29 september.

benny ile geldik benny ile dönüyoruz. 29 eylül 2019. istanbul yeni havalimanda yerel saat 12.57. birazdan uçağa bindiğimde bir söz verilecek. geçen sene tutulmayan söz yeniden verilecek. gökyüzüne yazılacak bu söz, çocuk kalpli nereye giderse gitsin, başını kaldırdığında onu görecek. harika bir tatildi. harika bir başlangıç için her şey gerçekleşti. görmemek büyük aptallık olurdu. kendinize…

amazing grace.

dün gece rüyamda bir anı defteri yaptığımı gördüm. arkadaşımla ilgili kartpostalları, resimleri yapıştırdığım cildi çok güzel kalın bir defterdi. öyle olunca bu sabah arkadaşımdan aldığım tüm kartpostallara yeniden baktım, kartpostalların arasında “acımasız gerçekler hatırası” isminde bir resim buldum. 2007 yılı rockncoke festivalinde çekilmiş. o resme göre 1 eylül 2007 yılında tanışmışız. sanırım ilk sayfası bu…

broken&beautiful.

şu an taksim’de irish barda kilkenny’mi yudumluyor olabilirdim ama ben oturdum kolonya cumhuriyeti izliyorum. komik değil! babam her sahneyi gülerek, sahne gerçekleşmeden önce anlatarak izletiyor ama biraz sonra atlayacağım camdan aşağı. çok az kaldı. ev curcuna halinde şu an zaten, bir yandan battal bey bir yandan da yeğenim yıkıyor ortalığı. blog atayım bari de zaman…

caledonia.

günaydın, bu sabah annemin sevincini, teselli yapıyorum kendime. battal bey de çok mutlu. bu hayvanlar her şeyi hissediyorlar. sabahtan beri guuuur diyor. ne mutlu oldu gidemediğim için. ben ise hala biraz huzursuzum. üzüldüm kısacık da olsa istanbul’da zaman geçirmediğim için. dün akşam en sevdiğim tişörtümle uyuyakalmışım bir de, sabah yakası genişlemiş. hava da kapalı, tam…

north.

babaannem ölmeden önce bana kuzey’in kader olduğunu söylemişti. ona göre bir ülkenin kuzeyinde doğarsan, gittiğin ülkelerin de kuzeyin de yaşarmışsın. benim için doğruydu bu söylediği. sıcak insanı değildim ben. bu denizi ve serinliği seviyordum. kapalı ve gri değil, böyle parçalı bulutlu ve yağmurlu olmalıydı: deprem haberinden sonra biraz kafamı dağıtmak adına bu restorana geldim annem…

partly cloudy.

çocuk kalpli’nin yaşadığı şehirde hava 1-2 gündür böyle: böyle olunca çocuk kalpli uzun uykulara attı kendini. tabii ki arkadaşının peşinden gitti yine. ama beklenmedik bir şey oldu, arkadaşını ararken o alemde karşısına ölen eski erkek arkadaşı çıktı. ama konu yine arkadaşım… gittim ama istemedi diyorum, onur’a. gitmedin ki diyor. istemediği için gitmedim diyorum, istiyor diyor….

september 23.

bugün aldığım iyi eeg sonucu sonrası annem, hadi babaannene gidip bu güzel haberi verelim diyince, mezarına gitmek için yola koyulduk. babaannem beni en son gördüğünde çok hastaydım. geçen yıl bu zamanlar türkiye tatilim sırasında görüşmüştük. iyi değildim. çok üzülmüştü. tabi o da iyi değildi. benimle alakası var mı bilmiyorum ama ben amerika’ya geri döndükten kısa…

ceramics.

2017 yazında arkadaşım yeni bir ilgi alanı bulmuştu kendine. ellerinin sihirli olduğunu farketmişti sanırım, içindeki güzelliği yaptığı seramiklere dökmeye karar vermişti. istanbul’daydık ikimiz de. bir şekilde karşısına çıkacaktım ama nasıl yapacağım hakkında bir fikrim yoktu. zamanımın çok olduğunu düşündüren şey neydi bilmiyorum ama ne olduğunu anlayamadan birden arkadaşımı libya’ya giderken buldum. şimdi yeniden düşününce, yine anlamıyorum…

battal bey.

bu sabah da battal bey ile kaliteli zaman geçiriyoruz… bu kuş, emmet’a göre çok daha sıcakkanlı ve oyuncu. iki dakika rahat vermez insana, girmemesi için kapıyı kapatsan, kapının dışında kıyameti koparır aldırttırır kendini içeri. sabah 7’den sonra kalkamazsın bu evde. battal bey gün ışır ışımaz yıkar ortalığı. en sevdiği yer yatağın üstüdür. mutlaka gelir pisler….

balino.

bu sabah yatağımı iyice göl haline getirdikten sonra annemin aldığı yeni cicileri yatağıma sermeye karar verdim. annem renklerimi herkesten daha iyi tanıyor tabi. böyle görünce yatağı, onun dediği gibi hissettim sanki. ne değişecek ki hayatımda ekstra içilecek bir bardak koladan başka. orada eşim varsa burada da o var. o kadar huzur verdi ki bu renkler,…

bite.

aslında dün çok uçlarda değildim, ne çok mutluydum ne de çok mutsuz ama çok hastaydım. hala hastayım. sende de yok yok denecek ama çocukluğumdan beri alerjik astım hastasıyım, soğuk algınlıklarını hep ağır geçiririm bu yüzden. neyse dün akşam yatağa zor attım kendimi. rüyamda arkadaşımın yanına gitmeye karar verdim. mutluydu rüyamda. böyle olunca da sabah da…

testament.

hristiyanların inancında tevrat ve incil olmak üzere iki kitap, yani iki ahit vardır. ahitin kelime anlamı söz vermek demektir. ilk ahit yerine gelmeyince, yani söz tutulmayınca ikinci ahit yapılmıştır. tanrıya yeniden söz verilmiştir. bunu bir inanca bağlamak için yazmadım. bugün benim de bir konuda tanrıya verdiğim sözü tutmadığımı farkettim. şu an tek dileğim ise tanrı ile…

die meister die besten!

erik ye, üzüm ye, şeftali ye, su iç. klasik anne evimin diyalogları. bugün beni uykumdan uyandırıp üzüm yedirdi. zaten tüm gün hastanedeydik, 2 saat kafamı koydum acım ağrım dinsin diye, üzüm yemeye kaldırdı. üzüm ya!! buradan tüm yetkililere soruyorum: insan üzüm yemek için uyandırılır mı? maç için uyandım yoksa kalkmazdım. şuayiplere geldik, babası ile izleyeceğiz…

chest.

nerdeyse tüm gün hastanedeydim. annem, kanına baktıralım, orana ultrason çektirelim, burana idrar tahlili yapalım, seni hazır gelmişken bir eeg’ye de sokayım diye kapı kapı gezdirdi bugün beni. deli oldum, çıldırdım, en sonunda herkesin içinde kızdım ona. yarın şaka gibi bir gün olacak. sabah eeg’ye girip öğleden sonra göğsüme ultrason çektirip, kistlerimin içindeki sıvıları şırınga ile…

şuayip.

bugün demir bebekle ilk tanışmamız. geçen yıl 3 aylıkken onu görmüştüm aslında ama o seyahatte çok sarsıcı bir nöbet geçirdiğim için hiçbir saniyesi kalmamıştı aklımda. ben aslında şuayip diyorum bu çocuğa. komik, onu sevip eğleneceğimiz bir adı olsun istedim. ben çocukken yasemince adında bir televizyon programında  şuayip adında komik bir tipleme vardı. çok gülerdim ona….

hometown.

evimdeyim ve evde olmak harika bir his. kardeşimin dediği gibi bundan sonra bunaldığım zamanlarda, türkiye’ye gelip, yılın en az 2-3 ayını evimde ailemle geçireceğim. çünkü mutfak penceremden bu denize bakmayı çok özlemişim ve burada da insan rolü yapmam gerekmiyor. evin küçük çocuğu olarak şımartılmak da çok güzel. iyi böyle. süper oldu hatta. battal beyi de çok…

kalbim ege’de kaldı.

ben daha önce hiç alaçatı’ya gitmemiştim, bir kere uğramıştık ama onda da çok yağmur yağıyordu. gezip dolaşamamıştım her yerini. çocuk kalbime bu kadar hitap ettiğini bilseydim çok daha önce gelir, abonesi olurdum. kardeşimin yüksek halleri dışında güzel bir tatil oldu. kardeşim için çok endişeliyim şu an. aşırı yüksek. düşeceğini bildiği halde aşırı yükselmiş. ilaç kullanmıyor…

red nose.

tatilimin güney etabı tamamlanıyor yarın. endişelendiğim gibi bir tatil olmadı, tam tersi çok güzel geçti tüm zamanım. yazmaya korkuyorum ama hastaneden çıktığımdan beri, yani 15 gündür, kriz geçirmedim, dahası hiç paniklemedim, herhangi bir ekstra sakinleştiriciye ihtiyaç duymadım, duygularımı da çok iyi yönettim, bir iki üzüldüğüm şey de duymama rağmen sorun etmedim. sadece sıcaktan bir an…

jersey.

bugün hava izmir’de 24 derece ve yağmurlu. aslında yağmurlu olmasa sevdiğim standartlara ulaşmış olacaktım. bazen 1 yaşında bir yeğenim olduğunu unutuyorum. birkaç gün sonra kuzeydeki evime gittiğimde tüm zamanımı onunla oynayarak geçireceğim. geçen yıl onu görmüştüm ama o yaştaki çocuklar sürekli büyüdüğünden ve şekil değiştirdiğinden her gördüğünüzde farklı bir çocukla tanışıyorsunuz. ismi konduğunda sanki alınması…

mutlu geceler.

tatil kadar insanı yoran bir şey daha yok. benim günlük hayatım bundan daha sakin geçiyor. biraz da alışmışım sanki insansızlığa ve doğaya, böyle birden şehirin ortasına bırakılınca neye uğradığımı şaşırdım. özellikle trafikte o kadar şaşırdığım şeyler oldu ki, sanki yıllarca burada araba kullanmamış veya arabanın ön koltuğuna oturmamışım. takip mesafesi diye bir şey yok bu…

oyuncakları, pijamaları ve noeli çok sevdim…

oyuncakları, noeli ve pijamaları çok sevdim. ama en çok arkadaşımı…. işte yeni üst görselim. güzel oldu bence. ben sevdim bunu. tamamen gerçek bir an olduğu için sanırım. çok eğlenceli, komik ama bir o kadar da yorucu bir tatil yapıyorum şu an. bu sabah uyandığımda 20 kişiden dayak yemiş gibiydim. insanlar da komik, özellikle muğla yöresi…

butterfly valley.

günaydın! hala iyiyim ama bugünlerde bir kere daha anladım ki ben yaz ve sıcak insanı değilim. 31 derece kapasitemin çok üzerinde bir sıcaklık. tabi bir de sivrisinek problemi var. bu sabah uyandığımda ürtikerlerimi kaşımamak için dua etmek zorunda kaldım. sinek ısırığı alerjim var. şişiyor, kabarıyor her yanım. bir gidiş tarihim oldu, onu gelip mutlaka yazayım…

arrived!

çok huzurlu bir sabaha uyandım. o kadar güzel bir sıcağı var ki izmir’in şu an. erkenden kalkıp tadını çıkardım. bu kardeşimin köpeği oşişi yama, diğer ismi ile çomar abi. bir ismi daha vardı ama hatırlayamıyorum şimdi. hayvanlarımıza sürekli yeni isimler koyarız. bu balkonda, onunla yazıyorum bu bloğu şimdi. eşimin babası türkiye’ye indiğimde, başıma bir şey…

always five.

benny’i de aldım geliyorum. şu an şikago havalimanındayım. 21:40’daki tk6 sefer sayılı uçağımı bekliyorum. çok tuhaf bir hissin içindeyim. sanki hayatım boyunca hiç yolculuk yapmamış gibi hissediyorum. sanki hiç uçağa binmemişim. 1 yıldır hiçbir yere gitmeme izin verilmedi, sanırım biraz da ondan. yoksa aynı gün içerisinde 3 ülke değiştirdiğimi bilirim. ya da büyüdükçe her gün…

departure.

uzak ülkelerde yaşayan insanlar için veda günleri hiç kolay değildir. özellikle iki aileniz varsa. eşimin ailesi de beni yolculamak için benimle birlikte geliyor bugün şikago’ya. çünkü eşim bana el salladıktan sonra oturup ağlayacak. dün akşamdan başladı zaten. o ağlayınca ben de ağladım. sonra geç saate kadar uyuyamadık beraber. öncesinde de annesi, bana sonbaharda evimin dekorasyonunda…

a nice day.

sanırım hastanede geçirdiğim 10 gün işime yaradı. sabah eeg sonucumun kötü çıkmasına üzülmüştüm ama duygusal bir tepki vermek yerine, başka şeylere konsantre olup kafamı bir şekilde dağıttım. sonra öğlen doktorumun ofisine gittik konuşmak için, o da 1 ayda tamamen gitmezdi zaten, ilk önlemlerimiz geri döndü sadece hayatımıza, ancak 3-4 ay sonra yeniden iyileşme sağlarız, dedi….

the forbidden forest.

eeg günü. nefret ediyorum nefret. bu sabah kalkar kalkmaz ilk işim bunu iptal etmeye çalışmak oldu. istemiyorum moralimin bozulmasını. perşembe günü evime giderken bir de bunun üzüntüsünü yaşamak istemiyorum. tabi iptal edemedim, hatta edemediğim gibi bir de eşimin babası tarafından sabah kahvaltısı diye evden çıkarılıp dişçiye götürüldüm. boğaziçi üniversitesi’ndeyken snowbreak adında bir aktivite ile tanışmamla…

labor day.

sizin de beyniniz, kalktığınızda en son yıllar önce dinlediğiniz alakasız bir şarkıyı söylüyor mu? alakasız, bambaşka bir tarihe ait bir şarkı. benim bu sabah kalktığımda teoman’ın saat 03.00 adlı şarkısı çalıyordu, sanıyorum ki bu sevdiğim tek teoman şarkısıydı. gün boyunca bir an önce rahatlayıp bu şarkıyı loop’a almak istedim. şu an bu yazıyı onun eşliğinde…

september 1.

sonunda kuzey ışıklarını yakalamayı başardık. aslında erken saatlerde başladı şov, istesek erkenden dönebilecektik ama bir türlü bırakamadık izlemeyi. böyle bu dünyaya ait olmayan bir varlığı izliyor gibisiniz, gökte olan şeyler kesinlikle gözünüzün tanıdığını türden değil, farklı boyuttan bir yaratık nuru ile atmosferinizde geziyor sanki. ona delikler veya sütunlar açıyor. içimden geçen renk, yeşil ile pembe…