216th day of the year.

“bilerek uyuyakalıyorsun bodrum katında değil mi, seni yatağına taşımam hoşuna gidiyor.”

hoşuma gidiyor da, hiçbir zaman bilerek uyuyakalmıyorum, diyorum eşime beni yatağıma bıraktığında. bugün bir şeyler yapabilmek adına kahvaltıdan sonra oyun odamıza indim lego oynamak için ama bir iki bölüm geçince uykum geldi, kapattım. sonrasında oyundaki walkthrough’larımı paylaşırken captan america ve ironman yerine, gerçek hayattaki isimlerini yazmaya çalışırken tıkandım birden. steve rogers ve… ve işte, neydi ironman’ın gerçek hayattaki adı diye düşünürken uyuyakalmışım.

epilepsi krizlerinden sonra tüm hafızanızı kaybetmiyorsunuz ama bazen böyle en basit detayı bile beyniniz silebiliyor. mesela ironman zengin bir bilim adamı. genetik, bilgisayar ve savaş sistemleri alanında uzman. sevgilisinin adı pepper, babasının adı howard, howard aynı zamanda captan america’nın kalkanını yaptı.

neydi ama adı… hadi çocuk kalpli düşün biraz…

eşim yatağıma koyduktan sonra yine uykuya dalıyorum. eşim anlaşıldı bugün de yola çıkamayacağız diyor ama eninde sonunda gideceğiz diye ekliyor. uyanıyorum tekrar düşünüyorum. kalktığımda ironman’ın ismi, yine aklıma gelmiyor.

yani siz sayısal lotonuzun derdine düşmüşken ben beynim erimiş mi onun hesabını yapıyorum. tek moral kaynağım şu an kullandığım clonazepam’ım böyle bir etkisi olması. hafıza kaybı yapar, beyni düşünemeyecek duruma getirir. ama yine de ironman’ın ismi çok basit. neydi ama neydi. şu an bilgisayardan bakabilirim ama kendim bulmam gerek!

1 hafta boyunca da bulamayabilirim. doktorum 10 gün boyunca sabah öğle akşam almamı istiyor clonazepam’ı. geçmişte bu ilaç grubunun bağımlısı olmuş biri olarak aslında çok tehlikeli benim için. zaten amerika’da satın alamaz listesindeyim. bana bunu yazan doktor direk lisansını kaybediyor. sistemde bu şekilde kayıtlıyım. eşimin ailesi daha amerika’ya geldiğimin ilk haftası ekletti beni bu listeye. kendim beyan ettim.

Screen Shot 2019-08-04 at 13.23.17

eşime yazdı doktor, çünkü her urgent care girişimiz 100 dolar. sağlık sigortamız olduğu halde co-pay bu kadar. adam acıdı artık halimize, eşime yazdı mecburen. eşim tüm sorumluluğu üzerine aldı. eğer bu ilaca gereksinimim artarsa tanıma epilepsi yazıp bu ilacı sürekli kullanmamı sağlayacak ama beni engelli durumuna atacak. ehliyetimi kaybedeceğim, hiçbir işte çalışamayacağım. devletten engelli maaşı alacağım.

aslında maaşın 1000 dolar ve bazı bonuslar olduğunu düşündüğünüzde fena değil ama yaş daha 35! hayatım için birikim yapmalı ve çok daha fazla kazanmalıyım. çok kötü oldu bu son düşüş. hem moral olarak hem fiziken. daha 1 hafta önce koşmaya başlamıştım, şu an yürüyemiyorum bile. moral olarak sadece kendimi değil, eşimi de yıktım. 7 saat adımı hatırlamadın, birkaç saat daha hatırlamasaydın kendimi vuracaktım artık diye anlatıyor o günü. hayatının kabusu olarak tanımlıyor. ingilizce bile konuşamıyordun diyor, komple gitmiş gibiydin, tek başına kalakaldım birden diyor.

bu hastalığın en büyük özelliği sizi değil sevdiklerinizi yıkması zaten. ama iyi yanından bakıyorum, neyseki annemin haberi olmadı, eşimin ailesinin haberi olmadı. bir de bununla uğraşamazdım şu an.

eşimle istanbul’da yaşarken kötü olduğumuz zamanlarda tüm kepenkleri kapatıp, günlerce oyun oynar, maç izler, yatardık. sadece apartman görevlimiz ve yemekçilere açardık kapımızı, evin zilini bunun dışında iptal ederdik. bazen 1 hafta evden çıkmazdık. buna savaş modu derdik. şimdi yine kendimizi savaş moduna alacağız. göl evimize gidip saatlerce bıkmadan oyun oynayacağız, beyzbol ve futbol izleyeceğiz bir de x-men serisini baştan izleme gibi bir fikrimiz var.

düşmek bizim kaderimiz, daha hızlı kalkmayı öğrenmeliyiz. bunu deniyoruz. hayatta kalmak istiyorsak buna ihtiyacımız var. düşeceğimiz kesin. onu artık geçtik, sorun etmiyoruz.

ama bu sefer süper düştüm gerçekten…

kötü oldu ama belkide olması gereken şu an için buydu. belki bu ileride beni çok daha güçlü yapacak, bu kötü bu yüzden oldu. öyle bakmak gerek. ben zaten bayadır iyi gitmiyordum, bu sorunlarımı çözmeden çalışma, hayata adapte olma fikri tamamen arkadaşım becca’ya aitti. sorunlarımı çözüp öyle saldırmalıydım hayata ama onu kıramadım, bir şekilde işe ve hayatın sorumluluklarına döndüm. ama böyle yapmamam gerekirdi, benim bir şeyler yapabilmem için önce kendimi iyi etmem gerekiyor. eğer bunu başarırsam, başarılı oluyorum.

şu an gerçekten dinlenmeye ihtiyacım var, uzun bir süre böyle olmalı. hem kötü de değil. gerçekten, çocuk masalları yazıp seslendirmek istiyordum, şu an buna imkan bulabileceğim. bugünlerde oz büyücüsü’nü tekrar okuyorum.

IMG_6603

ve gerçekten her sayfasını çevirdiğimde, bu büyülü alemde yer almak istiyorum diyorum kendime. benny de bu durumdan çok mutlu. yerim onu ben.

ben çocuk masalları yazmak istiyorum evet ama burada yazdıklarım ne yazık ki masal değil, hikaye değil, uydurulmuş değil, hepsi gerçek. hepsi yaşanmışlıklarım. bu masalın ana kahramanını suçluyorsunuz bu krizi geçirdiğimden beri, tabi buna, biraz da olsa benim, epilepsi krizi geçirmenin verdiği psikoloji ile yazdığım yazılar neden oldu ama bilin ki tüm bu olanlar biraz da benim suçum. ama ben şu an suçlamıyorum onu. tamam biraz acımasızca oldu ben libya’ya geliyorum derken bloke etmesi ama inanmamıştır, yoksa yapmazdı diye düşünüyorum. yani bu kadar da değil, olmaması gerek.

olayları tek taraflı dinlediğinizde her zaman anlatan kişinin haklı olduğunu düşünürsünüz. şuna emin olun ki, hiçbir zaman böyle değildir. biraz haklıysa da biraz haksızdır her zaman. ama eğer masal diyorsanız, ben de sanki içinde değilmişim, tüm hikayemize dışarıdan bakan biriymiş gibi yazayım onu. çünkü içerisindeyken yazarsam, benim için bu dünyanın en güzel şeyi olduğu ile başlayıp öyle sonlandıracağım. zaten kartta da öyle yazmıştım hatırlarsanız. gerçi orasını paylaştım mı bilmiyorum. bir saniye, nerdesin kart.

IMG_6396

orası çıkmamış. “hala bu dünyada en güzel dediğim şeysin” yazıyor. karta da kısaca değineyim. 2 ayda böyle yazılabiliyor. çok beğenen oldu ama içerisinde bazı özel sırlar var. öncelikle yazılar karta, ilk olarak silik bir şekilde kurşun kalemle yazıldı. ama kurşun kalemle çalışılsa bile gördüğünüz gibi çocuk kalpli ve tarih istediğim gibi sığmadı. sonunda batırdım. çünkü kalemi başlarda cesurca kullanıyorsunuz mesela ilk “t” harfi ve “tek” kelimesi çok büyük. üçüncü satırdaki “teksin” kelimesi ona göre çok küçülmüş. çünkü kart, yazdıklarıma yetmeyecek korkusu 3. satırda başlamış durumda. bir de bu tür yazıları yazmanız için sakin olmanız çok önemli ve zamanlama da. her harfi dura dura yazmanız gerekiyor, sindire sindire, hissede hissede.

ama imkansız değil, inanırsanız ders almadan da yaparsınız, sadece haftalarca pratik yapmak gerekiyor. karta nerden geldik ya, hah ne diyordum baş kahraman meselesi…

sanılanın aksine, baş kahraman çocuk kalpli’den çok daha duygusal bir karakter, yeri geldiğinde çok daha kırılgan. ama çocuk kalpli’ye göre çok daha güçlü biri, çocuk kalpli yüksek işlevli otistik bir çocuk olmasaydı bile arkadaşı, güç olarak, yine onun ilerisinde olurdu. çok farklılar. zaten onları, aynılıkları değil farklılıkları bir araya getirmişti. çocuk kalpli’nin arkadaşı sürekli yeni şeyler görmeye, öğrenmeye istekli, hareket halinde olmaktan, gezmekten hoşlanan biri. çocuk kalpli ise, yeni şeylere açık değil, uyumaktan ve durmaktan hoşlanan, yaptığı şeyleri tekrar yapma isteyen, gittiği yerlere tekrar gitmek isteyen biri. aynı kitapları okuyan, aynı filmleri izleyen biri. çocuk kalpli oyuncu ve sporcu, heyecanı ve hızı seviyor. arkadaşı ise bu konularda nerdeyse yok. çocuk kalpli gelenekçi, arkadaşlarını şövalye gibi seçiyor. arkadaşı a. ise herkese eşit mesafede, kimseyi kimseden ne fazla ne de az seviyor, çocuk kalpli’ye göre çok daha adil ve insancıl. çocuk kalpli bu konuda acımasız, tuhaf bir çocuk olduğundan belkide insanlarla arasında büyük bir duvar var, sınırları var, kimsenin geçmesine izin vermiyor. ama arkadaşı o sınırları geçmiş durumda. tabi arkadaşının bu sınırları geçmek gibi bir planı asla yoktu. o herkese eşitti, herkese karşı aynıydı ama bir sebepten çocuk kalpli’nin kalbi ondan kaldı ve peşinden koşmaya başladı.

çocuk kalpli bu hayatta hiç aşık olmadı. tüm hayatı boyunca sadece çevresinde onu heyecanlandıran insanlar vardı. ama en büyük heyecanı a. dediği arkadaşıydı.

hani masallarda iyi karakterler birgün kötü bir şey yapıp sonsuza kadar pişman olurlar ya, çocuk kalpli de aynısını yaptı. arkadaşı onu severken, o bu sevgiye inanmadı ve onu denemeye kalktı. aslında denemesinin sonucunda çok utanmıştı ama bir türlü vazgeçemedi daha çok denemekten. çünkü her denemesinden arkadaşından daha çok haber alıyordu ve ondan duyduğu şeyler onu mutlu ediyordu. gerçek düşman en güvendiğiniz yerden vurur. kötülük de çocuk kalpliyi, en sevdiği şey üzerinden vurdu. ona zaafı üzerinden bu günah işletti, arkadaşının kanını döktürdü.

yani çok masum biri de değil çocuk kalpli. ama onu da o duruma, uyku ilaçlarına olan düşkünlüğü getirmişti. yanlış yaptığının farkına varacak durumda değildi. neyse, sonrasını biliyorsunuz zaten. pişman bir şekilde, gece gündüz buraları dolduruyor…

o kötü biri değil kesinlikle. lütfen kimse böyle düşünmesin. bir insanın zaten libya gibi bir yerde, insanlara yardım etmesi kolay bir şey değildir. böyle biri kötü olamaz. ben de benzeri işlerin içinden geldiğim için biliyorum, böyle bir alanda, iyi olmayan biri kesinlikle çalışamaz. ne kadar para verilirse verilsin, yapamaz. insanlara yardım ulaştırmak kolay değildir. aldığınız her kuruşun karşılığını kendinizden verirsiniz. ben ona göre çok daha basit bir alanda, uzun yıllar gençlere yardım ettim. ama benim bile bazen bir yerde, yeter s. gidin diyesim geliyordu. 10 günlük bir eğitimin veya proje aktivitesinin sonunda bazen 10.000 euro gibi bir para kalıyordu bana ama eğer hemen devamında aynı şey hiç dinlenmeden tekrarlanacaksa başka arkadaşlarıma atıyordum, ya da asistanlarıma. kaldıramıyordum artık. onlar benim yerime bu işi yaparken ben bir yerlerde kafamı dinliyordum. öyle yıpratıyordu bu iş beni. sonunda para kazanacağımı da bilsem çekemiyordum.

belki benim herkesten çok yardıma ihtiyacım olduğundan bilmiyorum ama çalışma arkadaşlarımın da benzer sıkıntıları oldu. şu an bakanlıkta çalışan 3 arkadaşım eşinden boşandı, 2 tanesi memurluktan istifa etti, çok üzücü ama biri alkol yüzünden kalp krizi geçirip öldü.

örneği çoktur. bir proje öncesi toplantıda denk gelirsin. derler ki ben şöyle iyi biriyim, böyle süperim, tüm dünya kardeş vs. gider projesini yapar ve değerlendirme toplansına gelir, ağzından tek kelime çıkmaz, hatta sonra o kişiyi bir daha görmezsin.

çocuk kalpli suçlu. tabi bir yetişkin gibi cezalandırılıyor. sanırım bu yüzden kaldıramadı son yaşananı. yoksa insanlar her gün neler yaşıyor o da biliyor.

ne yapalım, adam olsaydı çocuk kalpli.

neyse kitabımı okumaya devam edeyim. kuzey ışıkları cama vursa camdan bakacak halim yok. hiçbir şekilde akşam görmeye gitmeyeceğim. birkaç sayfa daha okuduktan sonra yine uyurum zaten. aslında bu kitabı çok okudum ama tekrar okumak nedense hoşuma gidiyor.

okuyan herkese mutlu geceler,

çocuk kalpli.

ps: kulesinin adı stark. adı da tony stark. oh be!!