ceramics.

2017 yazında arkadaşım yeni bir ilgi alanı bulmuştu kendine. ellerinin sihirli olduğunu farketmişti sanırım, içindeki güzelliği yaptığı seramiklere dökmeye karar vermişti. istanbul’daydık ikimiz de. bir şekilde karşısına çıkacaktım ama nasıl yapacağım hakkında bir fikrim yoktu. zamanımın çok olduğunu düşündüren şey neydi bilmiyorum ama ne olduğunu anlayamadan birden arkadaşımı libya’ya giderken buldum. şimdi yeniden düşününce, yine anlamıyorum gerçekten. bir insan büyük bir hevesle böyle bir işe başlayıp nasıl oldu da libya’ya gidebildi, inanın çözemiyorum.

bahsettiğim gibi libya’ya gideceğini henüz öğrenmemişken, bir şekilde arkadaşımın karşısına çıkmaya ve o günün, onun seramik sergilerinden biri olmasına karar vermiştim. ama yapamadım o gün. bir şekilde cesaret edemedim. giderken geri döndüm. tabi aklım sergide kaldı. kendim gidemesem de burak adında bir arkadaşımı sergiye yollamaya karar verdim ve arkadaşımın nasıl olduğunu sordurdum. burak, arkadaşımın mutsuz göründüğünü söyledi. ben de arkadaşımın yüzünü güldürmek istedim. böyle sevgilisi için sinema kapattıran tipler vardır ya, ben de o tarz bir şey yapıp, çocuktan tüm sergiyi satın almasını istedim. allahtan ki beni frenledi. saçmalama lütfen, erkek arkadaşından dayak mı yedireceksin bana akşam akşam, resmini göndereyim, seçip beğenirmiş gibi yap bari, diyince biraz yavaştan aldık ve tabi daha az.

aldığımız seramikler kargo ulaştığında, istanbul’da değildim, o yüzden kargoya ulaşamadıkça bendeki heyecanı arttı. aslında nelerin geldiğini hemen hemen biliyordum. mutfak dolabımda yer bile açmıştım buraya koyarım hepsini, şununla bira mezesi yaparım, bunu süs olarak kullanırım diye planlar bile yapmıştım. ama ondan gelen bir şey heyecandan öldürüyordu, düşününce çocuk gibi mutlu ediyordu beni yine de.

sonunda seramikleri gönderdiği kutuya ulaştım. burak’la bir akşam içmeye çıkmıştık, hem seramikleri açarız hem kutlama yaparız diye düşündük. burak’ın 2 arkadaşı daha geldi, bir kamyon bira aldık. oturduk sahilde biralar eşliğinde benim kutumu açıyoruz. şimdi ilk açtığımda bir iki tanesinin tuzla buz olduğunu gördüm ama sanırım üsttekiler kırılmış lanet olsun dedim, sadece o an. hepsinin kırıldığına ihtimal vermiyorum tabi, hala heyecanlı ve ümitliyim. sonra bir sessizlik oluştu. benden çıkan cümleler bunlar:

bu kırık, bu da kırık, hatta bu da…

aslında burak’ın hiç tanımadığım arkadaşları var, ağlamamaya çalışıyorum ama elimde değil. gözyaşlarım çoktan göz yuvalarımı terketti bile. dayanamadım yere oturup sesli bir şekilde ağlamaya başladım. tüm seramikler, kırılan arkadaşlığımız gibi, bana paramparça ulaşmıştı. o an hiçbir şeyi düzeltemeyeceğimi ilk defa anladım. burak da beni teselli etmeye çalışıyordu, karanlıkta görememişizdir belki kırılan seramiklerin içinden hala bir şey çıkabilir diyerek kutuyu iyice karıştırıyordu bir ümit.

sonra burak birden kaşığı buldu ve bana dönerek, beni güldürmek için bak hala kaşık var, dedi. az önce hiçbir şeyi düzeltemeyeceğimi öğrenmişken birden bu kaşığı görünce içimde ufak da olsa bir ümit oluştu. kaşık hala oradaydı ve benim buna inanmaya ihtiyacım vardı. sonunu istediğim gibi getiremesem de, inandığım ve inancımı bugünlere getirdiğim için mutluyum.

bu arada tuhaf bir tesadüf daha var, amerika’ya gittikten sonra arkadaşım, aklıma tekrar bu kaşığı bulmamla düşmüş. kaşık ortaya çıkınca bloğuma arkadaşımla ilgili yazılar yazmaya başlamışım.

yani var bu kaşıkta bir şeyler…

kaşık amerika’daki evimde başucumda duruyor. seramik tabakların çoğunu yapıştırmayı denedim. tabi çok mümkün olmadı. bugün 3.05’te bahsettiğim, biri kırmızı biri mavi iki seramik tabağı sadece tam anlamıyla toplayabildim.

kırmızının ufak bir kırığı vardı, çabuk birleşti.

IMG_0234

ama mavi öyle değildi, mavi paramparça olmuştu.

IMG_0231

dışı kırıktı:

IMG_0213

içi kırıktı:

IMG_0218

yapıştırdıktan sonra kırmızıya baktım. kırmızı iyi görünüyordu. mavi hala kötü durumdaydı. maviyi atıp kırmızıyı kullanmayı düşündüm. mükemmeliyetçiydim, kırık bir şeyi kullanamazdım. ama sonra bu seramikleri onun yaptığını hatırlayınca, ikisini de gözümün görmeyeceği bir yere saklamaya karar verdim. çünkü görürsem maviyi kesin atardım…

bugün sakladığım yerden çıkardığımda aslında bu farklı iki renkte olan seramik tabağın arkadaşım ile ben olduğunu farkettim. kırmızı arkadaşımın rengiydi. mavi ise benim. kırmızı güçlü kalmıştı, mavi ise paramparça olmuştu. ama yan yana çok güzel duruyorlardı. kırmızı maviyi hem güçlü, hem de daha güzel gösteriyordu aslında. mavinin kırık olması sorun değildi, kırmızı onu koruyordu, tüm ilgiyi üzerine çekip onun kırılmış olmasını saklıyordu. onun elinden tutmuş gibiydi…

IMG_0208

bu tabakları amerika’ya götüreceğim ve her gün görebildiğim bir yere koyacağım. bu yeni inançlarımdan biri olacak.

hazine gibiyiz arkadaşımla, kazıdıkça yeni yeni şeyler buluyorum bizim hakkımızda. bakalım daha neler çıkacak.

mutlu geceler,

çocuk kalpli.

4 Comments Add yours

  1. mavi huzurun, dinginliğin rengidir. kırmızı ise öfke, şehvet ve hırsın. dengelemişsiniz birbirinizi. arkadaşınız sizle huzur bulur siz de onun sayesinde dünyada daha az kırılmaz olurmuşsunuz. yollarınızın ayrılması ne fena olmuş. üzülüyorum size. gerçekten üzülüyorum değerli çocuk kalpli. aklıma arkadaşınızın sizin satın alacağınızı bildiği için kırması geliyor en başta. kırmızı diyorsunuz arkadaşınıza. kırmızı öfkedir. kindir.

    Like

    1. puercorde says:

      Merhaba,

      Bilse amel defterimi çoktan kapatmıştı. Zaten her yerden bloke yemiş durumdayım, daha beni takip etmiyor ki arkadaşlarımı etsin. Bilse öyle tabakları kırıp yollamakla da uğraşmazdı bence, bizzat eli ile getirip kafamda tek tek kırardı diye düşünüyorum. Aslında bu yaz kafamı da kırdı da, şimdi konu ile alakası yok.

      Sanırım her rengin, her insan için farklı bir anlamı var. Ona huzur veriyordu, arkadaşım genel olarak öfkesine, kinine çok kapılmayan huzurlu biriydi. Zaten birinin benim etrafımda kalabilmesi için gerçekli huzurlu olması gerekir. Ama sabrının sonuna getirdim onu sanırım.

      Çok teşekkür ederim, iyiyim ben. Canı sağolsun.
      Mutlu geceler.

      Like

  2. Dora says:

    Arkadaşın maviye eline geçeceğini bilmeden de olsa daha güzel şekil vermiş ve boyamış, bir de o çerçeveden bakalım. Mavi daha güzel, bunu da notlarına düş bebeğim.

    Ulan millet de ne skillsler var, bende niye yok, kıskandım yeminle. Kendime en kısa zamanda böyle sosyete bir uğraş bulacağım.

    Liked by 1 person

  3. puercorde says:

    Bu yorum kalbimin atışlarını değiştirdi Dora. Maviye bakış açım değişti. Çok teşekkür ederim! Süper birisin sen!

    Bende de yok. Sanat namına tek uğraşım, el yazımı değiştirmek ve kaligrafi öğrenmek oldu. Böyle bir tabağı 10 yıl uğraşsam yapamam. Yapsam da böyle boyayamam. Bazı insanlar direk “skill” doğuyor sanırım. Bir insanın göremeyeceği gözle harika fotoğraflar da çeker. Bu seramik sergisinden önce fotoğraf sergileri olayı da vardı onun.

    Çocuk Kalpli.

    Like

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.