yolculuk notları.

aslında bugüne çok iyi başladım. hatta şahane. 1 kilo gitmişti bile öğlen tartıya geldiğimde:

IMG_0797

öyle devam etmedi tabi galatasaray yenilince. oturup ağlayacaktım ya da sakinleştirici alıp yatacaktım ama o sırada annem yetişti türkiye’den. maçın sonucuna saklamışlar güzel haberi, eğer maç kötü biterse teselli olsun diye.

bir süredir babamla birlikte ege’den yazlık bakıyorlardı. 3 kardeşiz, hepimiz aynı şartlarda birer yazlık adayı beğenmiştik. tabi aralarında sadece ben dışarıdan sevimli görüneni önerdim ve kardeşime karşı kazanma şansım sıfırdı çünkü kardeşim daha sosyetik bir yerde, içindeki işi çok daha az bir villa bulmuştu. öteki kardeşim malın teki, saçma sapan bir yerdi önerdiği için annemler oraya gitmedi bile. benimki foça’daydı, foça’yı çok severim ben…

benim beğendiğimi satın almışlar! sahibi pencerelerden de tahmin edebileceğiniz gibi alman. bulunduğu sitede de hep yabancılar kalıyor, o yüzden yabancı birine satmak istemişler, türklerin teklifini kabul etmemişler. annem de benim kızım amerika’da yaşıyor damadım da amerikalı diyince bize satmış.

IMG_0791

ben de bunun verdiği mutlulukla gidip günlük yürüyüşümü yaptım meijer markete gidip. hamster gibi döndüm içinde ama oluru var, oluyor yani. kimse anlamıyor bile içinde turladığınızı. büyük bir yer. sonra da alışveriş yapıyorum zaten, biraz da alışveriş için turlamış oluyorum, zaman güzel geçiyor böylelikle. bugün madem kendim forma giriyorum sincaplarımı da forma sokayım dedim. hergün tost ekmeği veriyorum, sürekli karbonhidratla besleniyorlar. bugünden itibaren onlar için de “göbeğimi çok seviyorum, sen de sev, yaşasın” günleri sona erdi. sincap yemi aldım. severler umarım:

IMG_0808

sen dünya turundayken her sabah büyük bir heyecanla uyanır, ilk olarak bloğuna veya facebook sayfana bakardım yeni bir şeyler paylaşmış mısın, diye. o zamanlar bir an önce dönmeni isterdim. yeniden yanında olmanın hayallerini kurardım. ama şimdi, keşke bir kere daha dünya turuna çıksa, ne güzel hergün yazılarını okur, ondan haber alırım diyorum kendi kendime.

bana veda edip uzun yolculuklara çıkmanı bile özledim. meğer ne şanslıymışım paylaştıklarını okurken…

çocuk kalpli (3.05)

2012 yılıydı. arkadaşımla romanya’ya gitmiştik. daha önce romanya’da 6 aylık bir süre gönüllü hizmette bulunmuştum. çok severim romanya’yı, kültürünü, insanlarını. nasıl denk düşebilmişti bilmiyorum ama o yıl romanya’ya benimle kısa bir iş ziyareti ile gitmeye karar vermişti. başka bir ülkeye de gidebilirdik, projeleri yazan ve yöneten biri olarak avrupa’nın herhangi bir yerine de götürebilirdim onu. romanya denk gelmiş. bu romanya’yı benim için farklı kılan bir şey daha var. orada hissettiğim enerji inanılmaz. ikinci arkadaşım andrea ile 2009 yılında romanya’da tanışmıştık ve o bahsettiğim enerji bizi sarhoş etmişti. sonra ben kendimi 3 yıllık süreçte kanada vatandaşı olmaya çalışırken buldum. ya aslında hep soracağım, ya ben neden kanada’ya geliyorum şimdi diye ama hissettiğim enerjiyi hatırladığım an bu kanada saçmalığı tekrar içine alıyor beni.

arkadaşıma dönüyorum. 2012 yılı nisan’ın son günleri. romanya’dayız. aslında hiç istediğimiz gibi geçmedi romanya seyahatimiz ama son gün hiç beklemediğim bir şey oldu. 2009 yılında andrea ile hissettiğim enerji arkadaşım üzerinden bana geri döndü. sarhoş oldum yeniden. ve bu sefer öyle mutlu oldum ki! ikimiz de türküz, aynı ülkede yaşıyoruz, ne zaman istesek görüşebiliriz. nasıl mutluyum, nasıl havalara uçuyorum anlatamam. ama öyle olmadı tabi. bir süre sonra kendimi, onu dünya turuna yolcularken buldum.

bir şey de diyemiyorsunuz, sonuçta sevdiğiniz insan hayallerini gerçekleştirecek. burada ek parantez içine almak istediğim bir şey var. uyumak çocuk kalpli’yi ne kadar tanımlıyorsa, seyahat etmek de arkadaşını o kadar tanımlıyor. yani o internette gördüğünüz “olm var ya, geçen gün eyfel kulesi’in önündeyim ama var ya hayatın anlamı bence taj mahal lan, ayrıca amerika güzel ülke ama new york falan hep bitmiş” diyen tiplerden değildi. herhangi bir mesaj vermeye çalışmıyordu veya insanlar tarafından beğenilme çabası da yoktu. insanlar daha sonra faydalansın diye bir blog oluşturmuştu sadece. bir de sonradan seyahat ettiği günleri temsil eden bir konsept yaratmıştı kendine, o fotoğrafları paylaşırdı. bir dünya turcusuna göre çok iyi fotoğraflar çekiyordu. bence çok da yakıştı ona o konsept. ama benlik bir şey yoktu. ondan haber alabilmek adına hiç merak etmediğim yerleri okuyordum. hiç ilgilenmediğim yemeklerin, hiç kalmayacağın otellerin fiyatlarını öğreniyordum. başlarda nasıl olsa birkaç ay sonra döner, her yerde uzun süre kalacak değil ya diye düşünüyordum. öyle olmayınca benim paniğim arttı. çünkü çocuk kalpli’nin hiç bir zaman gitmeye cesaret edemeyeceği çok iddialı ülkelerde geziyordu. beyaz, hoş bir kadındı, başına her şey gelebilirdi. bir de parası olan bir gezgin olduğu anlaşılırsa çok daha kötü şeyler olması da mümkündü.

geceleri uyuyamıyordum. nerede olduğunu, nasıl olduğunu bilmeden rahat edemiyordum. ne zaman ki sabah uyanıyordum ondan bir haber gelmiş, günün devamında insanlara gülüyor o günü uyumadan geçiriyordum. eğer o gün ondan haber alamazsam kendimi daha çok uyutuyordum. bazen 2-3 gün ara verdiği oluyordu, bir şey yazmıyordu  hiçbir yere, o ortaya çıkana kadar ben de yataktan çıkmıyordum.

sabırla bekledim bitmesini. 1,5 yıl aralıksız dolaştı dünyayı. ben de sürekli paylaştığı yolculuk notlarını okudum. çok zordu benim için. ama şimdi alakasız da olsa ondan haber alabildiğim hiçbir mecra yok. o günleri bile özlüyorum şu an. keşke dünya turunda olsa da, o hiç merak etmediğim yerleri dolaşsam paylaştığı fotoğraflarda.

onun yolculuk notlarını yeniden okusam…

neyse, çocuk kalpliler için uyku vakti, çok zor bir hafta olacak benim için. becca demek daha çok enerji atmaya ihtiyacın var, ben bunu halledeceğim pazartesi, erken gel işe yazmış. ne kadar gereksiz iş varsa bana yaptıracak kesin. yarından itibaren haftada 3 gün çalışacağım. umarım altından kalkarım.

okuyan herkese mutlu geceler,

çocuk kalpli.

 

2 Comments Add yours

  1. Hocam insanın okurken içine gidip yaşayası geliyor yazılarının Allah güle içinde sağlıklı oturtsun ortalama kendine yetern bir hayatım var dedin ama bu hayat ortalama değil bu daha üstü üstünün üstü baban eve gelmeni istiyor anlaşılan

    Like

    1. puercorde says:

      Evet, babam benim boşanacağımı düşünüyor, kardeşimin benden daha çok evlilik sorunu olmasına rağmen yazlığı bana göre aldı. Bakalım ilk kim gözü yaşlı ulaşacak o yazlığa…

      Like

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.