some things never change.

bugün de iyileşememiş durumdayım. sabahları aslında iyi kalkıyorum, oh diyorum geçmiş gitmiş hastalık ama ayağa kalktıktan 1-2 saat sonra soğuk soğuk terlemeye ve bir yere oturma veya uzanma ihtiyacı duymaya başlıyorum. bugün günlerden pazar. pazar günleri bir kutu kurabiye alır becca’lara sabah kahvaltısına gideriz, oradan da kiliseye geçeriz hep beraber. lakin bu sabah becca beni görür görmez eve geri gönderdi. hem çocukları hasta etme hem de kiliseye gidip yaşlı insanları öldürme diye. kiliseye gelenler tahmin edebileceğiniz gibi hep yaşlı insanlar. öteki tarafa yaklaştıkça dini duygular kabarıyor malum. beni bu kadar yıkan grip virüsü onları öldürür gerçekten. lakin ben ne yaptım, her zamanki gibi becca’nın sözünü dinlemeyip eve gitmedim. hazır araba ile çıktım süpermarkete gidip cadılar bayramı ve şükran günü temalı sonbahar süslerini görmeye gideyim, dedim. kaç gündür insanlar paylaşım yapıyorlardı şirin temalı süsleri, ben de mağazalarda daha neler var acaba diye kendimi yiyordum, yatağımdan çıkmadığım için. işte her şey böyle başladı…

IMG_0998

hasta halime aldırmadan süslerin en çok olabileceği mekanlardan birine gittim. bu bölümüne girmemle birlikte dünyayla bağım kesildi. o süsün resmini çek, bunu elime alayım seveyim derken zaman nasıl geçti anlayamadım.

IMG_1012

aslında kendime söz verdim süs bütçemi noel’e ayıracağım için ama gene de bir şeyler almamak mümkün değildi. eğer çok beğenirsem bir şeyi alıyorum, sonra onu geri koyup başka beğendiğimi alıyorum, aslında aynı anda ikisini de alasım var ama böyle bir müsriflik yapmak istemiyorum çünkü dediğim gibi o müsrifliği noelde yapacağım. aldığım şeyi geri koymak için de tekrar aramam gerekiyor marketteki yerini. zaman geçiyor, yoruluyorum.

IMG_1009

o kadar güzel süslemişler ki, aldığım süsü geri koymaya giderken bir bakıyorum başka süsler var elimde.

IMG_0994

harika bir ortam ama unuttuğum bir şey var, o da hastalıktan tam kurtulamamış olmam. o kadar gücüm yok, daha yataktan yeni çıktım. bir an başım döndü süslerin resimlerini çekerken. sonra birden soğuk ter boşandı vücudumdan ve ben yere düştüm. çok değil 1-2 saniye gözlerim karardı. düşmeyi öğrendiğimden beri ellerimi otomatikman yere koyuyorum vücudum tamamen düşmeden önce. tabi bu sefer elimde telefon olduğu için telefon aldı tüm hasarı.

IMG_1255

gitti yine telefon. garantisi var ama mutlaka bir miktar para ödettiriyorlar yine çünkü genelde üst modeli oluyor garanti kapsamının içinde. sanırım bu 3 yıl içinde 4. telefonum, her yıl bir şekilde kırılıyor ve ben değiştiriyorum. eşimin tepkisi her zamanki gibi çok komikti. bazı şeyler hiç değişmiyor, dedi. ben de her zamanki gibi, kazayla adam ölüyor, ne olmuş alt tarafı bir telefon dedim. bu diyalog her yıl tekrarlanır aramızda, hiç şaşmaz.

ama çok mutlu bir sabah geçirdim süs reyonunda, çok olmasa da aldım yine bir şeyler. daha çok alırdım da, düştükten sonra eve dönmek zorunda kaldım kötü olduğumdan. karar veremediklerimi bıraktım mağazada. bunlarla geldim sadece eve:

IMG_1019

ginger bread house normalde noel için yapılır ama bu sefer cadılar bayramı için de tasarlamışlar. eşimle beraber yapmayı çok seviyoruz bu evi. bal kabağının içi de çocuklar için çikolata ve şeker dolacak. bir de işte hayalet sabunluk. peçete de var tabi.

mutlu bir gün oldu benim için. geçmiş zaman kullanıyorum, gün benim için öğle saatlerinde bitiyor bugün, kötüleştim yine. 3.05 mesajımı yazıp yatacağım, yarına kadar da kalkmam muhtemelen.

tuhaf geliyor size değil mi bu 3.05 mesajları?

bana gelmiyor…

insanlar bazen benim için üzülüyor ama ben kendim için üzülmüyorum. başlarda çok üzülüyordum ama zamanla, içimdeki hüzünü, sevgi ile şekillendirerek bana huzur veren bir yere oturttum kalbimde. biraz da sevmeyi öğrenmekle alakalı sanırım, böyle biri değildim ben de birkaç yıl önce. daha bencil, daha umursamaz, daha dünyanın sonu değil ya diyen hallerim vardı. bu yaz anladım ki gayet de dünyanın sonuymuş. arkadaşıma libya’da bir şey olsa ben de ölecektim, ben ölünce beni sevenlere de bir şeyler olacaktı. dünya sonlanacaktı hepimiz için. diyorum ya gayet sonuydu. bunu daha önce göremiyordum. şimdi görüyorum, tek fark bu. aslında hiçbir zaman yıkıp yokeden bir sevgim olmadı benim, ben seni seviyorum, sen de beni sevmek zorundasın tarzı bir yaklaşımım kesinlikle olmadı arkadaşlığımıza. ben onun yanında olmaktan mutluydum, bana yetiyordu. bu yüzden bana daha çok zaman ayırsın istiyordum. tam olarak emin değilim sanırım kavgamızda bunun üzerinden çıktı, kafam bir milyonken gidip ona bana zaman ayırmadığı için hakaret mi ettim, yoksa bu hakareti hayali karakterlerimden birine mi ettirdim orası net değil ama sıkıntıyı yaratan net bir şekilde benim. kardeşim diyor ki o kafam 1 milyon zamanlarım için, benden nefret ediyordun, köpeğimi öldürmekle tehdit ettin beni. eğer kardeşime bunu söylediysem kim bilir onun karşısına neyle çıkmışımdır. (en üzücüsü de tek derdimin uyumak olması. ben o ilaçları kafa yapsın diye hiç kullanmadım. kahretsin ya.) beni umursamadığından bırakmadı, kırılmıştı, hala da kırgın görünüyor. elimden gelen her şeyi yaptım, canı sağolsun diyip geçiyorum artık. kendi hayatı, kendi huzuru, böyle mutluysa, böyle huzurluysa ben de mutlu olmak zorundayım, diye düşünüyorum. herkes tercihini yaptı, ben de tercihimi onu ölene kadar sevmekten yana yaptım.

sonunu getiremesem de dün gece uyandığıma mutluyum bu yüzden. arkadaşımın kalbi bana huzur veriyor.

keşke ben de ona huzur verebilseydim.

mutlu sonbaharlar.

çocuk kalpli.

 

 

2 Comments Add yours

  1. Öykü says:

    Yaşlı bedenleriniz birgün “keşke daha önce birbirimizi dinleseydik” demesin, gençken ulaşın sevin birbirinizi. Siz insanın elinin tersi ile itebileceği, kolay kolay vazgeçilebilecek biri değilsiniz fakat “dünyanın sonu değil ya” anlayışınız da tamamen kaybolmamış hayatınızda. Madem beni istemiyor, böyle de rahat, iyiyim aslında tavırlarınız belki de şu an aranızdaki sıkıntı. Şahsi görüşüm, Hemen vazgeçiyorsunuz. Buraya yazdıklarınızı aktaramadığınız çok belli, bu sizinkisi reddedilebilecek bir sevgi değil, sizinkisi sevgi değil en başta, bambaşka birisiniz, hayatınız, dünyanız, hisleriniz, dünyayı yorumlayışınız o kadar farklı ki. Kim istemez böyle birini hayatında? Kimseniz yoksa buyrun kapım açık.

    Fakat eşleşmeyen iki dünyaya sahipsizsiniz arkadaşınızla, birkaç gün önce For Samma adında bir film izledim, siz özellikle izlemeyin ama arkadaşınız geldi aklıma, insani yardım alanında çalışan doktorların hastane çadırını vuruyorlardı. Şehirde yaşayan çocuklar bomba seslerinden hangi füzenin düştüğünü biliyordu. Arkadaşınız böyle bir yerde yaşıyordu.

    Sizin şu yukarıda paylaştıklarınıza baksanıza…

    Orta yolu ancak 3. kişi bulur bence aranızda, yok mudur 3. kişiniz?

    Like

    1. puercorde says:

      Yaşlılığımızı göremem ben, şu an bile bir ayağım çukurda zaten. H3N2’den gitmek üzereyim.

      Üçüncü bir arkadaşımız yok, tanıdık birkaç kişimiz var ortak ama onlarla paylaştığımız çok şey olmadı.

      Çok teori var ne olduğu ile ilgili ama o konuşmadığı için hepsi anlamsız kalıyor. Hem olumlu hem de olumsuz anlamda yorumlar alıyorum.

      Üzgünüm hasta bir halime geldi yorumunuz, cevaplayamadan da rahat edemeyecektim. Bahsettiğiniz filmin fragmanına baktım hemen. O an “Oh ya en azından artık öyle bir yerde değil” diyip mutlu oldum.

      “Dünyanın sonu değil” mutasyona uğradı sadece yaşanmışları üzerine koyduğumuzda. Bence böyle.

      Ayrıca o film ne ya, lanet olsun insanlara, insanlığa…

      Like

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.