labor day.

sizin de beyniniz, kalktığınızda en son yıllar önce dinlediğiniz alakasız bir şarkıyı söylüyor mu? alakasız, bambaşka bir tarihe ait bir şarkı. benim bu sabah kalktığımda teoman’ın saat 03.00 adlı şarkısı çalıyordu, sanıyorum ki bu sevdiğim tek teoman şarkısıydı. gün boyunca bir an önce rahatlayıp bu şarkıyı loop’a almak istedim. şu an bu yazıyı onun eşliğinde yazıyorum.

günler öncesinden planlamıştık becca ile emek gününü beraber kutlamayı. zaten türkiye’ye gitmeden önce hemen hemen her gün bir şekilde bir araya geleceğiz ama bugün özellikle tüm gün beraber olalım istedik. bugün tam bir aile günü, ancak evli insanlar bir araya gelip kutluyor bu günü. onun çocukları ve eşiyle evime geldiği günlere bayılıyorum. erkenden kalkıyorum heyecanla ve ilk işim markete gidip çocuklar için hediyeler, çikolatalar, abur cuburlar almak oluyor. hatta bazen kendimi, çocukların kendini kaybettiği, abur cubur reyonunda kaybolmuş olarak da buluyorum. çünkü ben onlardan daha çocuğum. bu yüzden hemen hemen her şeyi almam gerekiyor, çünkü ben bundan da hoşlanırım, bence bu da güzel olabilir derken hemen hemen her şeyi almış oluyorum. hatta bazen markete neden geldiğimi bile unutmuş oluyorum o reyondan ayrıldığımda. kaybolup gidiyorum o an.

çocuklarını çok seviyorum. eşim de çok seviyor. zaten “çocuk” bizim için asla ulaşamayacağımız büyülü bir dünya. erkenden kalkıyoruz onların geldiği gün, eşim lazarus’un elinin değeceği her yerin tozunu eliyle alıyor, tüm parkeleri parlatıyor hijyeninden emin olana kadar.

becca’nın eşi kyle’ı da çok seviyoruz. şirin adam’ın dünyadaki tanımı kyle. insanın görünce her yerini mıncık mıncık etmek isteyeceği türden bir sevimliliği var. ben kadar olmasa da beni aratmayacak kadar sahtekar ve afacan. becca, evde senden bir tane daha var diyerek anlatır bana hep kyle’ı. evden koşacağım diye çıkıp 1 km koştuktan sonra bara girip maç izleyen bir adam kyle. sadece 1 kere yakalanmış ama yakalana kadar 6 yıl izlemiş michigan state’in tüm maçları. adamım benim.

kızları jubilee, dün gece, bugün bize gelirken ne giyeceğini düşünmüş saatlerce. beni çok seviyor ve benimsiyor. aslında bundan hiç hoşlanmıyorum, benim gibi biri olur diye aklım çıkıyor onun bu hallerini görünce. ama çok mutlu oluyorum onu görünce, onu çok seviyorum, görmeyince gözüm arıyor.

oğulları lazarus, bu dünyadaki en büyük favorim. bu çocuğa deli oluyorum. bugün onu ilk defa, sadece onu ve annesini hissederek kaldırdım. çünkü birkaç gün önce rüyamda arkadaşımın bebekliğine ulaşmıştım. bundan önce o bebeği kucağıma her alışta arkadaşımı düşünüyordum. bugün böyle bir şey olmadı. bu çok rahatlattı beni. o da ona sarılmamı seviyor, bana gelip ikide bir beni al lütfen diye açıyor kollarını, sonra bana tırmanıyor. gerçi her geldiğinde evin anasını ağlatıyor, az önce banyoda pirince bastım, masada yediklerini banyoya kadar taşımış. zaten elma suyunu çatalla ağzına götüren birinden bahsediyoruz burada. evin her yeri yapış yapış şu an. (sofraya da herkesten önce oturuyor beyefendi, sanki ona hazırlıyoruz)

IMG_7885

ve becca. ben ne kadar şansız bir hayat yaşarsam yaşayayım, tüm hayatım boyunca çevremde beni koruyan ve benimseyen insanların yanındaydım. bu nasıl mümkün olabildi bilmiyorum. hep yazdığım gibi, harika biri becca. her şeyi ile. bugün yemekleri hazırlarken uzun uzun konuştu yine benimle. korkuyordu. çünkü annem, kardeşim aracılığı ile endişeli mesajlar göndermişti ona. pasaportumu geri getirdi bugün bana ama dönünce alacağım, ne zaman döneceksin diye sorduğunda ve ben cevap vermeyince ağzından tek çıkan şey “hayır” oldu.

ailem dönmemi istiyor, muhtemelen üzerime gelecekler türkiye’deyken, annem boşan derse boşanacağım becca, diyorum. bu kadar kolay yani diyor. değil ama annem “sadece gizlice içtiğin 2. bardak kolayı içemeyeceksin” dediğinde ona söyleyecek bir şey bulamadım, haklı, hayatımdaki tek fark artık içemeyeceğim 2. bardak kola olacak, diyorum.

gizli gizli 2. kolayı içiyordun öyle mi diye soruyor. yani laf gelişi desem de öyle bir yakalıyor ki beni, o andan geri dönmem imkansız artık. bakışları değişiyor yine, sesinin tonu değişiyor. bu sesini tonlamasını çok seviyorum aslında. benimle 24 saat böyle konuşacağını bilsem, uyumadan onu dinlerim. hep kızsa bile umrumda olmaz.

senden tek bir şey istiyorum diyor, ailenin yanına gidince dünyadaki her şeyi unutacaksın. beni, eşini ve her şeyi diyor. her şey dediği ise net bir şekilde arkadaşım. sadece iyi olacaksın ve bir şekilde buraya geri döneceksin, çocuk kalpliler her zaman geri döner demiştin, sözünü tutacaksın diye azarlıyor beni. ama cümlelerin sonunda yüzümün düştüğünü görünce, dayanamayıp gelip sarılıyor ve özür diliyor.

tek söyleyebildiğim ise, düştüm becca, çok kötü düştüm bu sefer, 4 yıl önce kapatılmaktan korktuğum hastane bile cennet geldi 4 yıl sonra, neyin içindeyim anlayamazsın diyorum.

o an hayatımda duyabileceğim en güzel avutmalardan birini söylüyor:

“solmayı sonbahara bırakamaz mısın? 35 yaş gençliğin baharıdır, mutlaka birgün solacaksın ama şu an değil”

bir şekilde ikna oluyorum. tüm yaz uyuyarak büyüttüğüm popomu kaldırıyorum yerinden. sanırım artık uyumak istemiyorum.

mutlu geceler,

çocuk kalpli.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.