be my baby.

bugün hayatımın en uzun günü sanki, o kadar uyudum uyandım ama saatler geçmiyor. gerçekten saat öğleden sonra 2’mi şimdi. bugün günlerden hala perşembe mi…

sabah işimden ayrıldım. tahmin ettiğim gibi becca çok üzüldü. ona büyük bir yıkım yaşadığımı, iyileşmemin aylar sürebileceğini ve kendimi iyileştirmeden hiçbir şey yapamayacak durumda olduğumu anlattım. o da farkındaydı zaten bir süredir yapamayacağımın. hep koşullarımı iyileştirip beni kazanmayı denedi. ben başaramadım ve özür diledim. benim için önemini anlattım. beni iyi hissettirmek için mi söyledi bilmiyorum ama sen de benim için önemlisin, yanımda olmandan mutluydum, gidişin beni çok üzecek diyince alt tarafı 1-2 mil uzağında olduğumu, sabahları lazarus’u bana bırakabileceğini, öğle yemeğinde bana gelip onu sevebileceğini, böylelikle her gün yeniden beraber olacağımızı söyledim. başarabilir miyim bilmiyorum ama uzun zamandır çocuk kitapları yazmanın ve seslendirmenin hayalini kuruyordum, şu an bununla uğraşmak istiyorum dedim.

çok sevindi…

tam ondan ayrıldım koşa koşa eve uyumaya gitmek istiyorum. klonazepam’dan ayakta duramıyorum çünkü. iş yerimizde adını bilmediğim bir adam vardı. aylarca beraber çalıştığımız halde adını soramadım çünkü böyle üst-üst-üst direktör dedikleri biri vardır ya, o kişi oydu. o da her gün bizi denetleme ayağına, artist artist kafası yukarı bir şekilde yürürdü, kimseye selam vermeden. çok sinir bozucuydu, sinirleniyordum bunu gördüğümde. aslında çok aynıydık. o da benim gibi açık renk pantolonunun altında beyaz spor ayakkabısı giymeyi seviyordu. ama dediğim gibi sinir oluyordum ben buna. ilk başlarda beni görmesine rağmen selam vermiyordu, sonra da ben bakmadım geçtiği yerlere. beyaz ayakkabısını gördüğümde odada olduğunu anlıyordum, hiç bakmıyordum o yana. 1 ay önce yine kötü olduğum bir dönemin arkasından işe dönünce tuhaf bir şey oldu. odamın kapısından bakıp beni görünce çok sevindi. dedim herhalde aklına komik bir şey geldi, benimle alakası yok. üzerime alınmadım. sonra aynı şey bir kere daha oldu, çalışma arkadaşlarıma söyledim. onlar da yapabilecekleri en kötü yorumu yapıp, onun aslında bir ruh hastası olduğunu söylediler.

ben değildim sanki de…

neyse becca’dan ayrıldıktan sonra arabama doğru gidiyordum. birden “beep beep” sesi ile birinin bana seslendiğini duydum. (bunu ancak yaşıtlarım bilir, bu, coyote and road runner adlı çizgi filmde tek geçen repliktir)

baktım o. hayalet görmüş gibi kaldım otoparkta. nasılsın dedi, az önce işi bıraktım dedim. 2 gün önceki kriz yüzünden mi dedi, konuşamadım ama o devam etti, becca söyledi, onun patronuyum, söylemek zorunda, seni çok seviyor yoksa diyerek. evet o yüzden dedim. biz kurumsal şirket değiliz, burası bir hayır kurumu ne kadar uzak kalırsan kal, dönmeye karar verdiğinde biz burdayız dedi.

gözlerim doldu. adamın adını bile bilmiyorum. benim aklımda beyaz ayakkabılı olarak kaldı. gerçekten de benim gibiymiş. çocuk ruhluymuş meğer. o yüzden kimse ile konuşmuyormuş, bakışlarını kaçırıyormuş. evlenmemiş ve eve gittiğinde muhtemelen çizgi film izliyormuş.

hala adını bilmiyorum ama birbirimize telefon numaralarımızı verdik. (white shoes olarak kaydettim) seni bazen aramak isterim, sporu çok seviyor gibisin, belki cleveland cavaliers’in maçına götürürüm seni dedi. evli olduğumu tekrarlamak istemedim, zaten biliyordu ama şu ara böyle bir şey yapmak istemeyeceğimden bahsettim. zamana ihtiyacım olduğunu söyledim. ona veda edip arabama bindim ve radyoda bu şarkı çalıyordu:

eskiden olsa, daha genç ve evlenmemiş olsam, çok severdim böyle hiç bilmediğim tanımadığım birinden peşinden gidip birkaç günde olsa kafamı dağıtmayı. lakin artık eskisi gibi değilim. yani arasam “sevgilimi aldatıyorum ve kocamın bundan haberi yok” gibi bir durumun içinde gibi hissedeceğim kendimi. hayatım o kadar kalabalık ki, kalbim a o kadar dolmuş durumdaki, bu adama ayıracak 5 dakikalık bir köşem bile yok.

ama çok tatlı bir adam. çok hoş. aklımda kaldı. belki şu an psikolojim bozuk olduğundan bilmiyorum ama verdiği numarayı arayasım bile var. ama bunu eşime asla yapmam. asla ve asla. ben dünyanın en güzel adamı ile evliyim.

işinden ayrılmış bugün. eşimin bana ihtiyacı var diyip bırakmış işi. hastane kayıtlarımızı göstermiş. onlar da anlayışla karşılamışlar. zaten bugünler için birikim yapıyoruz hep, bugünlerin bizim için geleceğini hep biliyoruz, ailelerimiz de biliyor. hem onlar hem biz yatırım yapıyoruz. böyle bazen durup hiçbir şey yapmıyoruz. iyi olmayı bekliyoruz yeniden bir şeyler yapabilmek için. ikimiz de durup iyi olmaya karar verdik. o da uzun süreden beri iyi değildi, çok yorulmuştu, düşmek üzereydi. onun adına çok iyi oldu bu istifa.

benim adıma ne oldu bilemiyorum. uyanık olduğum tüm anlarda gözlerim doluyor hala. anladığınızı düşünüyorsunuz, basit buluyorsunuz belki ama bazı insanların hayatları da dünyaları da küçük. dağları ufacık, onun üzerindeki dumanları da…

belki bir cümle ile yardımcı olabilirim anlamanıza, dün yazdığım yazıyı okuyun ve o yazıdan sonra daldığım uykuda arkadaşımı terkedecekken, uykumda onu bulduğumda aklıma gelen tek şeyin ona sarılmak olduğunu söyleyeyim. ben böyle bir şeyi yaşıyorum. böyle bir şeyin içindeyim. bunu anlamanız imkansız. sakın bana anladığınızı söylemeyin.

dün klonazepam’ın etkisi ile öfke dolu ve gaddardım ama şimdi öyle değilim. nereye gidip ne yapacağımı bilmiyorum. kalbim paramparça oldu, kaç gün daha ağlarım kestiremiyorum, sanki sonsuza kadar ağlayacakmışım gibi geliyor. kendimi kötüsü var ya ölseydi diye avutmaya çalışıyorum ama daha çok ağlıyorum bu sefer. çünkü ona tek kavuşabileceğim yerin mezarı olduğunu artık biliyorum.

nasıl devam edeceğimi gerçekten bilmiyorum. annem için devam etmem gerek ama hiç gücüm yok. bir de etkili bir sakinleştiricinin ertesi günü böyle hissediyorsam birkaç gün sonra o sakinleştirici etkisi kaybolunca, bir olan acım bin tane olacak. bu halde bile ağlarken birkaç gün sonra ne olurum hiç bilmiyorum.

gidecek çok yerim var. gidecek hiçbir yerim yok….

üzmek için yazmadım, yazıp paylaşmam gerek, yazdıkça biraz da olsa iyi geliyor.

okuyan herkese mutlu geceler. benim olmadığım hayatta umarım siz mutlu olursunuz.

dediğim gibi nereye gideceğimi ve ne yapacağımı bilemeyen bir haldeyim.

çocuk kalpli.