is-tan-bul.

kadınlardan ve salı günlerinden çok çektim yazacaktım ama perşembe olmuş. yani umarım perşembedir, şu an ondan bile emin olamıyorum, hala dalıp gidiyorum, sabit bir noktaya bakıp hiçbir şey düşünmeden duruyorum. 

dün akşam yatmadan önce kardeşime anneme söyler misin kriz geçirdiğimi ve türkiye’ye gelemeyeceğimi, benim cesaretim yok yazmıştım. öyle bir cevap atmış ki, sanki harfler bilgisayardan çıkıp yüzüme vuruyordu. 

ne yap ne et 1 ayda iyileş, toparla kendini ve gel, anneme hiçbir şey söylemiyoruz, kadın kaç gündür havalara uçuyor kızımın epilepsi sonucu iyi çıktı diye, ne yapalım olur bu, arada hiç belirti vermeden de vurur bu hastalık, sen nelerle başa çıkmış insansın, artık gidip kuş sütü ile mi beslenirsin her gün çiğ et mi yersin, iyileşip eve geleceksin, ben de ablamı burada sağlıklı bir şekilde görmek istiyorum yazmış.

tamam dedim. sonra eşimle kahvaltıya oturduk. ona işi bırakmaya karar verdiğimi söyledim. o da gülerek ne tesadüf ben de bırakmaya karar verdim, seninle zaman geçirmek istiyorum, seni iyi etmek istiyorum, bir süre ikimizde çalışmayalım, evlendiğimiz ilk günlerdeki gibi gezip dolaşalım, göl evine gidelim, sabahlara kadar oyun oynayalım, dedi. sence evime de gider miyim dedim. evet kucağımda götüreceğim seni söz verdiğim gibi, dedi. ama öyle bir evet diyişi vardı ki, sanki tüm gece bu “evet”i nasıl komik söyleyeceğine çalışmış gibiydi.

bu adam benim bu hayattaki şansım.

en azından bu sabah bir amacım var. evime gitmek. aileme gitmek.

hedef 8 eylül istanbul. sanırım hayat yine devam ediyor.

okuyan herkese sevgiler,

çocuk kalpli.