yeshuati.

dün ne kadar histeriksem bugün bir o kadar alakasızım. hiçbir şey umrunda değilmiş gibi. bugün eve gitmek istemedim, eşimden pijamalarımı istedim burada kalmak için. almaya gitti ama şoka girdi söyleyince. bugün yaşadığı ikinci şok çünkü. ilki sabah annemden aldığı “tedavisi biter bitmez ilk uçakla eve gelsin” mesajıydı. 8 gün sonra bir biletim olmasına rağmen annemin…

sheep.

yazmazsam ölürüm. ben çocukken annemlerden gizli gizli televizyon izlemeye çalışırdım. onlar izlerlerken, ben de, odamın kapısından gizlice onları takip ederdim. izlemem yasaktı ama umursamazdım. birgün “otelde yangın” adında bir film izledim. çok korktum. annemlere söyleyemedim o filmi izlediğimi. bir gökdelene sıkışmış insanlar yangından kurtulamayıp ölüyorlardı. o filmin etkisinden bir türlü kurtaramadım kendimi. eski evimiz 6…

sanitarium.

35 yaşıma girdikten sonra, önce yazmayı yeniden öğrendim, sonra kreşe yazıldım. çocuk kalpliler için ikinci bahar dedikleri şey bu olmalı! ilk psikiyatri hastanesi oturum günüm, beklendiği gibi olaylı geçti, pazartesi günü sakinleştirilsem de çarşamba’ya yetişmedi o sakinlik. valla dövüyordum en son çıkarken birini. ilginç bir yer akıl hastanesi, hiç hasta olmayan birini bile 1 saatte hasta…

8.21.2019

zihnimin bomboş olmasını o kadar özlemişim ki. kendimden başka hiçbir ses duymuyorum bu sabah… düşündüğüm kadar kötü bir yer çıkmadı yarı zamanlı akıl hastanesi. sanki bir otelde konaklıyormuşsunuz ve kapınızı açan kartı kaybetmişsiniz gibi. o kart olmadan odadan odaya geçemiyorsunuz, sizin yerinize başkaları açıyor. zaten önemi yok, bugünden itibaren kendi evimde, kendi yatağımda uyuyacağım. aslında…

pine rest.

becca’ya bir ara beni istersen cam bir fanusa kapat demiştim, niye dedim ki acaba böyle bir şey. bugünden itibaren beni yarı zamanlı akıl hastanesine kapatıyor gerçekten. beklediğimden çok daha sert önlemler aldı, sadece pasaportla yırtamadım. dün akşam gelip konuştu benimle ve eşimle. sabahtan akşama kadar savaş haberleri okumanı istemiyorum, bir bomba düşünce de sakinleştirici almanın…

hepimiz özgürüz, çocuk kalpli hariç.

18 ağustos pazar. michigan’da sıcak bir yaz günü yazmak isterdim ama donuyorum şu an. tek iyi yanı ağır battaniyemin şu an üzerimde olması. bacaklarımı bile eziyor, öyle iyi hissediyorum ki şu battaniyenin altında, yıllarca neden almamışım anlamıyorum. becca’ya söz verdiğim gibi kiliseye pasaportumla gittim. lakin tam ayin öncesi cübbesi ile insanları selamladığı kapıda vermeyi planlıyordum….

beautiful dreamer.

uyuyarak gittiğim buffalo’dan uyuyarak döndüm. döner dönmez de annemin yeni pikesini sermek için daha güzel bir gün olamaz diye düşündüm. birazdan altına girip huzurla yatacağım. dün yazdığım gibi olabileceğim en iyi ellerdeydim. aslında yaşıtız ama benimle bir anne edasıyla, yatağımın yanına oturup saatlerce konuştu becca. saatlerce dinledi beni, arkadaşımı, hikayemizi… bana, dünyanın sadece benim için…

new buffalo.

bugün aldığım son kötü bloke haberinden sonra, becca’nın tedarikli gelmesi sayesinde kriz geçirmedim, meğer ilaçlarımı almış eşimden. telefonda yardıma ihtiyacım olduğunu duyar duymaz odama koştu, hem ilaç verdi hem konuştu. daha iyi bir elde olamazdım sanırım. ben uyuyana kadar ayrılmadı başımdan. şimdi sıvı vermek için kaldırdı. uzaklaşmış hissediyorum. bugün kalbim heyecanla çarpıyordu son 3.05 mesajını yazdığımda…

battleship.

bugün gelişme kaydetmek adına kendime 10 km bisiklet sürüş hedefi koymuştum ama ne yazık ki 7. km’de tüm gücüm bitti ve eşimi çağırıp beni almasını istedim. çok tuhaf bir güçsüzlük hissi yaşadım o an. sanki denesem tek adım daha atamayacaktım. eşimde zaten saatim aracılığı ile takip ediyormuş. hemen geldi aldı beni. tam durduğum yerde çok…

çocuk kalpli gelin.

geceme beyaz gürültünün eşlik etmesi ile tekrar nitelikli bir uykudan uyanıyorum bu sabah. dün gece uyurken akıllı saatimi koluma takmıştım ölçebilmek için. 1 dakika bile uyanmamışım ve hayatımın en derin uykularından birine dalmışım. yaklaşık 10 saat boyunca üzerime su dökseler beni uyandıramazlarmış. tabi bu kadar uzun olmasında havanın kapalı olmasının da etkisi var, yoksa sabah…

moving on.

önceki yazıma birkaç iyi yorum geldikten sonra üzerine düşündüm de… 29 temmuz’da arkadaşımın yanına gitmeye karar verdiğimde, yine bir hastane bombalanmıştı tabi ben o panikle düşünemedim kartı da saati de, sadece uçak biletine ve libya’da kalacağım otel’e odaklandım. ama demek ki bu şekilde olması gerekiyormuş, o gün arkadaşım tarafından acı bir şekilde durdurulmam ve 31…

josh.

sabahtan beri uyanamıyorum bir türlü. kafamı koydukça uykuya dalıyorum. kısa bir süre önce, arkadaşıma ulaştırmam gereken sevginin, ancak emek harcarsam, peşinde yıpranırsam, acı çekersem, ona ulaşacağına karar vermiştim. bu yüzden gece yarısı 3.05’te kalkmaya ve normalde öğlen atacağım mesajı, uykumdan kalkarak, acı çekerek atmak istedim. mesajdan öncesine gelince… dün 13 ağustos olduğundan, tabiki gece yatmadan…

august 13.

emanuel’e bir tuhaflığımdan bahsediyorum bugün. zaten onun dışında kimseye bahsedemem bundan. sabahları kalktığımda arkadaşımı hissediyorum, bazen gün içerisinde de hissediyorum, düşünmek, aklına gelmek değil, sanki aynı odadaymışız gibi oluyor, sanki aynı yolda arkamdan yürüyormuş gibi, bu sence normal mi diye soruyorum. başka biri olsa değil ama sensen normal diyor. benim de böyle hislerim var, hatırlarsan…

weighted blanket.

emmet üşüyeceğinden, evi istediğimiz gibi soğutamadık ama ben yine de yattım ağır battaniyemle. kesinlikle benim gibi insanlar için yapılmış en doğru şeylerden biri bu ağır battaniyeler. keşke bir de sevişmeden cinsel rahatlamayı sağlayan bir ilaç bulsalar. bunu kardeşime dediğimde, kimsenin böyle bir derdi yok, insanların hayat amacı bu, bilim adamları da başka şeylerle meşguller, tek…

224th day of the year.

ne zaman her şey yolunda, her şey harika desem, çok değil, böyle hissettikten 5 dakika sonra kendimi birden bire cehennemin içinde buluyorum. libya’da yaşanan son katliamın ardından, arkadaşımla ilgili bir haber alabilmek için, bu sefer anksiyete krizi geçirmek, ayılmak bayılmak yerine sakinliğimi korudum ve geç saatlere kadar ayık kaldım. o iyi. ben de iyiyim. sadece…

220th day of the year.

“yarın yeni bir pijama alırız, hep istediğin ağır battaniyelerden alırım, evi soğuturum onu kullanabilmen için. lütfen eve gidelim, yarın öğlen eeg’n çekilsin, doktor yatırmayacak, sadece daha etkili bir ilaç etkili olacak mı ona bakacak” daha etkili bir atom bombası denenmedi üzerimde diyorum eşime, bu sefer öğle uykumdan kalktığımda… ne kadar kardeşimin sözünü dinlemeye, bir an…

you left me again.

bugün eski erkek arkadaşlarımdan birinin doğum günü ama hangisi hatırlayamıyorum… yataktan çıkmam yasak. başıma saplanan ağrıların, rüyasız, kıpırdamadan daldığım uykularım ve yataktan çıkamamanın nedeni belli oldu. hala nöbetler geçiriyorum. dün gece eşim yanıma uzandığında farkediyor bunu. akşam en sevdiğimiz filmlerden birini açtığımızda, ben uyuyakalıyorum yanında, o da uzun zamandır ilk defa odamı terketmek yerine yanımda…

breathless.

“belkide gerçek olamayacak kadar güzel bir masalızdır. bu dünyada bir araya bir türlü gelemeyişimizin nedeni, ikimizin de aslında rüya aleminde yaşayan iki masal kahramanı oluşudur. belkide uyandığımızda ikimiz de tüm büyümüzü kaybedip bilmediğimiz insanlara dönüşüyoruzdur.” böylelikle yürüyüş yaparken, yazacağım çocuk romanının ilk satırları düşmüş oldu zihnime. epilepsinin şikayet edemeyeceğim tek yönü bu sanırım. sınırsız yaratıcılık. ama…

well.

günaydın. sonunda sanırım kurtuldum baş ağrısından. sabah 5’ten beri deniyorum kendimi, henüz bir ağrı saplanmadı. hiç ağrı kesici almadım. bugünden itibaren clonazepam’ı da kademeli olarak azaltmaya başlıyoruz, bugün mutlaka çıkıp yürüyeceğim, 10 gündür gece gündüz yatıyorum, sıkıntı geldi. doktorun dediği gibi oldu, en son eeg’m temiz çıktığında, bundan sonra bir kriz olursa fiziken ve ruhen…

218th day of the year.

uzun bir öğle uykusunun ardından, sonunda geçti baş ağrım, en sonunda rahatladım. bir an için sonsuza kadar ağrıyacak sanmıştım. burada çok kişi ile konuşuyorum, aralarında epilepsisi olanlar da tanıdım. hepsi düzene girinceye kadar büyük sıkıntı çekmiş benim gibi. ben de şimdi bir düzen oluşturup içerisinde iyi olmaya çalışacağım. maddi yönden herhangi bir sıkıntımızın olmaması büyük…

cottage.

13 saat uyumama rağmen yine başımda şiddetli ağrılarla kalktım. hatta 13 değil, 13 saat 31 dakika, bir de gece ara ara kalkmalarım da 1 saat 31 dakika. yine bu yazıyı 9.31’de yazmaya başladım. (bu çocuk kalpli hiç akıllanmayacak evet, hiç uslanmayacak) beynimin ağrısı geçse, atacağım yollara kendimi, uzun yürüyüşlere çıkacağım, kardeşimin dediği gibi yok bir şey…

emanuel.

tüm kaslarımı kas gevşetici ile açmayı başarsam da beynimin çevresindeki acıyı bir türlü durduramıyorum. özellikle sağ, sol şakaklarım ve ensem çok acıyor. güneş gözlüğü olmadan ışığa da bakamıyorum, sanki hayatım boyunca hiç ışık görmemiş gibi korkuyorum güneş ışığından… bu sabah emanuel ile konuşurken buluyorum kendimi, bir şekilde onun sözünü dinlemediğimi itiraf etmem gerek, ayrıca uhrevi…

war mode on.

benny ile birlikte görsel sıkıntım kalmadı, benny’i eşyalarımın önüne koyar koyar blog atarım artık. akşam yemeğinde, kuzey ışıklarını kovalamaya karar verdik. ben de görselimdeki şeyleri giydim şu an üzerime. havaya gireyim istedim, genelde bu tür aktivitelerde böyle giyiniyor michigan ahalisi. (michiganders) bu ışıkları gözetlemeye ohio’dan, şikago’dan gelenler oluyor onlara mesaj herhalde, onlar da kendi tişörtlerini…

216th day of the year.

“bilerek uyuyakalıyorsun bodrum katında değil mi, seni yatağına taşımam hoşuna gidiyor.” hoşuma gidiyor da, hiçbir zaman bilerek uyuyakalmıyorum, diyorum eşime beni yatağıma bıraktığında. bugün bir şeyler yapabilmek adına kahvaltıdan sonra oyun odamıza indim lego oynamak için ama bir iki bölüm geçince uykum geldi, kapattım. sonrasında oyundaki walkthrough’larımı paylaşırken captan america ve ironman yerine, gerçek hayattaki…

benny!

az önce eşim “ilaç saati” diyerek uyandırdı beni, ben de ilaç almadığım saat mi kaldı diye kalkıp, biraz da olsa uyumayayım bari dedim. çok kabus görüyorum. beynime kurşun yemiş gibi kalkıyorum o rüyalardan. uyandığımda öyle acıyor. uyandığımda beynim acıyor. bilindiği üzere, uyumadan önce twitter’ı birbirine kattım, lego poşetinin içinden benny çıktı diye. benny’i çok seviyorum…

sleep pant.

bir şekilde uykulardan uyanıp, dün kendime söz verdiğim gibi bugün gidip kendime yeni bir pijama aldım. birazdan üzerindeki sabun ile kendimi yıkayıp bunu giydikten sonra huzur içinde yatağıma uzanacağım. normalde pazar günleri küveti dolduruyorum ama yarın bir ihtimal yola çıkarız belki diye bugün yıkanmayı düşünüyorum. yarın akşam, michigan için, kuzey ışıkları alarmı geçildi, sabah görülme…

214th day of the year.

“daha iyi oldu, en azından bugün ağlamıyor” eşimin biri ile konuşmasına uyanıyorum ama gücüm yok ikinci kez yediğim iğneden dolayı, tekrar uykuya dönüyorum. konuştuğu kişi ya kardeşim ya becca zaten. umarım becca’dır diye dua ediyorum çünkü kardeşime anlatamam bu olanları. vermont’ta, insansız, yemyeşil bir gölün kıyısında, babasının babasından kalmış eski yazlık bir evi var eşimin….

be my baby.

bugün hayatımın en uzun günü sanki, o kadar uyudum uyandım ama saatler geçmiyor. gerçekten saat öğleden sonra 2’mi şimdi. bugün günlerden hala perşembe mi… sabah işimden ayrıldım. tahmin ettiğim gibi becca çok üzüldü. ona büyük bir yıkım yaşadığımı, iyileşmemin aylar sürebileceğini ve kendimi iyileştirmeden hiçbir şey yapamayacak durumda olduğumu anlattım. o da farkındaydı zaten bir…

is-tan-bul.

kadınlardan ve salı günlerinden çok çektim yazacaktım ama perşembe olmuş. yani umarım perşembedir, şu an ondan bile emin olamıyorum, hala dalıp gidiyorum, sabit bir noktaya bakıp hiçbir şey düşünmeden duruyorum.  dün akşam yatmadan önce kardeşime anneme söyler misin kriz geçirdiğimi ve türkiye’ye gelemeyeceğimi, benim cesaretim yok yazmıştım. öyle bir cevap atmış ki, sanki harfler bilgisayardan…