mixed feelings.

bugünün adı kocaman bir “mixed feelings” yani karışık duygular. birbirinden alakasız bir sürü hissi aynı gün içeresinde yaşadığım, karışık bir gün oldu bugün. sabah da müjdelediğim gibi, eeg sonuçlarım iyi çıktı. doktor ile henüz değerlendirmesini yapmadık ama geçmişte kullandığım ilaçların, geri çekilirken, bana bu sıkıntıyı yaşattığını ve bu durumun strese bağlı durumlarda ortaya çıktığını bu yüzden epilepsi hastası olmadığını düşünüyordu. bugün bir kere daha, evet düşündüğüm gibi ilaca yanıt veriyorsun, epilepsi hastası değilsin, dedi.

aslında çok mutlu oldum, hatta biraz zıplasam uçacakmışım gibi geldi mutluluktan ama sonra kyle’i ve epilepsi nöbeti sonrasında ölen kardeşi kevin’ı düşündüm. aynı anda hem çok mutlu, hem çok mutsuz, hem hasta, hem de kanatlanıp uçacak kadar enerjik hissettim bir an. bir de baktım saat 3’e geliyor. bir de arkadaşım düştü birden kalbime. 5 farklı duygu aynı anda delirium’a soktu beni. ama 3.05 mesajı süper değil miydi? ben de yazarken çok güldüm. siz de gülmüşsünüz sanırım.

bugün eeg sonuçlarım iyi çıktı. yazın kırdığın kafamı iyileştirdim sonunda sanırım. ama ne biliyor musun, istersen yine kırabilirsin. sana gelebilmek için yine tamir eder, yeniden peşinden koşarım…

çocuk kalpli

yazın libya’ya yanına gideceğimi yazdığım mesajı bloke edince deliye dönmüştüm. sonrasında epilepsi nöbeti geçirdim ama nöbetten sonraki 1 hafta sürede de küçük nöbetler devam etti. nasıl baş ağrıları içinde kaldığımı anlatamam. hatta kafatasım acımaya başlamıştı. iki elimle sürekli kafama baskı yapıyordum acısının geçmesi için. kafama odunla vurulmuş gibiydi böyle. belki de odun ile vurulsa en fazla 1 gün acırdı sonra geçerdi acısı ama ağustos’un ilk haftası ağrım da acım da hiç geçmedi. kafamı kırdı derken mecaz anlamında söylemiyordum aslında, çünkü gerçekten kırdı. haberi yok tabi. olmaz ama olur da birgün ne oldu da o gün libya’ya gelemedin derse, başıma bir ağrı saplandı, yerimden kalkamadım derim. çünkü aynen böyle oldu. hahahah.

ama ne, umrumda değil. ohh ya, o iyi ben de iyiyim. hayat çok güzel. beni iyileştiren en önemli şey arkadaşımın libya’dan ayrılması kesinlikle. o orada olduğu sürece kafamı yastığa rahat koyamayacaktım, tamam yardım aldım ama yine bir yere kadardı, yine bir yere bomba düştüğünde iyi olduğu bilgisi gelene kadar huzur bulamayacaktım. aslında bu olacakları, daha oraya gideceğini ilk duyduğumda öngörmüştüm ama zamanla kendimi kandırmayı bir şekilde başardım sanırım. sonuçta tek seveni ben değildim, annesi, babası, kardeşi onu çok seven bir sürü arkadaşı vardı, iyi olmasa orada onu orada bırakmazlardı diye düşünüyordum. hala benim için çok fazlaydı tabi, endişelerim yüzünden onu orada rahat bırakmayacağımı anlayınca çekilmeye karar verdim. aslında libya’nın olayı başından beri hep aynıymış. yazın başlamamış. belki daha da çok araştırmalıydım en başından beri ama arkadaşımın türkiye’den libya’ya gidişinden sonra bende kendimi epilepsi ile dans ederken buldum, libya’yı bırak arkadaşım bile aklıma gelmedi bir süre.

ve sonra tam geldi ama bildiğiniz gibi, bir daha aklından çıkmayacağım dermişçesine orada…

mesajı yazdıktan sonra becca’yı dinlemeyip kyle’in en sevdiği yemekleri ve tatlıları hazırlayıp onlara gittim. iyi ki de öyle yapmışım. meğer dün gece becca’nın dedesi de ölmüş. gittiğim de ikisi de ayakta zor duruyordu, cenaze hazırlıkları yapmaktan yıpranmışlardı. ben çocuklarla oynarken hala cenazeler için telefon görüşmeleri yapıyorlardı. çok sevindiler iyi olduğuma ve eeg sonucumu iyi aldığıma. becca kola bile yok bu sefer, öyle iyileştim ben kola içeyim yok, dedi. hay kolanız batsın diyecek gibi oldum ölü evi ama şimdi. eşimin babası buzdolabını kontrol ediyor son kavgamızdan beri. insanlar bizim amerika’da nasıl rahat bir hayat yaşadığımızı düşünüyor, şunu söyleyeyim ki biz burada sürünüyoruz!!

istanbul ne güzeldi ya…

istanbul’da yaşarken eşimle kurallarımızı kendimiz koyup, özgürce içini dolduruyorduk. ne istersek ayağımıza geliyordu. sabah kalkıp yemeksepetinden çikolatalı kruvasan siparişi verip kahvaltı yapıyorduk, öğlen markete telefon edip eve bira söylüyorduk, sızıyorduk sonra uyanıp yemek söylüyorduk. istemezsek 1-2 gün yataktan çıkmıyorduk. bazen kapıyı bile açmıyorduk, kargolarımızı apartman görevlimiz alıyordu zili kapadığımızdan. evi kendimiz temizlemiyorduk, kıyafetlerimizi kendimiz ütülemiyorduk. aslında bunun böyle olmasını planlamadık, eve taşınırken özbek bir teyze yardım etmişti evin ilk temizliğini yapmaya, o gün çocuklarını doyurabilmek için paraya ihtiyacı olduğu için evimize uygun bir ücretle sürekli gelip gelemeyeceğini sordu. biz de kabul ettik. çünkü biz kabul etmesek bizden daha kötü birinin yanında çalışacaktı belki. 3 kuruş para verip azarlayacaktı, burayı beğenmedim şurayı beğenmedim diye kalbini kıracaktı. biz takmazdık. aslında eve yardımcı almayı düşünmüyorduk ama teyzenin ihtiyacı olduğunu görünce bizim için de iyi olur, ikimizin de psikolojik sorunları var, evimizi çok iyi temizleyemiyoruz dedik aldık teyzeyi istanbul’da yaşadığımız süre boyunca.

süperdi hayatım istanbul’da. bu teyze temizlemeye ilk benim odamdan başlardı. o bunu yaparken ben de duşumu alırdım, yıkanır öyle girerdim yeni temizlediği odaya ve serdiği nevresimlere. sonra odamın kapısını kapatırdı ben de diğer odaları temizlerken çıkardığı elektrik süpürgesinin beyaz gürültüsü ile en huzurlu uykularımdan birine dalardım.

beyaz gürültü ile ilgili şunu söyleyeyim. doğal olanı, yani elinizde olmadığınız halde duyduğunuz sakinleştiriyor. yani kendiniz elektrik süpürgesi ile ortalığı temizlerken beyaz gürültüyü algılamıyorsunuz ama başkasının elinde ise müthiş sakinleştiriyor sizi. aynı şekilde gökgürültüsü, uçak motoru da öyle. hatta ben en çok uçak motorunu severim. uçak kalktığında bir sürü kişi g kuvveti sayesinde haz alır lakin ben o ara çoktan sızmışımdır…

amerika’da yukarıda yazdıklarımın nerdeyse tam zıttı bir hayatım var. pilav yapmayı amerika’da öğrendim diyeyim ben, gerisini siz anlayın.

çocuk kalpliler için uyku vakti geldi. aslında daha çok yazacaktım ama 8.30’da ilaçlarımı aldıktan sonra yazmaya başladım bugün. pilim bitti, muhtemelen dm’de gördüğüm ama cevap vermeyi unuttuğum birkaç şey kaldı şu an.

okuyan herkese sevgiler, çocuk kalpli olanlara da iyi geceler.

iyi uykular a.

artık şehrin yakınlarına düşen hiçbir bombanın sesinden korkman gerekmediğinden umarım şu an kafanı huzur içinde bir yastığa koymuş en güzel rüyalarını görüyorsundur. seni çok seviyorum…

çocuk kalpli

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.