ekim.

bu gece tam 3.05’te uyandım. aslında mesaj yazardım da, o an nerede olduğumu, ne olduğumu şaşırmış durumdaydım. bu, ritüel sonunda oluştu, sonunda size inanmaya başladı ve kapı, o saatte açılmaya karar verdi demek. artık siz onu unutsanız da o sizi unutmaz. benim de istediğim buydu zaten. arkadaşımın kalbine en kestirme yoldan ulaşmak istiyordum.

nerdeyse tüm gün yattım soğuk algınlığı ve yorgunluk yüzünden. akşam yemeğine bile uyanmadım. eşim uyandırmayı denedi de, tek dediğim “uyanamıyorum” oldu.

dün sadece ofise evraklarımı vermeye gittim. bugün itibarı ile kontratlı gönüllüyüm yeniden. evrakları verip, yatağıma öyle girmek aşırı mutlu etti beni ya da aylık harçlığımın kemiksiz 800 dolar olmasına sevindim. 600 diye hatırlıyordu becca, öyle değilmiş. aslında amerika’yı düşündüğümüzde çok iyi bir para değil ama bu para hiç dokunmadan bir yere koyabileceğim bir para olduğundan mutlu ediyor beni. azıcık da olsa birikim yapamamak ne olursa olsun kötü hissettirirdi. tek yapmam gereken haftanın iki günü, mültecilere, amerika trafiğinde araba kullanmayı, para harcamayı dolayısı ile alışveriş yapmayı öğretmek, bazı akşamlar family promise gönüllüsü olup onlara geçici barınma imkanı hazırlıklarına yardım etmek, çocuklarla olan aktivitelerin bazılarına katılmak. kötü hissediyorsam hiç gitmemek. istediğim zaman seyahat edebilmek, çok daha rahat ve uzun off alabilmek.

bunun için becca’ya ne kadar teşekkür etsem az. becca ile henüz tüm tatili konuşamadım. çok yorgundum, sonraya bıraktık. sadece eeg’min iyi olduğuna sevindiğini ama onun için hiçbir anlamı olmadığını, kendime iyi bakmamı istediğini söyledi.

dün bir şey daha oldu. josh gördü beni. tuhaf bir şekilde tatilde hiç yazmamıştı bana. ben de çakıldığını, depresif haline girdiğini düşünmüştüm. beni görünce yine o “yaşasın burada” bakışını attı. biraz konuştuk. cleaveland cavaliers maçına gitmeye karar verdik bir hafta sonu. ama oraya gitmeden aseksüel olduğumu mutlaka söyleyeceğim. benden yana bir ümidi kalmasın, eğer olabiliyorsa, sadece arkadaşım olsun istiyorum.

becca’nın dediği gibi, son eeg sonucunun hiçbir önemi yok. kendime iyi bakmazsam, bakmadığım gün geri dönecek bu hastalık. yapmam gerekenler belli, günde sadece iki ufak kutu kola yada 1 büyük kutu kola, düzenli uykular, düzenli hayat, alkol yok, bir bira bile yok.  zaten uçakta bir yemin ettim, ömrüm boyunca bir daha alkol almayacağım. gökyüzüne yazdım bu yemini, nereye gidersem gideyim, kafamı kaldırdığımda onu hatırlayayım diye uçakla gökyüzünden geçerken yazdım. içinde başka şeyler de var bu yeminin ama en önemli yeri kesinlikle alkol.

bugün sonbaharın ilk günü. eşimin annesi sevimli birkaç tane bal kabağı almış şimdiden. ekim ayı başlayınca da kendimi “jack skellington” gibi hissediyorum. güne “oh, somewhere deep inside of these bones” diye başlayasım geliyor.

okuyan herkese sevgiler. umarım twitter’ım düzelmiştir ve bu yazı time’ınıza düşer.

i, jack, the pumping king!

2 Comments Add yours

  1. Dora says:

    Geçmiş olsun, var mı gelişme-kendini daha iyi hissediyor musun bugün?

    Liked by 1 person

    1. puercorde says:

      Yok ya, daha kötü bile oldum. Sanırım elimdeki ilaçlardan farklılarına ihtiyacım var. Teşekkür ederim yine de sorduğun için.

      Uçaklar hastalık yuvası, kesin oradan kaptım bir şey.

      Çocuk Kalpli

      Like

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.