first snowflake.

bugün yılın ilk karı düşecek yere. aslında karı çok seviyorum. herşey beyaza büründüğünde ruhum iyileşiyor ama ne zamanki kar uzun süre yerde kalıyor o zaman bir bıkkınlık kesinlikle söz konusu. bu yıl onu kosta rika tatilimiz ile minimize edeceğiz umarım. eşime, kendimi biraz biliyorsam tatilde olduğumuz sırada hava güzel olur, biz tatilden dönünce kar fırtınası…

96th.

cumhuriyet’imizin 96. yıldönümü kutlu olsun. uzaklardan da olsa bir şeyler yapmayı denedim eve gelir gelmez: hava kapalı olmasa daha güzel dururdu eminim ama micgihan şartlarında bu kadar işte. fotoğrafta iki sırıtan şey var, farkındayım. birincisi evet bayrağı saçımdaki toka ile tutturdum çünkü direğe girmedi. ikincisi sincaplarım kırmızdan başlamışlar, tüm çiçeklerimin tamamı, 10 güne yenmiş olur….

yolculuk notları.

aslında bugüne çok iyi başladım. hatta şahane. 1 kilo gitmişti bile öğlen tartıya geldiğimde: öyle devam etmedi tabi galatasaray yenilince. oturup ağlayacaktım ya da sakinleştirici alıp yatacaktım ama o sırada annem yetişti türkiye’den. maçın sonucuna saklamışlar güzel haberi, eğer maç kötü biterse teselli olsun diye. bir süredir babamla birlikte ege’den yazlık bakıyorlardı. 3 kardeşiz, hepimiz…

gates.

uzun süredir benny’li paylaşım yapmıyordum, özlemişsinizdir diye düşündüm. her zamanki gibi çok mutlu bugün benny. ben de fena değilim an itibarı ile. supermarkete gidip, alan ölçümü yürüyüşü yaptım. gerçekten dikdörtgen şeklinde bir tur attığınızda sıcak ortamda 2 km yürümüş oluyorsunuz. rahatladım psikolojik olarak. bir şeyler yapabilmem lazım. bu market işi olur. hem günlük alışverişi de…

bear soldier.

aynı evde yaşayan insanların bazen ara ara tartışmaları gerekir. yani bazen rutinden öyle sıkılırsınız ki, içinizden eşinize “ya her şey çok sıkıcı bir şekilde yolunda gidiyor, lütfen hayatımıza biraz heyecan gelsin, gel kavga edelim” derken bulursunuz kendinizi. ihtiyacımız vardı… dün gece ailesi ile çıktığımız yemekte, amazon işini masaya yatırdı ve beni 3’e 1 yakaladı böylelikle….

35 years.

ağrımdan ölsem de bir miktar da olsa yürüdüm. eşimle sevdiğimiz bahçelere gidip dolaştık. çok güzel görünüyordu bugün burada sonbahar: seni sevince, kendimi çok iyi hissediyorum. seni sevdiğim her gün, daha mutlu biri oluyorum. çok uzaklarda, benden bir haber de olsan, dünyadaki varlığın hayatıma devam etmeme yetiyor. mutlu olmandan başka hayalim kalmadı artık. eğer sen mutluysan…

amazon.

her dişçi ziyaretim sonrası 2 günüm ziyan oluyor. dün akşam kuzey ışıklarını görmeye gidemedik. akşam uyanmayı denedim ama ağrıdan gözümü açamıyordum. neyse ki an itibarı ile öyle çok ağrım yok. gene biraz var da, düne kıyasla nerdeyse yok derecesinde. dün bir ara, adam kolayı bırakmam için bilerek mi canımı yakıyor acaba şeklinde salak bir düşünceye bile…

throne.

eşimin babası haklı. saçma sapan, sağlığa zararlı bir içecek için bu dişçi ziyaretleri çekilecek dert değil. kolayı hayatımdan tamamen çıkaracağım. sadece maddi olarak değil manevi olarak da olumsuz etkiliyor hayatı. şu an son derece huzursuzum yarınki randevum için. uyuşturuyorlar, öncesinde sakinleştiriyorlar da ama geçen haftaki operasyonun ağrısı tam anlamıyla geçmediğinden sanırım, şu an çok gerginim….

i love you, guys.

bu sabah ayılamıyorum çünkü dün gece eşimin köpeği ile yattım. aslında planım, akşam erkenden kendi yatağıma girmekti ama eşimin ailesi ısrar etti, gelin köpek sizi çok özledi, diye. yersen tabi. ben biliyorum başıma gelecekleri. mutlaka bu dişçi seferleri hakkında bir konuşma olacak. ki öyle oldu, eşimin babası direk 11.000 dolarlık faturayı önüme koyup, gerçekten devam…

i don’t know!

hergün sabah 5-6 gibi kalkan çocuk kalpli, konu iş olunca bu sabah 7.30’da zor kalkıp, sürünerek işe gitti. dün ne kadar neşeli ve güneşli bir günse bugün o kadar bulutlu ve huzursuzdu. yine de çok içine girmek istemedim bazı şeylerin. tam rüzgarı arkama almışken, kötü şeyleri düşünmek istemedim. rüzgarı arkama almayı hem mecazi hem de gerçek…

white pine trail 10.20.2019

insanlar bazen hayalindeki hayatı yaşadığımı söylüyorlar. sanırım bu söyledikleri, bugün ilk defa doğruydu. epilepsi nöbetleri hayatıma girdiğinden beri son 1 yıldır ne, nerede yaşadığımın farkındayım, ne de, ne yaşadığımın. hatta bu bahsettiğim yılın büyük bir kısmı zaten yatağımda uyuyarak geçti. aslında 6 kilo almam dışında bundan çok şikayetçi değilim, bu en sevdiğim şeydir bildiğiniz gibi…

dave.

nadir de olsa bazen sıkıcı pazar günü rutinlerimizi seviyorum. pazar günü sabahı aslında hep güzel başlar. kurabiyelerimizi alıp becca’lara gider çocuk sesleri eşliğinde kahvaltı yaparız. aslında ben kahvaltı yapamam, çünkü lazarus beni görür görmez, kendisini kucağıma aldırır ve evin içinde dolaştırır beni. daha önce bahsetmemiş olabilirim ama çok yakın olmasa da aslında becca bizim akrabamız. eşimin anneannesi…

afternoon spirits.

bugün uzun zamandır yapmayı istediğim bir şeyin içinde buldum kendimi. evimin içerisinde ilgi alanlarımdan oluşan bir kitaplık kurmak istiyordum. kitaplığı almıştım ama içinde kitap yoktu. geniş bir zamanımda ikinci el bir kitapçıya gidip yavaş yavaş kitaplığımı doldurmayı düşünüyordum ki grand rapids şehir kütüphanesi böyle bir satış günü düzenledi: aslında valizimi alıp otobüsle gidecektim ama sabah…

5 years…

güzelim ikinci yurdumun dört bir yanında cadılar bayramı kutlamaları tüm yoğunluğu ile devam ediyor: eşimin annesi getirmiş. dışı da içi kadar güzel: eşim de bunları almış gelmiş. birazdan “göbeğimi çok seviyorum, sen de sev, yaşasın!” çocuk şarkısı eşliğinde birkaç tanesini ısıracağım. becca’ya mesaj attım. yarın sabah çocukları al gel, yesinler bunları yoksa biz yiyoruz, kilo alıyoruz…

you are.

şu an böyleyim: katolik kilisesi, ölüler gününde mezarları gelin gibi süsler. ben de eşimin annesinin, cadılar bayramı için aldığı süslerle yatağımı donattım diş operasyonum sonrasında. çünkü altında ölü gibi yatıyorum dünden beri. (aslında böyle diyince de katoliliklerinin ölüleri anma günü ile cadılar bayramı aynı şeymiş gibi oldu ama öyle bir şey yok bilin isterim) düşündüğümden…

panda.

çocukken beni dişçiye götürmeden önce oyuncakçıya ve şekerciye götürürlerdi. ancak öyle ikna ediyorlardı. bugün anladım ki hiçbir şey değişmemiş hayatımda. eşimin annesi bir sürü cadılar bayramı süsü getirmiş. görür görmez anladım arkasından kötü bir şey geleceğini. meğer geçen hafta bitmemiş tüm diş işim, geçen hafta sadece 1 diş yapılmış, yarın başka, haftaya başka bir tane yapılacakmış….

silent night.

her şey çok basit aslında, sevdiğimiz şeyin üzerine kalbimizi giydiriyoruz. bu sevdiğimiz şeyin aslında kötü veya çirkin olduğunu söyleyen bir cümle değil. çünkü sevdiğimiz şey güzel olmasa, onu kalbimizle süsleyemeyiz. işte 35 yaşıma geldiğimde böyle biri olmuştum. hayattaki tek hazinem sevdiğim şeydi ve ben onu süslemekten mutlu oluyordum. başka şeyleri de seviyordum şüphesiz, hatta hayatımdaki…

chest (usa)

ne zaman bir daha evime monte edilmeli ürün almayacağım desem, kendimi elimde çekiçle şöyle bir manzara karşısında buluyorum: ve her zaman çok dikkatli yapacağım diyip, mutlaka bir parçayı yanlış takıyorum, onu sökerken de bir yerini mutlaka kırıyorum. şu kırılan yeri çekiçle tamir ederken elime çekici vursam da, oldu bir şekilde sonunda. temizleyip attım içine oyuncaklarımı….

love one another.

düşündüğüm gibi tüm gün kitap okuyup uyukladım. hatta 3.05 mesajını 2.50 gibi yazıp 15 dakika uyumamak için direndim. nasıl tatlı bir uyku bastırdı, anlatamam. az kalsın giremiyordum elimdeki yazıyı. bugünkü paylaşımımı küçük prens üzerinden yapmıştım. antoine de saint-exupéry tarafından kaleme alınan küçük prens, benim için iki anlamı olan bir kitaptır. birincisi, arkadaşımın en sevdiği kitaptır…

scavenger hunt.

dün becca’yı fındığa çevirmemek için akşam toplanmamıza gittim ama kendim fındığa döndüm bu sefer de. o soğukta scavenger hunt oynadık. hayır normalde çok severim de, perşembe günü anestezi almışım, adım atacak halim yok. oradan oraya koştuk durduk. kızdım ama ben! neyseki dün gece yatmadan önce paylaştığım gibi sincabım geri döndü. aslında dün cadılar bayramı süslerini…

ecclesiastes 3:1

dün paylaştığım son şarkı evet forrest gump’ta çalıyor. bir kişi bu yüzden paylaşıp, paylaşmadığımı sormuş. forrest gump ile pek alakası yoktu. çünkü şarkının sözleri aslında eski ahit’in vaiz bölümünden. bu beni çok derinden yaralayan bir bölüm, eski ahit’te 3:1 rakamına denk gelenlere baktığımda bunu görmüştüm, arkadaşımın birgün bana döneceğine inancım artmıştı. çünkü benzeri sözler bana…

turn! turn! turn!

tüm gün çaresizce mutfağın kapısına oturup, en sevdiğim sincabımın gelmesini bekledim. değil o, kardeşleri bile gelmedi. tüm bahçeye  fıstık serpirmiştirdim, işe yaramadı. annem aradı, annemle bile konuşmak istemedim ama böyle zamanlarda en çok annemin masalları gelir aklıma. belki sincaplar dönmedi ama buradaki en sevdiğim kuşlardan biri olan bir kardinal, kuş yemliğine oturup bana öylece baktı,…

bad friday.

uykuda cinsel anlamda rahatlamanın, sonradan psikolojik olarak iyi etse de, ilk birkaç gün, nasıl depresyona soktuğunu unutmuşum. kalktığımdan beri, yorganın altında, kendimi hayattan koruyorum yine. zaten favori sincabımı da korkuttum dün. gelmemiş bu sabah ekmeklerini yemeye. oturup ağlayasım var. belki de ağlarım birazdan. gitti işte gitti! birkaç gün içinde ona, kardeşlerine ve bebeklerine ev yapacaktım. eşimin babası,…

going under.

dün öğleden sonra kafamı yastığa koyup, neredeyse 24 saat uyudum. anestezi, henüz tam atlatamadığım soğuk algınlığı ile birleşince beni komple yatağa gömdü. neyseki diş ile ilgili kötü süreci sağ salim atlattım, haftaya da benzeri bir iş olacak ama o kısım sadece gülme gazı ile yapılabilecek türden olacak. ne işler ya. hiç aklımda bile yoktu bu diş…

benim yerime de sev.

okb’nin mutluyken hayatınıza zevk kattığını ama mutsuzsanız tanrıdan merhamet dilettirdiğini yazmıştım daha önce. yarın dişlerimden bir operasyon geçireceğim için normal olarak sabahtan beri hem mutsuz hem de huzursuzum. böyle birgün de gelmesini isteyeceğim en son posta ulaştı az önce elime. noel’de göndermeyi planladığım kart ve zarflar ulaştı. görenlerinizin çoğu çok sevecektir ama ben kartın kalitesinden…

gayle.

bu sabah, erken kalkma nedenlerimden birinin gayle adındaki komşumuz olduğunu farkettim. her sabah uyandığında, sessiz sokağımızda ilk gürültüyü o yapıyor. insanın sinirlerini bozacak şekilde hayat dolu bir kadın gayle. 60 yaşında olmasına rağmen sabah 5’te spor kıyafetlerini giyip, köpeği eşliğinde kalkıp sporunu yapar. spordan sonra duş alır, 2 saat içinde saçı başı fönlü bir şekilde…

$1000

bu sabah kendimi artık zorlayıp yataktan tamamen çıkmaya ve gün içinde bir kere daha içine girmemeye karar verdim. ilk iş olarak urgent care’e gidip serum desteği aldım, yarına da rezervasyon yaptırdım, yarın aynı saatte gelip bu desteği alacağım diye. böyle yapmak zorundayım çünkü çarşamba günü diş operasyonu geçireceğim. 3 diş birden takılacağı için lokal anestezi…

some things never change.

bugün de iyileşememiş durumdayım. sabahları aslında iyi kalkıyorum, oh diyorum geçmiş gitmiş hastalık ama ayağa kalktıktan 1-2 saat sonra soğuk soğuk terlemeye ve bir yere oturma veya uzanma ihtiyacı duymaya başlıyorum. bugün günlerden pazar. pazar günleri bir kutu kurabiye alır becca’lara sabah kahvaltısına gideriz, oradan da kiliseye geçeriz hep beraber. lakin bu sabah becca beni…

october 5.

aynı gün içinde üçüncü bloğum ama canım sıkılıyor affedin. hastaneye gidip serum desteği alınca biraz da olsa yataktan çıkabilme gücü buldum bugün kendimde. sıcak bir duş aldım. nevresim takımlarımı değiştirdim. (umarım tüm mikroplarımdan arınmışımdır, fenalık geldi hasta olmaktan artık) annem zonguldak’takileri beğenince bir takım da burada kullanmam için almıştı. moral oldu bana bugün sermek. emmet’a…

emmet, always the good guy.

insanlar bazen, beni üzmek için ruh hastası olduğumu söylüyorlar. aslında haklılar, yani bana da bazen ruh hastasıymışım gibi geliyor. en son bloğumdan sonra şu altta paylaştığım ilahiyi açtım, öldüğümü ve katolik kilisesi’nde altarda cansız bir şekilde uzanmış olduğumu hayal ederek uyudum. (çok hastayken hep böyle yaparım) bu kaliteli uykumdan annemin çağrısı ile uyandım birden. nasıl…

altıncı gün.

altıncı gün ve ben hala ilk günkü gibi hastayım. inanılacak gibi değil. ateşim o kadar yüksek ki, oda sıcaklığı beni ısıtmıyor. o yüzden ek takviye alıyorum şu an. bunu aldırdım eşime: emmet’ı da aldım yanıma. aşağıda olay çıkarıyordu, gel benimle oyuna diye. şimdi uyurken üzerimde atlayıp zıplıyor. uyandırıyor beni iki de bir. soran oldu nasıl…