animal instinct.

çocuk kalpli biri için noel dünyanın heryerinde güzeldir ama ortalama birkaç film izlemişseniz bile amerika’da, noel süresince ortalığın yıkıldığını bilirsiniz. amerika’da insanlar noel için yaşar, noeli mutlu bir şekilde geçirir, noel’in ertesi günü, sıkıntı yok gelecek noel’e sadece 364 gün kaldı diye kendilerini yaşamak için yeniden motive ederler. amerika kocaman bir noeldir! noel devresi katolikler için 24 kasım tarihinde başlar ve 25 aralık’ta sonlanır. bir çok ülke için sadece aralık ayı noel devresidir ama amerika’da cadılar bayramından sadece birgün sonra her yer çılgınlar gibi süslenmeye başlanır ve bu çılgınlık 2 ay boyunca devam eder. evin en yakınındaki markete bak, daha dün bal kabağı satıyordu burada…

IMG_0989

markete gidip noel’in geldiğinden emin olduktan sonra ben de kendi çapımda bazı başlangıçlar yaptım. yatak örtülerimi değiştirdim. noel temalı olanları serdim.

IMG_1029

sonra çocuklar için noel’e özel kolalardan aldım. bazı çocuklar için yani kendim için kesinlikle değil. beni bilirsiniz. yani bir çocuk gelir kola isterse ne diyeceğiz, evde kola yok mu diyeceğiz. eşimin tek dediği, babam onları görmesin, o şişeleri kafanda kırar, adam kaç gündür dişlerin yüzünden acı çektiğini düşünerek üzülüyordu, oldu.

IMG_0996

acı çektiğim doğru ama kola içmekten zevk aldığım da. internette taradığım bilgilere göre kola içtikten sonra hemen içilen bir bardak su dişlerin üzerindeki şekeri büyük ölçüde alıyormuş. günde hala 1 ufak kutu içebileceğimi düşünüyorum bu yüzden. tabi bunu eşimin babasına söyleyemem. diş masrafıma 11.000 dolar ödedi adam. ben olsam beni kesin vururum artık yani.

aslında kitlelerin ilgisini çekmek, otizm farkındalığı yaratmak gibi bir niyetim yoktu. yıllarca birçok konuda sosyal farkındalık üzerine çalıştığım için sanırım, bloğumdan arada haykırıyor böyle şeyler. şunu söyleyeyim, ben bir de aralarında en yüksek işlevli sayılan kısımdanım, benim bile durumum ortada yani. yaşamlarımız çok zor. benim en büyük şansım annem ve ailemdi. annem her zaman bir şeyleri bana sevdirmenin bir yolunu bulmuştur. bir önceki yazımda bahsettiğim hayvan hikayesi ilk annem, ben ve kızkardeşim üzerinden başlamıştır. annem tavuktur, kardeşim kedidir, ben de böceğim. annem bizi çöpte bulup eve getirmiştir, böylelikle onun çocukları olmuşuzdur. sonra bu hikaye o kadar büyümüştür ki erkek arkadaşlarımız bile, bunun bizim aileye giriş için önemli bir basamak olduğunu anlamıştır. benim üniversitedeki erkek arkadaşım benimle evlenmek için ben koyunum diye gelmişti, eşim de evlilik teklifi yapmadan önce bana, ben aslında kaplumbağa’yım dedi. (törtılmış) sabahları odama kaplumbağa gibi sürünerek girer. erkek kardeşim bir ördek. o da bir arı ile evlendi ve çocukları bir tırtıl oldu.

hepsine artık salakça geldiğini biliyorum ama bu kurduğumuz dünyayı yıkarlarsa benim altında kalıp öleceğimi bildiklerinden, ilk günkü gibi oynamaya devam ediyorlar. sadece isim değiliz bu arada. öyle de davranıyoruz.

belki hatırlarsın. benim hayatımda ben dahil herkes birer hayvandır. annem, babam, kardeşlerim, eşim, hatta bazı sevgililerim bile dahil olmuştur beni mutlu eden bu oyuna. ilginç olan bugüne kadar seni hiç, bir hayvan olarak düşünmemiş olmam.

bugün beni bu hayatta en çok mutlu eden hayvana baktığımda sonunda bir sincap olduğunu farkettim. bence bu ormandaki en sevimli hayvan sensin. sürekli aynı yerde duramamandan şikayetçi olsam da, tüm sevimliliğinle bir oraya bir buraya zıpladığını gördüğümde hayatıma anlam katıyorsun benim…

çocuk kalpli (ö.s.)

arkadaşımı neden bilmiyorum bir hayvan olarak görmemiştim. sanırım kendisinin söylemesini istemiştim. ilk arkadaşım benim kardeşime olan sevgimi görünce, ben de kediyim demişti. o da öyle kaldı kedi, arkadaşları hala kedi diyormuş ona. arkadaşım böyle bir şeyi hiç söylememişti. artık çaresizlikten tamamen kafayı yediğimden midir bilmiyorum bugün bu bana bakarken arkadaşımın aslında bir sincap olduğunu farkettim:

img_0987

favori sincabım bu değil bu arada. bu dişi ve süslü. (kuyruğa bak!) benimki şişman ve erkek. yusyuvarlak böyle. 3 tane kendi gibi erkek kardeşi var, birbirlerini dövüyorlar sabahtan akşama kadar. kardeş olduklarını biliyorum çünkü birbirleri ile kavga ettikten sonra yine beraber geziyorlar. yuvayı en çok bu dişi için yapıyorum. bu yakın zamanda en az 5-6 tane yavruladı. sabahtan akşama kadar koyduğum fıstıkları bir yere taşıyor. yavrularına götürüyor kesin. kışın zor durumda kalacaklar. insanlar onlar bir yolunu bulurlar diyorlar ama ben öyle olduğunu düşünmüyorum. en azından yiyecek bulma sıkıntıları olacak. toprağın altı ve üstü buz tutmuş olacak. o ve yavruları için bir yer yapıyorum bahçemde. ufak bir araç gereç koyma kulübesinin içini temizleyip raflar koydum, bugün de rahatça girebilmeleri için iki tane delik açtım tavanına. bittiğinde paylaşacağım, bence çok güzel bir şey olacak.

neyse en sevdiğim kişi arkadaşım olunca, en sevdiğim hayvan da o olmuş oldu, böylelikle. bugünkü 3.05 mesajımın benim için anlamı buydu. hatta aklıma gelince daha önce bunu neden düşünemedim ki dedim kendi kendime. tabi böyle bir şeyi asla ona söyleyemeyeceğim. sadece söyleyemediğim milyonca şeyin yanına sadece yeni bir şey koymuş olacağım. ya benim durumum cidden çok trajik. başlarda insanlar dalga geçtiğinde üzülüyordum ama bugün ben de gülmeye başladım. sincap gerçekten arkadaşım gibi baktı sanki bir an. delirdim sonunda diye gülmeye başladım.

arkadaşım da o sincap gibi daldan dala atlıyor benim. ülke ülke, şehir şehir nerede olduğu hiç belli olmayan biri. uzaklarda ararken bir bakıyorsun arka bahçende çıkmış. arka bahçende sanıyorsun bir bakıyorsun uzayda geziyor. bugün onun gibi bir gezginin fotoğraflarını gördüm. tesadüf o ya, kız etiyopya’ya gitmiş. kendince karelemiş gezdiği yerleri ve insanları. ilk gördüğümde allahım gene mi başlıyoruz diye sızlandım hemen. böyle aptal bir beyaz serzenişi gibi olacak ama gördüklerim beni çok korkuttu yine. gerçi şehir merkezi değildi kızın gezdiği yerler, daha çok bir kabile gibiydi ama arkadaşımı şu kadar tanıyorsam o da kesin o kabilelerin peşinden gider. çok fazla bana. çok fazla yine. öyle farklı ki o dünyalar. o kadar ulaşılmaz ki. filmlerini bile izlemeye korkuğum hayatlara arkadaşımı takip ederken rastlıyorum resmen. ırkçı yorum olarak algılanacak ama o gördüğüm insanlardan biri gece karşıma çıksa, o an orada düşer bayılırım ben. çirkinlik değil bahsettiğim şey, alışılageldik değil, tanıdık değil…

bilmiyorum.

siz benim gibi düşünmeyin ama lütfen. benim çocuk dünyamdaki ilk yansımaları bu sadece etiyopyalıların. dışarıdan baktığınızda inanın sizin gibi duruyorum. dışarıdan hiçbir şekilde anlayamazsınız içimde nelerin yanlış gittiğini. burada %100’ümü yansıtıyorum ama gerçek hayatta kaçabildiğim kadar kaçıyorum bu açıklamalardan.

1 hafta kadar önce ailemin bir yazlık satın aldığını paylaşmıştım. paylaşmak istediğim şey babamın pencereleri sevimli olanı seçmesiydi ama “woaaa babası villa almış” şeklinde yorumlandı. daha önce söylemiştim. hep kendimize yetebilen bir hayatımız oldu, çok fakirlik yaşamadım ama babam her yıl yeni bir villa da almadı. bu yazlık, benim için çok önemliydi çünkü babam ve annem ileride insanlardan kaçıp saklanabileceğim bir yerim olsun istiyorlardı ve bu doğup büyüdüğüm şehir olamazdı. bana alınmış oldu. aslında henüz eşimden boşanmış değilim ama bizimkiler bu evliliğin yürümeyeceğine çoktan kanaat getirmiş durumda. yazın akıl hastanesinde yatınca süreç hızlanmış oldu. daha önce de istiyorlardı ama babam ne olur ne olmaz diye işten atılıncaya kadar çalışmaya devam etti. her zaman gurur duymuşumdur bu arada, işçi emeklisidir babam. babasından kalanlara rağmen 18 yaşında belediyeye girmiş 60 yaşına kadar çalışmıştır. yaşadığımız şehirdeki nerdeyse tüm evlerin ve apartmanların imar işleri ellerinden geçmiştir. annem ile beraber bugüne kadar eline geçen her kuruşu bizim için biriktirmişlerdir. yani lüks itemi olarak bakmıyorum ben, özellikle benim için biraz zorunluluktu gözlerden uzak bir yazlık hayatı. yoksa, yazlığımız olsun konu komşuya hava atarız insanı değiller.

ben müştemilatta yatacağım bu arada. villa’nın yanında kömürlükten hallice bir yer var. babam orayı çocuk odası yapacak bana. bir daha hiçbir şekilde akıl hastanesine gitmemi istemiyor. eğer canın sıkılırsa gel buraya kapat kendini diyor. aslında yardım aldım ben, öyle trajik çok anım olmadı ilk gün dışında ama onlar öyle hissetmediler tabi…

bunlar benim hayatım. eşimin de ailesi benzer şeyler yapmış, yapıyor onun için. sincabın yavrularına yemek taşıması gibi tüm hayatımız hayvan içgüdüsü altında geçiyor işte.

tüm bunlara rağmen hepimizin mucizevi özellikleri var. eşim 5 basamaklı iki sayıyı 5 dakikadan az sürede kafasında çarpıyor. hatta dediğine göre bazen bu işlemi kafasında iki kere yapıp sonuca iki kere emin oluyor. bu yönü onu bilgisayar yazılımcılığı konusunda uzmanlaştırmış, kodları nerdeyse gözü kapalı yazıyor.

benim de burada yazdığım astral dünyam ve hayatım var işte. yeri geldiğinde zaman yolculuğu bile yapabildiğim bir hayatım daha var.

mutlu geceler,

çocuk kalpli.

2 Comments Add yours

  1. ceylandan says:

    ps ı love you filmi izlemiştim

    Like

    1. puercorde says:

      Ben de sanırım ama genelde izlemediğim filmlerin müziklerini dinlerim, film müziklerine özel ilgim vardır. Sözsüz müziği çok seviyorum.

      Sevgiler,
      Çocuk Kalpli

      Liked by 1 person

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.