fire truck.

her mutsuz kadın gibi bugün ben de kendimi kuaföre adadım. yeterince hasta hissedemiyordum, dedim bir de röfle yaptırırken üşüteyim belki o zaman zatürre olurum. normalde yazın bile yaptırdığımda bile sinüzitlerim yüzünden hasta oluyorum, bugün kadının evi soğuktu bir de. ya da benim ateşim vardı bilemiyorum. evinin altında kuaför ofisi bulunan yaşlı bir kadına kestiriyorum saçlarımı. ancak onun elinde güvende hissedebiliyorum ve bana dokunmasına katlanabiliyorum. kuaför aynı zamanda eşimin 40 yıllık berberi. böyle olunca da aramızda sıcak bir bağ oluştu. öyle işte bir güzel kırkıldım ben. kırpılmak değil mi gerçekten bu kelimenin aslı ya? kırpılmak daha mantıklı bence.

mutsuzum neden mutsuzum bilmiyorum ama kötü kalktım, kötü de devam etti günüm. zaten hayatım boyunca hiçbir salı günü mutlu olmadım, olacağımı da sanmıyorum. işyerinde de herkes moralsizdi, bir de her iş üzerime yıkıldı yine böyle. kendimi bir ara itfaiye aracı gibi hissettim. becca da bir surat bir surat. becca da kötü. sanırım ben sıkıntısını biliyorum. içimde bir his var onunla ilgili. epilepsi hastalığına yakalandığımdan beri böyle hislerim var ama umarım bu hissim doğru çıkmaz.

bir kötü hissetme nedenim de doktorum oldu tabi. bu adam bilerek mi yapıyor bunu bilmiyorum, ne zaman randevum olsa birkaç gün önceden çağırıyor ve beni hazırsız yakalıyor. 21’inde gireceğim eeg’ye cumartesi gireceğim böylelikle. sekreteri acil bir iş seyahatine çıkacağını söyledi, sevgilisi ile orta amerika ülkelerinden birine gitmiyorsa ne olayım. duyduğumdan beri iyi değilim işte. aslında en son türkiye’deki iyi çıktı ama kalbim düzensiz attı tüm gün, bu haberi aldıktan sonra. girmeyeceğim sanırım. istemiyorum, iyileştiğimi de bilmek istemiyorum, hasta olduğumu da bilmek istemiyorum. iyi hissetmiyorum şu an. yarın tekrar düşüneceğim tabi. yazın aldığım yardım, üzerine uyu, yarın bir daha düşün diyordu. yarın da böyle hissedersem girmem bir daha eeg’ye.

neyse ki işe gittim. hasta olduğum halde gittim çünkü aldığım paranın karşılığını vermezsem rahat edemem. bir de ocak ayında nerdeyse tüm ay kaybolacağım, o zaman da ödeme alacağım, kendimi kötü hissederim şu anda işe yaramazsam. ocak ayında ben de orta amerika ülkelerinden birine gidiyorum bu arada. eşimin kosta rika’da ailesine ait bir yazlığı var, yıllardır başımın etini yiyor gidebilir miyiz diye. 3 yıl dayanabildiğim kadar dayandım ama artık gitmem gerekiyor.

bazen tedx konuşmanı izliyorum uyumadan önce. sonra dünya turu yapıp benzer konuşmalar yapanlara da bakıyorum. senin ki o kadar içtenmiş ki, öyle tatlı heyecanlanmışsın ki anlatırken, sanki dünyayı gezmeyi sadece sen haketmiş ve bunun da hakkını sonuna kadar vermişsin. sen başkaydın, bambaşkaydın. sadece tek ben değildim bu dünyada tanıdık olmayan, senin hayata bu anlamlı dokunuşların da tanıdık değildi.

çocuk kalpli

saat 3.05’te kuafördeyken yazdım bunu. o sırada doktorumun olası orta amerika seyahatini düşünüyordum ve tabi kendiminkini. dünyaya coğrafi olarak baktığımda ilk aklıma gelen şey arkadaşım oluyor. şimdi diyeceksiniz ki ulan neye baktığında arkadaşın aklına gelmiyor ki. yani aslında doğru evet ama konuya dönelim. arkadaşımın orta amerika ülkelerini gezişini ve o ülkelerden birinde uzun süre kalışını hatırladım. guatemala’da uzun süre kalmış ve ispanyolca öğrenmişti. sonra bunu anlattığı sunum aklıma geldi.

sanırım bu onu son görüşüm daha doğrusu göremeyişim. dünya turunu anlattığı tedx konuşmasına gitmiştim. hayal meyal çoğu şey. yani aklıma bazı şeyler geliyor o günle ilgili ama kopuk kopuk. çok heyecanlı olduğunu hatırlıyorum ama sunuma 2 bira içip öyle geldiği kalmış aklımda. bunu asla yapmaz. burada bir sıkıntı var. onu ben yaparım. ben de zaten kim bilir kaç tane uyku ilacı kullandığım gecenin ertesi gelmişim. allah belamı versin. son sarılışım bile yok aklımda.

konuşmayı izledim ama sonra. 5 yıldır izlerim. hatta bir çok yerini ezberledim. o daha söze girmeden ne diyeceğini biliyorum. çok heyecanlı, çok duygu dolu bir konuşma. diğer konuşmalardan farklı çünkü kendini anlatıyor, olmak isteyip olduğu kişiyi anlatıyor, geçirdiği her anı o anın hissi ile beden diline yansıtıyor. yaptığı şeyin içine ruhunu yerleştirmiş. çocuk kalpli 5 yaşında ama arkadaşı da o konuşmasında 5 yaşında. çocuk gibi seviniyor yaptığı şeye. farkında bile değil ama bunlar konuşmasına, heyecanına o kadar yansımış durumda ki küçük kız çocukları yaptıkları bir şeyi annelerine nasıl heyecanla anlatırsa öyle anlatıyor yaşadıklarını.

diğer konuşmalara bakıyorum, hepsinde “ben her şeyi aştım, bitirdim” ifadesi var. sadece arkadaşım çocuk kalpli ve samimi, hiçbir şeyi aşmadığını her şeye yeniden başladığını anlatıyor.

başkaydı, bambaşkaydı işte. çocuk kalpli bir nedenden gönlünü ona kaptırdı ve neden buydu işte. istemeden de olsa dışa vuruyordu içindeki saf duyguları, bunu beden diline yansıtıyordu. çocuk kalpli’de bunu görmüştü onda.

bugün aklıma aslında birkaç ortak tanıdığımız olduğu geldi aklıma, aslında nasıl olduğunu sorsam, bir resmini istesem belki yardımcı olurlar bana ama bunu yapabilecek ne bir medeni cesaretim var ne de hakkım. kardeşimin huzurla bırak diyişi de hala aklımda.

ama bir gün guatemala’ya gitmeye karar verdim. arkadaşımın orada nasıl bir huzur bulduğunu merak ediyorum.

uyudum ben, mutlu geceler.

çocuk kalpli

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.