rockncoke.

güne birçoğunuzun okuduğu gibi gergin başladım. bunda 2 gerizekalının payı olduğu gibi, kabuslardan uyanmamın ve doktorumun da telefonuma kalkar kalkmaz bugün mutlaka konuşalım voicemail’ini dinlememin de etkisi var. (bu adam hep gereksiz bir gerilim yaratıyor birgün çok fena yükselicem ondan korkuyorum, sonra göndericek beni akıl hastanesine) sekreter cumartesi günü aramıştı, bugün için randevu vermişti ben de doktor bir daha arayınca, dedim yine kötü bir şey çıktı, çok erken sevindik. haftasonu ağır uykulu da olsa çok mutluydum, özellikle dün gece gipsy kings konserinden çıkınca dedim yine gece uyur arkadaşımın yanına giderim.

olmadı tabi. hatta en kötü, en terleten kabuslar içinde buldum kendimi. aslında çok basit şeyler ama rüyadan uyanamadığınızda vurucu etki yapıyorlar. ben liseden beri en çok, devamsızlıktan kaldığımı görürüm kabus olarak.

çocuk kalpli gece servisi mutlu geceler diler…

ben anadolu lisesi mezunuyum. şu anki haliyle değil. benim zamanımda özel kolejler gibi ingilizce eğitim veren sabah 8.30’da girip akşam 4.45’te çıktığınız bir oluşumdu bu okullar. gün çok uzun olduğu için bazen sonuna kadar dayanamıyordunuz. öğlen okulu kırmak ve sinemaya gitmek çok havalıydı bir de. kaçanlar tam öğle arasının bitmesini bekleyip gırgır ve komiklik olsun diye tam öğlen saat 1’de okulun bahçesinden camlı sınıflara el sallayarak kaçardı. ben de ilk arkadaşımla kaçardım. beni sinemaya götürürdü. onunla ilk defa pearl harbor filmine gitmiştik, ben savaş ve sevişme sahnelerinde fenalaşınca bundan sonraki süreçte sadece animasyon ve içinde bana sıkıntı çıkarmayacağını düşündüğü filmlere götürdü beni. filmleri benden önce izlerdi, yine de içinde beni rahatsız edecek bir şey olduğunu hissettiğinde filmi izlerken elimi tutardı.

aklınıza kötülük gelmesin. benim arkadaşlarım içinde hiç bana aşık olan biri olmadı, hiçbiri eşcinsel değildi. kimse elimi yanlış bir hisle tutmadı. sadece beni sevmişler, benim seviyeme inmişlerdi. 3 arkadaşımında rolleri hep aynı oldu hayatımda. hatta ikinci arkadaşım benden 6 yaş küçüktü. diğerleri seviyeme iniyorken, o yukarılara çıkmak zorunda kaldı benim elimden tutabilmek bana yardımcı olabilmek için.

bu arada ben de hissederim biri bana yanlış bir hisle dokunsa. zaten dokundurmam da. kolay değildir benim birinci alanıma girebilmek.

benim bu sinema dışında da masa tenisi türkiye süper ligi’nde oynadığım için seyahatlerim oluyordu. spor bakanlığından izin yazılarım olsa da, bu yolculukların dönüşlerinde 1-2 gün yorgunluktan okula gidemiyordum. tüm zamanım kafamdan bu gelmediğim günleri sayarak geçiyordu. çünkü 20 güne ulaştığınızda sınıfta kalıyordunuz.

dahası, geç kaldığınızda da yarım gün yok sayılıyordunuz. müdür okula almıyordu eğer gerçek bir mazeretiniz yoksa.

2001 yılı. tam bir komedi. bilgisayar hayatımıza girmiş durumda, biz de büyüsüne kapılmışız. kardeşimle eve gelir gelmez internete giriyoruz, o sıralar da cranberries ortalığı yıkıp geçiyor. her gün başka bir şarkısını indirip saatlerce dinliyoruz. gece geç saatlere kadar da bilgisayar başındayız, sanal arkadaşlarımız var, onlar ile şimdi twitter’da dönen muhabbetleri yapıyoruz. sabah kalkınca da indirdiğimiz şarkıları evden çıkmadan birer kez daha dinliyoruz.

bir şarkı daha, bir kez daha, son kez başa alıyorum derken saat 8.30’u geçiyor ve kardeşimle ben 10-15 dakika geç kalıyoruz. (kardeşimle aynı okuldayız bu arada) bir de rezaletin daha büyüğü okula en yakın oturanlardan biriyiz. millet başka ilçelerden servisle gelip, tam saatinde andımızı okurken, biz geç kalıyoruz. ama içinde bulunduğumuz komiklik ve serserilik de yardım ediyor durumumuza. hergün müdüre,

“hocam annemiz çok hasta, evin tüm işleri bizde, dün akşam yemek yaptım, bulaşıkları yıkadım, kardeşimin okul formasını ütüledim, evi temizledim” gibi yalanlar söylüyoruz. hatta bazı günler kardeşim bir şarkı daha fazla dinliyor ben gidiyorum ama o sonradan geliyor. o gün de anlaşıyoruz bulaşığı sen yıkadın, evi ben temizledim, yalanımız ortaya çıkmasın.

böyle baya gitti bu yalan, 3-4 ay sefasını sürdük. lakin tesadüf o ya, birgün annem okula geldi. müdür de bunu görmüş, herkesin içinde “sen ne biçim kadınsın” diye bağırmış. tabi annemin hasta gibi bir hali yok, süslenmiş püslenmiş okula gelmiş hatta o gün saçına fön de çektirmiş.

annem anlayamamış önce, müdüre biri ile karıştırıyor olabilir misiniz demiş. müdür de sen çocuk kalpli ve kardeşinin annesi değil misin. evet benim. yazık o çocuklara, sen hayatını yaşarken o çocuklar her gün iş yapmaktan okula geç kalıyorlar diye azarlamış annemi. annem bozuntuya vermemiş, en çok hangisi yapıyor onun üzerinden biraz alayım işleri demiş.

tabi o benim.

annem 1 hafta boyunca bana yerleri günde 3 defa sildirdi, tüm çıkan bulaşıkları bulaşık makinesi kullandırmayıp, akşam yemeğinden sonra bana yıkattı. tüm dolaplarını makinede yıkattı ve bana ütülettirdi. kardeşime de benzer cezalar verdi. gördük günümüzü.

annem bize iş yaptırmazdı ders çalışalım, gençliğimizi doya doya yaşayalım diye. zaten bizim temizliğimizi asla beğenmezdi, kimsenin beğenmezdi, hatta evine aldığı kadından sonra bile evi bir kere daha temizlerdi. (obsesif kompulsif bozukluk)

neyse o günlerden kaldı bu kabus işte. bugün bu yazıyı yazmadan önce bunlar aklıma geldi ve tabi ilk arkadaşım da. en son doğum günümde konuştuk. doğum günümü kutladı ve yaşadığım eyaletin çok güzel göründüğünden bahsetti. bende ne zaman istersen gel dedim. aklın ve kalbin başkasındayken gelmem ben dedi. (eşimi değil son arkadaşımı kastediyor, kıskanç biridir tahammül edemez kendinden başka kimseye, onu seven kişi sadece onu sevmelidir)

vurdu ve gol oldu.

hep böyle süper yapıştırır zaten. bu dünyadaki en anlaşamadığım insanlar koç burçlarıdır. 31 mart doğumlu bu arkadaşımı bırakmamdaki en büyük sorun hiçbir konuda anlaşamamamız ve ortak nokta bulamayışımızdır. ona en son 2006 yılında rockncoke festivalinde sarılmıştım. birbirimizle yüz yüze konuştuğumuz son gece oydu. kısa bir süre önce erkek arkadaşım öldüğünden kötüydüm. ilk defa rivotril o zaman yazılmıştı reçeteme. kesinlikle alkol almamam gerekiyordu ama ben almıştım. zilzurna sarhoş oldum festivalde. çok sinirlenmişti. bir yaz boyunca ben bu konseri bekledim, bana bunu yapmaya hakkın yoktu demişti. ne düşündüğün umrumda bile değil demiştim. gözleri dolmuştu ama sonra sarılmıştık.

son kez. sonra çıktık birbirimizin hayatından.

1 yıl sonra aynı yerde, son arkadaşımla tanıştım. aynı festivalde. aynı sahnenin önünde. aynı hislerle.

benim hayatım her zaman tesadüften fazlasıydı.

okuyan herkese mutlu geceler,

çocuk kalpli.

 

 

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.