şuayip.

bugün demir bebekle ilk tanışmamız. geçen yıl 3 aylıkken onu görmüştüm aslında ama o seyahatte çok sarsıcı bir nöbet geçirdiğim için hiçbir saniyesi kalmamıştı aklımda. ben aslında şuayip diyorum bu çocuğa. komik, onu sevip eğleneceğimiz bir adı olsun istedim. ben çocukken yasemince adında bir televizyon programında  şuayip adında komik bir tipleme vardı. çok gülerdim ona….

hometown.

evimdeyim ve evde olmak harika bir his. kardeşimin dediği gibi bundan sonra bunaldığım zamanlarda, türkiye’ye gelip, yılın en az 2-3 ayını evimde ailemle geçireceğim. çünkü mutfak penceremden bu denize bakmayı çok özlemişim ve burada da insan rolü yapmam gerekmiyor. evin küçük çocuğu olarak şımartılmak da çok güzel. iyi böyle. süper oldu hatta. battal beyi de çok…

kalbim ege’de kaldı.

ben daha önce hiç alaçatı’ya gitmemiştim, bir kere uğramıştık ama onda da çok yağmur yağıyordu. gezip dolaşamamıştım her yerini. çocuk kalbime bu kadar hitap ettiğini bilseydim çok daha önce gelir, abonesi olurdum. kardeşimin yüksek halleri dışında güzel bir tatil oldu. kardeşim için çok endişeliyim şu an. aşırı yüksek. düşeceğini bildiği halde aşırı yükselmiş. ilaç kullanmıyor…

red nose.

tatilimin güney etabı tamamlanıyor yarın. endişelendiğim gibi bir tatil olmadı, tam tersi çok güzel geçti tüm zamanım. yazmaya korkuyorum ama hastaneden çıktığımdan beri, yani 15 gündür, kriz geçirmedim, dahası hiç paniklemedim, herhangi bir ekstra sakinleştiriciye ihtiyaç duymadım, duygularımı da çok iyi yönettim, bir iki üzüldüğüm şey de duymama rağmen sorun etmedim. sadece sıcaktan bir an…

jersey.

bugün hava izmir’de 24 derece ve yağmurlu. aslında yağmurlu olmasa sevdiğim standartlara ulaşmış olacaktım. bazen 1 yaşında bir yeğenim olduğunu unutuyorum. birkaç gün sonra kuzeydeki evime gittiğimde tüm zamanımı onunla oynayarak geçireceğim. geçen yıl onu görmüştüm ama o yaştaki çocuklar sürekli büyüdüğünden ve şekil değiştirdiğinden her gördüğünüzde farklı bir çocukla tanışıyorsunuz. ismi konduğunda sanki alınması…

mutlu geceler.

tatil kadar insanı yoran bir şey daha yok. benim günlük hayatım bundan daha sakin geçiyor. biraz da alışmışım sanki insansızlığa ve doğaya, böyle birden şehirin ortasına bırakılınca neye uğradığımı şaşırdım. özellikle trafikte o kadar şaşırdığım şeyler oldu ki, sanki yıllarca burada araba kullanmamış veya arabanın ön koltuğuna oturmamışım. takip mesafesi diye bir şey yok bu…

oyuncakları, pijamaları ve noeli çok sevdim…

oyuncakları, noeli ve pijamaları çok sevdim. ama en çok arkadaşımı…. işte yeni üst görselim. güzel oldu bence. ben sevdim bunu. tamamen gerçek bir an olduğu için sanırım. çok eğlenceli, komik ama bir o kadar da yorucu bir tatil yapıyorum şu an. bu sabah uyandığımda 20 kişiden dayak yemiş gibiydim. insanlar da komik, özellikle muğla yöresi…

butterfly valley.

günaydın! hala iyiyim ama bugünlerde bir kere daha anladım ki ben yaz ve sıcak insanı değilim. 31 derece kapasitemin çok üzerinde bir sıcaklık. tabi bir de sivrisinek problemi var. bu sabah uyandığımda ürtikerlerimi kaşımamak için dua etmek zorunda kaldım. sinek ısırığı alerjim var. şişiyor, kabarıyor her yanım. bir gidiş tarihim oldu, onu gelip mutlaka yazayım…

arrived!

çok huzurlu bir sabaha uyandım. o kadar güzel bir sıcağı var ki izmir’in şu an. erkenden kalkıp tadını çıkardım. bu kardeşimin köpeği oşişi yama, diğer ismi ile çomar abi. bir ismi daha vardı ama hatırlayamıyorum şimdi. hayvanlarımıza sürekli yeni isimler koyarız. bu balkonda, onunla yazıyorum bu bloğu şimdi. eşimin babası türkiye’ye indiğimde, başıma bir şey…

always five.

benny’i de aldım geliyorum. şu an şikago havalimanındayım. 21:40’daki tk6 sefer sayılı uçağımı bekliyorum. çok tuhaf bir hissin içindeyim. sanki hayatım boyunca hiç yolculuk yapmamış gibi hissediyorum. sanki hiç uçağa binmemişim. 1 yıldır hiçbir yere gitmeme izin verilmedi, sanırım biraz da ondan. yoksa aynı gün içerisinde 3 ülke değiştirdiğimi bilirim. ya da büyüdükçe her gün…

departure.

uzak ülkelerde yaşayan insanlar için veda günleri hiç kolay değildir. özellikle iki aileniz varsa. eşimin ailesi de beni yolculamak için benimle birlikte geliyor bugün şikago’ya. çünkü eşim bana el salladıktan sonra oturup ağlayacak. dün akşamdan başladı zaten. o ağlayınca ben de ağladım. sonra geç saate kadar uyuyamadık beraber. öncesinde de annesi, bana sonbaharda evimin dekorasyonunda…

a nice day.

sanırım hastanede geçirdiğim 10 gün işime yaradı. sabah eeg sonucumun kötü çıkmasına üzülmüştüm ama duygusal bir tepki vermek yerine, başka şeylere konsantre olup kafamı bir şekilde dağıttım. sonra öğlen doktorumun ofisine gittik konuşmak için, o da 1 ayda tamamen gitmezdi zaten, ilk önlemlerimiz geri döndü sadece hayatımıza, ancak 3-4 ay sonra yeniden iyileşme sağlarız, dedi….

the forbidden forest.

eeg günü. nefret ediyorum nefret. bu sabah kalkar kalkmaz ilk işim bunu iptal etmeye çalışmak oldu. istemiyorum moralimin bozulmasını. perşembe günü evime giderken bir de bunun üzüntüsünü yaşamak istemiyorum. tabi iptal edemedim, hatta edemediğim gibi bir de eşimin babası tarafından sabah kahvaltısı diye evden çıkarılıp dişçiye götürüldüm. boğaziçi üniversitesi’ndeyken snowbreak adında bir aktivite ile tanışmamla…

labor day.

sizin de beyniniz, kalktığınızda en son yıllar önce dinlediğiniz alakasız bir şarkıyı söylüyor mu? alakasız, bambaşka bir tarihe ait bir şarkı. benim bu sabah kalktığımda teoman’ın saat 03.00 adlı şarkısı çalıyordu, sanıyorum ki bu sevdiğim tek teoman şarkısıydı. gün boyunca bir an önce rahatlayıp bu şarkıyı loop’a almak istedim. şu an bu yazıyı onun eşliğinde…

september 1.

sonunda kuzey ışıklarını yakalamayı başardık. aslında erken saatlerde başladı şov, istesek erkenden dönebilecektik ama bir türlü bırakamadık izlemeyi. böyle bu dünyaya ait olmayan bir varlığı izliyor gibisiniz, gökte olan şeyler kesinlikle gözünüzün tanıdığını türden değil, farklı boyuttan bir yaratık nuru ile atmosferinizde geziyor sanki. ona delikler veya sütunlar açıyor. içimden geçen renk, yeşil ile pembe…