişti beni. o günden sonra sürekli kalçadan sakinleştirici iğne oldum ve evde yattım. çünkü paniğim bir türlü durmadı, bir türlü kendime gelemedim. çok korkutmuştu libya beni. aklımın, hayal edebileceğimin çok ilerisiydi. arkadaşımı da sonsuza kadar kaybettiğimi düşünmüştüm. (öyle de oldu zaten)

son doktor ziyaretimden sonra, epilepsi hastası olmadığımı ama geçmişte kullandığım sakinleştiricilerin tamamen geri çekilmesi sonucunda, büyük heyecan durumlarında krizler geçirebileceğimi yazmıştım. epilepsi hastası değilim ama ne yazık ki bu yukarıda yazdığım duruma bağlı olarak mutlaka yine geçireceğim. ilk krizimi bu libya olayından bir süre sonra geçirdim, diyim. ne kadar alakası var bilmiyorum ama bence biraz da olsa etkisi var çünkü o dönem haftada bir sakinleştirici olacak duruma gelmiştim. buna ihtiyaç duyuyordum.

amerika’ya birgün mutlaka gelecektik, mutlaka amerikan olacaktım ama evlendikten sonra ilk önce eşimin türk olmasında karar kılmıştık. sonra turist vizemi iptal ettiler ve biz de yasal adımları uygulamak adına green card’a başvurduk ama en az 5 yılı bulmasını umuyorduk. zaten benim de geçmişim maşallahtı. uyku ilacı da olsa madde bağımlılığı sıkıntım var kapı gibi. geçmişte bir de bir kıza yumruk atmışım 3 ay da olsa paraya dönüşen hapis cezası almışım. yani 5 yıldan bile fazla sürebilirdi. ilkine red gelirdi, ikinciye başvururduk, hatta ikinciye de red gelirdi 3.’ye artık olurdu diye düşünüyoruz kafamızda bunlar var. mart 2017’de başvurduk. hatta başvurduk dediğim, amerika’da bir avukat yönetti sürecimizi, ben sadece yazıcıdan çıktı alıp, imzalayıp, taratıp ona yolladım. bu bir de 3 ayımı aldı. o kadar umrumda değil.

kasım 2017. yeni mail. amerika birleşik devleri konsolosluğu. green card görüşmeniz şubat 2018. (amerika vizesi alanlar bilirler, görüşme felan yoktur vizenizin veya green card’ınızın çıkıp çıkmadığı önceden bellidir, sadece uyduruk bir iki soru sorup onayladık kağıdı vermeye çağırırlar)

iyi de biz böyle bir şey istemiyoruz şu an?

bu mail geldi ama gider erteleriz ne olacak ki dedik. şu an durumumuz taşınmaya hazır değil diye erteletiriz diye düşünüyoruz hala. gerçekten de öyle. evimizdeki her şeyi ancak tamamlayabilmiştik, araba almıştık, daha doğru dürüst kullanamamıştık, eşim noel’de bana çok istediğim bisikleti almıştı, üzerinde 10 km bile yapamamıştım. bir de avrupa komisyonunda yeni bir işe başladım, ağır bir iş ama ofisim ortaköy’de deniz görüyor, bir de maaşım çok iyi, bir de bir önceki iş yerimdeki patronum ruh hastasının tekiydi, ondan da kurtulmuştum. kağıt üzerinde her şey çok iyi görünüyordu.

şubat 2018 oldu. görüşmeden önce ankara’da yeşil kart için sağlık raporu almam gerekiyor. hem bir doktor tarafından muayene ediliyorsunuz hem de olmadığınız aşılar teker teker vuruluyor. allah affetsin çok çirkin bir kadındı doktorum. zaten biri bana dokununca aklım çıkıyor, doktor bile olsa her zaman biraz da olsa korkarım, kadının elleri inanılmaz çirkindi. bayılmamak için kendimi zor tuttum. o ellerle bana tam 7 tane aşı yaptı. o ana kadar amerika’ya gitmek ile ilgili hala net bir şey yoktu kafamda.

kadının ofisinin bulunduğu yer, ankara’da tüm sokaklarını arkadaşımla dolaştığım yerdeydi. caddenin ismini hatırlamıyorum şu an ama kuğulu park’a çıkan cadde olmalı. bir tek kuğulu parkı biliyorum bu arada ankara’da. hafızam çok kötüdür benim. 22 yaşımdan beri düzenli olarak psikolojik ilaç kullanınca hafıza kalmıyor tabi.

canım çok yanmıştı kadının ofisinde. o caddeye çıktığımda arkadaşımla olan anılarım da gözümde canlanınca, eşime, gidiyoruz dedim. 2 ay içinde gidiyoruz. arkadaşımın olmadığı bu ülkeyi artık istemiyorum!

işte öyle geldik amerika’ya. umarım bir süre için yine döneriz. oradaki her şeyimi çok özlüyorum. burada da güzel çok şey var, en başta hiç kendini yormadan para kazanma olayı var. haftanın 3 günü 5 saat çalışıyorum ve türkiye’de en kariyerli işimden kazandığımdan daha çok kazanıyorum. ama gene de çok kolay bir iş diyemem. insan odaklı, üzgün insan odaklı bir iş yaptığımız. o, 5 saat bazen yıllar gibi geçiyor. bir de gönüllüsün öyle çok ağır işler yaptırmayacağız ayağına alındım ama an itibari ile yine tüm ofisin iş yükü üzerimde. bugün özellikle çok yıprandım.

bugünün bir anısı da becca’dan. bazen insanların başına gelebilecek en kötü şey olduğumu düşünüyorum. dün galatasaray 1-0 öndeydi ve ben iş çıkışı kaçar gibi terkettim ofisi maç var diyerek. becca arkamdan bağırdı, maç izlemek yok, ekstra sakinleştirici yok, öldürürüm seni bu sefer diye. ben gittikten sonra arkamdan o da takip etmiş maçı. google’da galatasaray maçı aramış. sırf bir şey olur diye son dakikaya kadar beklemiş. son dakika beklediği şey oldu tabi ama eşim zaten hazırlıklıydı bu duruma. konuşmuştuk daha önce bir daha böyle bir sıkıntı olursa ne yaparız, diye. çözümü düzenli kullandığım ilaçları erkenden verip yatırmakta bulmuştu. lunesta aldıktan maksimum 20 dakika sonra dünyayı terkediyorum. dün sabah bir de 5’te kalkmıştım. ölü gibi uyumuşum. son dakika golü yiyince atlamış gelmiş yine. eşim de sadece kendi ilaçlarımı verdiğini söyleyince rahatlamış gitmiş. bugün de annem gibi gözüme, ses tonuma baktı. ikisinden de anlıyor vücuduma benzo girdiğini ama durup durup güldüm duruma. yazık ya, vallahi yazık, hiç derdi yokmuş gibi belasını buldu benimle resmen.

istanbul’da özbek dadımız vardı, burada da becca var.

yarın sabah mutlaka kilisedeki yönettiği şükran günü ayinine uğrayayım bari. katılayım demiyorum çünkü televizyonda macy geçit törenini izleyeceğim. amerika’da şükran gününün ertesi başlıyor noel heyecanı. benim için tek anlamı bu sanırım. yarın da bitsin, kırmızı pijamalarımla uyuyacağım her gece.

noel geliyor!!

okuyan herkese sevgiler,

çocuk kalpli

3 Comments Add yours

  1. gökyüce says:

    Teee başından beri merak ettiğim şeyi biranda soracağım, neden Becca değil? Nesi tamam değil? Birinden ümidi de kesmişsin EE Daha ne? Yol al artık güzelim…

    Sapıklık olarak almazsan hangi elleri çekici bulduğunu sorabilir miyim?? Hihihi. Aşırı merak ettim. Mesela arkadaşlarının eli nasıldı? Onları sever miydin?? Benimde bu el konusunda aşırı takıntım var, aynı şeydemiyiz merak ettim??? 😘😘😘😘

    Like

    1. puercorde says:

      Aynı şeyde değilizdir kesin ahaha. Ben insanlarla temas kumadığım için ellerinden korkarım genelde. Ama merakını gidereyim, şişman ve küçük elleri seviyorum. Arkadaşımın elleri yaratık gibiydi, onun da baya kötüydü ama keşke hayatımda olsaydı o eller, yanındaysam sürekli sever onları, suratımda gezdirirdim.

      Roman yazarı gibi cevaplayayım. Çünkü baya baya roman yazıyormuşum gibi geliyor artık. Becca farklı bir karakter Çocuk Kalpli’nin hayatında. Arkadaşı ile Becca aynı çizgiye sahip insanlar değiller. Çocuk Kalpli’nin Becca’da aradıkları çok farklı. Becca’nın da Çocuk Kalpli’ye bakışı farklı. Becca ile aralarında hiyerarşik bir sevgi var. Çocuk Kalpli yaşıtı ve akrabası aslında ama dini lider olduğu için aralarında hep bir mesafe var. Çocuk Kalpli de bu mesafeden memnun çünkü onun da yukarıda yazdığım gibi Becca’dan aradığı çok farklı. Bir anne yarısı gibi seviyor Becca’yı. Öyle görüyor. Gayet de mutlu. İyi bence böyle.

      Çocuk Kalpli’nin hayatında her zaman onu heyecanlandıran başka insanlar olmuştur. Bu insanlardan herhangi biri arkadaşının yerine geçebilecek gibi de durur bazen. Ama sadece 1 gün.

      Mantıklı geliyor mu?
      Mutlu Geceler,
      Çocuk Kalpli

      Liked by 1 person

      1. gökyüce says:

        Gelmiyor ama seni yinede seviyorum :)))

        Liked by 1 person

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.