moving on.

önceki yazıma birkaç iyi yorum geldikten sonra üzerine düşündüm de…

29 temmuz’da arkadaşımın yanına gitmeye karar verdiğimde, yine bir hastane bombalanmıştı tabi ben o panikle düşünemedim kartı da saati de, sadece uçak biletine ve libya’da kalacağım otel’e odaklandım. ama demek ki bu şekilde olması gerekiyormuş, o gün arkadaşım tarafından acı bir şekilde durdurulmam ve 31 temmuz’da söz verdiğim şeyleri yapmam gerekiyormuş. çok ilginç bir şey daha var. 31 temmuz 3.05’te kartı gönderip saati çalıştıracaktım ve sonra 13 ağustos’ta arkadaşım ile konuşacaktım.

13 ağustos’ta bloğuma “arkadaşıma” adında yeni bir sayfa açtım, artık oradan bilinmez meçhule yazılan mesajlar göndermeye karar verdim. ilk mesajı o gün yolladım. arkadaşım ile konuşmaya başladım aslında. 13 ağustos’ta söz verdiğim gibi konuşuyorum.

sadece bugüne kadar denemediğim bir yolla…

belkide böyle olması gerek, en başından beri de böyle olması gerekiyordu. olaya biraz da böyle bakıyorum.

henüz tanıma epilepsi yazılmadı, önceki benzo bağımlılığımın yarattığı nöbetler olarak geçiyor şu an. doktor da emin değil zaten ama 29 temmuz’da bir epilepsi hastasının normalde geçirebileceğinden çok daha şiddetli bir nöbet geçirdim. devamındaki 1 hafta bu kadar şiddetli olmasa da küçük nöbetler geçirdim. aslında hayatı tehlikede olan tek kişi benim şu an. bu şekilde devam ederse sudep (sudden unexpected death in epilepsy) yaşama durumum var. ama ben inanmıyorum böyle bir şey olacağına. yani içimde öyle bir sıkıntı yok, hatta bu hastalığı aşacağımı ve sağlıklı hayatıma döneceğimi de düşünüyorum.

sadece hayatımdaki dalgalanmaların durması gerek, 2 haftadır birbiri ile alakasız bir sürü duyguyu yoğun bir şekilde yaşadım. özellikle cumartesi günü, birleşmiş milletler çalışanlarının olduğu aracın bombalandığını öğrendiğimde, arkadaşımın da içinde olacağını düşündüğüm için çok büyük bir sıkıntı oldu bana. üniversitedeki erkek arkadaşım öldüğünde böğrümde bir sıkıntı hissediyordum, oraya oturmuştu o sıkıntı, nefes aldırmıyordu bana. o akşam o sıkıntı geri döndü böğrüme. sıkıştırıyordu yine beni, nefes alamıyordum. anlatamam yaşadıklarımı, çok büyük bir stresti gerçekten.

bir de gittikçe ağırlaşıyor bu duygular, sadece 2 hafta önce çok kötü bir şey yaşamışken, 2 hafta sonra başka bir haberi okurken, ya aslında 2 hafta önceki o kadar kötü değilmiş diyecek durumda buluyorsunuz kendinizi. bunlar normal bir birey için bile ağır psikolojiler. benim oyuncaklı, pijamalı, 5 yaşındaki dünyam içinse çok fazla şeyler.

bu arada libya, amerika’dan gelen biri için pek gidilebilir bir yer değilmiş, bunu da öğrenmiş olduk. arkadaşım belkide ikinci kez hayatımı kurtardı, bunu beni günlerce ağlatarak yaptı ama dediğim gibi demek ki böyle olması gerekiyordu. şu an hissettiğim bu.

okuyan herkese mutlu geceler,

çocuk kalpli.