the hero’s journal.

uzun süredir kendi içimde yeni bir yolculuğa çıkmak istiyordum ve sanırım bugün, 31 ağustos’tan daha iyisi olamaz. tabiki arkadaşım da benimle birlikle geliyor. o zaten, ben nereye gidersem gideyim, hep benimledir. en çok da bu bloğu yazarken benimle olduğunu hissediyorum, yazdığım bu kelimeler sihirli sanki, bir şekilde arkadaşımın kalbini buluyor yayınla butonuna bastığımda. bir süre…

august 30.

bu sabah büyük bir boşluğa uyandım. ne yapacağım hakkında hiçbir fikrim yok, o kadar alışmıştım ki hastaneye ve oradaki insanlara, bugün bilemiyorum şimdi. dün herkese sarılarak ayrıldım ve neredeyse ağlayacaktım. dört gözle beklemiyoruz ama bize ihtiyacın olursa her zaman buradayız, burası da artık senin evin dediklerinde gözlerim doldu. 31 ağustos gecesi için kp6 alarmı var,…

coke.

aslında akşam sezonun son softball (beyzbol) maçını oynayacağız ama gözlerim kapanıyor şu an. bu yazıdan sonra yatar, uyurum sanırım. ilaçları büyük ölçüde azaltsak da öyle hemen çıkmıyorlar bünyeden, tahminen 1 hafta daha devam eder bu uykulu, yorgun, şaşkın halim. tek iyi yanı 4 eylül’de gireceğim eeg’ye süper hazırlık oluyor, çünkü inanılmaz sakinim, umarım tüm dalgalanmalarımın…

final.

hastanedeki son günüm. sadece doktorlarımla konuşacağım bir gün olacak. ondan geç gideceğim bugün. ama gerçekten çok üzülüyorum oradan ayrılacağım için. sanki yapay bir anne karnı oldu orası benim için. hayattan kaçıp bir yere sığınmıştım, şimdi tekrar aslında olmak istemediğim hayatla baş başa kalıyorum. akıl hastanesi diyince, sürekli bir odada kilitli olduğum düşünüldü hep ama ben…

boş gemiler.

yabancısı olduğum bu dünyaya geldiğimden beri, gerçek yerim neresi diye hep düşündüm durdum. sonunda buldum sanırım, ben şu an kaldığım yere aitim, olmam gereken yer hep burasıymış meğer. burada insan taklidi yapmadan, olduğum gibi davranabiliyorum ve davranışlarım garip karşılanmıyor. burada gerçekten 5 yaşındayım. delirdiğim düşünülüyor, lakin ben hiçbir zaman akıllı biri olmadım ki zaten. hem…

tk6.

kendime söylemekten korktuğum bir şey var. sanırım buradan bir daha çıkmak istemiyorum. annem 5 eylül’e tk6 sefer sayılı uçuşu aldırmasaymış 1 hafta daha burada kalırmışım gerçekten. bugün tk6’dan sonra, istanbul’dan izmir’e geçeceğim uçak biletini satın alırken, geçen yıl aynı gün yine şikago’dan istanbul’a uçup devamında izmir’e aynı biletle geçtiğimi farkettim. sonra kardeşimin düğünde yaşadığımız üzücü…

kentwood cycling.

annemi mutlu etmek adına evimizden, eşimin ailesinin evine kadar bisikletle gittim, annem yüzümdeki alı görünce çocuk gibi mutlu oldu. çok üzülüyorum, sevdiklerime yaşattıklarımdan dolayı… becca’nın da içi rahat etmedi onun yanından ayrıldıktan sonra, üzerimde biraz fazla sert olduğunu anladı. yarın hastaneye ben bırakayım gene seni, öncesinde kahvaltı yapalım diye mesaj attı. oradan başlayıp biraz daha…

becca.

bugün becca’yı mutlu etmek için sabah ayinine gitmeye karar verdim. beni görünce çok mutlu da oldu ama yanlış bir şey yaptım, ona günaydın becca yerine, günaydın rebecca dedim. bilerek isteyerek böyle demedim ama sanırım içimdeki o ufacık kırgınlık bile dışa vurdu kendini. birine alıştırdığınız ismiyle değil, resmi bir şekilde seslenirseniz o insan kırılır. yüzündeki hayal kırıklığı…

whitecaps.

josh üzüldü ama eşim sevindi onunla beyzbol maçına gittiğimde. eşimin çok ihtiyacı vardı böyle bir şeye, moral olarak bitmiş durumdaydı. ben uyuyarak izledim maçı, çok kötü de oynadılar zaten whitecaps’ler. 1 yılda zerre üstüne koymamışlar. koskoca maç 3-0 bitti. 9 periyot sayı yapsınlar diye bekledik, uyumuşum artık eşimin omzunda… josh’a seninle bir şey yapmak istiyorum…

weekend.

haftasonu için evimdeyim ama ayrılasım gelmedi odamı terkederken. tuhaf bir güven veriyor bana bu oda. çok tuhaf, kötü hissettirmesi gerek aslında ki ilk gün öyle de hissetmiştim ama şimdi farklı. beni seven insanlar koruma altına almışlar, bana kötü bir şey olmasına izin vermeyecekler, beni koruyorlar gibi bir duygu. sevildiğimi de hissettim. bu da başka bir…

one way.

hayatımda bir kere millerimle uçak bileti satın aldım, ona da binemeyeceğim. 4 eylül’de eeg’m var zaten, birkaç gün daha bekle anne, yine bana son dakika amerika-türkiye bileti aldırma lütfen desem de annem 5 eylül’de gel o zaman diyor. ve bilet de şimdilik tek yön. bu şu demek: bittin sen! çok kızmış durumda. çok da endişeli….

yeshuati.

dün ne kadar histeriksem bugün bir o kadar alakasızım. hiçbir şey umrunda değilmiş gibi. bugün eve gitmek istemedim, eşimden pijamalarımı istedim burada kalmak için. almaya gitti ama şoka girdi söyleyince. bugün yaşadığı ikinci şok çünkü. ilki sabah annemden aldığı “tedavisi biter bitmez ilk uçakla eve gelsin” mesajıydı. 8 gün sonra bir biletim olmasına rağmen annemin…

sheep.

yazmazsam ölürüm. ben çocukken annemlerden gizli gizli televizyon izlemeye çalışırdım. onlar izlerlerken, ben de, odamın kapısından gizlice onları takip ederdim. izlemem yasaktı ama umursamazdım. birgün “otelde yangın” adında bir film izledim. çok korktum. annemlere söyleyemedim o filmi izlediğimi. bir gökdelene sıkışmış insanlar yangından kurtulamayıp ölüyorlardı. o filmin etkisinden bir türlü kurtaramadım kendimi. eski evimiz 6…

sanitarium.

35 yaşıma girdikten sonra, önce yazmayı yeniden öğrendim, sonra kreşe yazıldım. çocuk kalpliler için ikinci bahar dedikleri şey bu olmalı! ilk psikiyatri hastanesi oturum günüm, beklendiği gibi olaylı geçti, pazartesi günü sakinleştirilsem de çarşamba’ya yetişmedi o sakinlik. valla dövüyordum en son çıkarken birini. ilginç bir yer akıl hastanesi, hiç hasta olmayan birini bile 1 saatte hasta…

8.21.2019

zihnimin bomboş olmasını o kadar özlemişim ki. kendimden başka hiçbir ses duymuyorum bu sabah… düşündüğüm kadar kötü bir yer çıkmadı yarı zamanlı akıl hastanesi. sanki bir otelde konaklıyormuşsunuz ve kapınızı açan kartı kaybetmişsiniz gibi. o kart olmadan odadan odaya geçemiyorsunuz, sizin yerinize başkaları açıyor. zaten önemi yok, bugünden itibaren kendi evimde, kendi yatağımda uyuyacağım. aslında…

pine rest.

becca’ya bir ara beni istersen cam bir fanusa kapat demiştim, niye dedim ki acaba böyle bir şey. bugünden itibaren beni yarı zamanlı akıl hastanesine kapatıyor gerçekten. beklediğimden çok daha sert önlemler aldı, sadece pasaportla yırtamadım. dün akşam gelip konuştu benimle ve eşimle. sabahtan akşama kadar savaş haberleri okumanı istemiyorum, bir bomba düşünce de sakinleştirici almanın…

hepimiz özgürüz, çocuk kalpli hariç.

18 ağustos pazar. michigan’da sıcak bir yaz günü yazmak isterdim ama donuyorum şu an. tek iyi yanı ağır battaniyemin şu an üzerimde olması. bacaklarımı bile eziyor, öyle iyi hissediyorum ki şu battaniyenin altında, yıllarca neden almamışım anlamıyorum. becca’ya söz verdiğim gibi kiliseye pasaportumla gittim. lakin tam ayin öncesi cübbesi ile insanları selamladığı kapıda vermeyi planlıyordum….

beautiful dreamer.

uyuyarak gittiğim buffalo’dan uyuyarak döndüm. döner dönmez de annemin yeni pikesini sermek için daha güzel bir gün olamaz diye düşündüm. birazdan altına girip huzurla yatacağım. dün yazdığım gibi olabileceğim en iyi ellerdeydim. aslında yaşıtız ama benimle bir anne edasıyla, yatağımın yanına oturup saatlerce konuştu becca. saatlerce dinledi beni, arkadaşımı, hikayemizi… bana, dünyanın sadece benim için…

new buffalo.

bugün aldığım son kötü bloke haberinden sonra, becca’nın tedarikli gelmesi sayesinde kriz geçirmedim, meğer ilaçlarımı almış eşimden. telefonda yardıma ihtiyacım olduğunu duyar duymaz odama koştu, hem ilaç verdi hem konuştu. daha iyi bir elde olamazdım sanırım. ben uyuyana kadar ayrılmadı başımdan. şimdi sıvı vermek için kaldırdı. uzaklaşmış hissediyorum. bugün kalbim heyecanla çarpıyordu son 3.05 mesajını yazdığımda…

battleship.

bugün gelişme kaydetmek adına kendime 10 km bisiklet sürüş hedefi koymuştum ama ne yazık ki 7. km’de tüm gücüm bitti ve eşimi çağırıp beni almasını istedim. çok tuhaf bir güçsüzlük hissi yaşadım o an. sanki denesem tek adım daha atamayacaktım. eşimde zaten saatim aracılığı ile takip ediyormuş. hemen geldi aldı beni. tam durduğum yerde çok…

çocuk kalpli gelin.

geceme beyaz gürültünün eşlik etmesi ile tekrar nitelikli bir uykudan uyanıyorum bu sabah. dün gece uyurken akıllı saatimi koluma takmıştım ölçebilmek için. 1 dakika bile uyanmamışım ve hayatımın en derin uykularından birine dalmışım. yaklaşık 10 saat boyunca üzerime su dökseler beni uyandıramazlarmış. tabi bu kadar uzun olmasında havanın kapalı olmasının da etkisi var, yoksa sabah…

moving on.

önceki yazıma birkaç iyi yorum geldikten sonra üzerine düşündüm de… 29 temmuz’da arkadaşımın yanına gitmeye karar verdiğimde, yine bir hastane bombalanmıştı tabi ben o panikle düşünemedim kartı da saati de, sadece uçak biletine ve libya’da kalacağım otel’e odaklandım. ama demek ki bu şekilde olması gerekiyormuş, o gün arkadaşım tarafından acı bir şekilde durdurulmam ve 31…

josh.

sabahtan beri uyanamıyorum bir türlü. kafamı koydukça uykuya dalıyorum. kısa bir süre önce, arkadaşıma ulaştırmam gereken sevginin, ancak emek harcarsam, peşinde yıpranırsam, acı çekersem, ona ulaşacağına karar vermiştim. bu yüzden gece yarısı 3.05’te kalkmaya ve normalde öğlen atacağım mesajı, uykumdan kalkarak, acı çekerek atmak istedim. mesajdan öncesine gelince… dün 13 ağustos olduğundan, tabiki gece yatmadan…

august 13.

emanuel’e bir tuhaflığımdan bahsediyorum bugün. zaten onun dışında kimseye bahsedemem bundan. sabahları kalktığımda arkadaşımı hissediyorum, bazen gün içerisinde de hissediyorum, düşünmek, aklına gelmek değil, sanki aynı odadaymışız gibi oluyor, sanki aynı yolda arkamdan yürüyormuş gibi, bu sence normal mi diye soruyorum. başka biri olsa değil ama sensen normal diyor. benim de böyle hislerim var, hatırlarsan…

weighted blanket.

emmet üşüyeceğinden, evi istediğimiz gibi soğutamadık ama ben yine de yattım ağır battaniyemle. kesinlikle benim gibi insanlar için yapılmış en doğru şeylerden biri bu ağır battaniyeler. keşke bir de sevişmeden cinsel rahatlamayı sağlayan bir ilaç bulsalar. bunu kardeşime dediğimde, kimsenin böyle bir derdi yok, insanların hayat amacı bu, bilim adamları da başka şeylerle meşguller, tek…

224th day of the year.

ne zaman her şey yolunda, her şey harika desem, çok değil, böyle hissettikten 5 dakika sonra kendimi birden bire cehennemin içinde buluyorum. libya’da yaşanan son katliamın ardından, arkadaşımla ilgili bir haber alabilmek için, bu sefer anksiyete krizi geçirmek, ayılmak bayılmak yerine sakinliğimi korudum ve geç saatlere kadar ayık kaldım. o iyi. ben de iyiyim. sadece…

220th day of the year.

“yarın yeni bir pijama alırız, hep istediğin ağır battaniyelerden alırım, evi soğuturum onu kullanabilmen için. lütfen eve gidelim, yarın öğlen eeg’n çekilsin, doktor yatırmayacak, sadece daha etkili bir ilaç etkili olacak mı ona bakacak” daha etkili bir atom bombası denenmedi üzerimde diyorum eşime, bu sefer öğle uykumdan kalktığımda… ne kadar kardeşimin sözünü dinlemeye, bir an…

you left me again.

bugün eski erkek arkadaşlarımdan birinin doğum günü ama hangisi hatırlayamıyorum… yataktan çıkmam yasak. başıma saplanan ağrıların, rüyasız, kıpırdamadan daldığım uykularım ve yataktan çıkamamanın nedeni belli oldu. hala nöbetler geçiriyorum. dün gece eşim yanıma uzandığında farkediyor bunu. akşam en sevdiğimiz filmlerden birini açtığımızda, ben uyuyakalıyorum yanında, o da uzun zamandır ilk defa odamı terketmek yerine yanımda…

breathless.

“belkide gerçek olamayacak kadar güzel bir masalızdır. bu dünyada bir araya bir türlü gelemeyişimizin nedeni, ikimizin de aslında rüya aleminde yaşayan iki masal kahramanı oluşudur. belkide uyandığımızda ikimiz de tüm büyümüzü kaybedip bilmediğimiz insanlara dönüşüyoruzdur.” böylelikle yürüyüş yaparken, yazacağım çocuk romanının ilk satırları düşmüş oldu zihnime. epilepsinin şikayet edemeyeceğim tek yönü bu sanırım. sınırsız yaratıcılık. ama…

well.

günaydın. sonunda sanırım kurtuldum baş ağrısından. sabah 5’ten beri deniyorum kendimi, henüz bir ağrı saplanmadı. hiç ağrı kesici almadım. bugünden itibaren clonazepam’ı da kademeli olarak azaltmaya başlıyoruz, bugün mutlaka çıkıp yürüyeceğim, 10 gündür gece gündüz yatıyorum, sıkıntı geldi. doktorun dediği gibi oldu, en son eeg’m temiz çıktığında, bundan sonra bir kriz olursa fiziken ve ruhen…

218th day of the year.

uzun bir öğle uykusunun ardından, sonunda geçti baş ağrım, en sonunda rahatladım. bir an için sonsuza kadar ağrıyacak sanmıştım. burada çok kişi ile konuşuyorum, aralarında epilepsisi olanlar da tanıdım. hepsi düzene girinceye kadar büyük sıkıntı çekmiş benim gibi. ben de şimdi bir düzen oluşturup içerisinde iyi olmaya çalışacağım. maddi yönden herhangi bir sıkıntımızın olmaması büyük…