in the end.

“aklın ve kalbin başkasına ait”

benim gibi biri olduğunuzda, insanlara yeterince güven verirsiniz. normalde, başka insanların hayatlarında kolay kolay duyamayacakları bu türden sözleri duyunca, hiç şaşırmam bu yüzden. çünkü bu cümleleri kuran insanlar bunu istismar etmeyeceğimi, bu cümleler üzerinden onlara zarar vermeyeceğimi bilirler. onlar da başkalarına söylemezler zaten. bu cümleler ancak benim dünyamda güzeldir. bunlar sevgili olmadan ancak bana kurulur. çok duyarım böyle şeyleri. sadece elim tutulmamıştır, birinin yatağında uyumuşumdur, diğerinin boynuma öpücük kondurmasına bile izin vermişimdir. ama arkasından gitmem, yanlış anlamam bunları, zihnimde çirkinleştirmem. kendi içimdeki güzelliği dökerim. sevdiğim şeylere hep bunu yaparım. ama burada “seni seviyorum” cümlesinden çok, “başkasını sevmeni kabullenemiyorum” anlamı var. bazı insanlar böyle yakıp, yıkıp, yok ederek sever, sadece onu sevmelisinizdir, gurur meselesi haline getirirler bazı şeyleri. en umursamadığı, en saf ve en masumundan olsa bile olsa sevginiz kimseyle paylaşmak istemezler. egoları çok yüksektir ve bir o kadar da korkutucudur. lisedeyken sabahtan akşama kadar konuştuğum insanlara kadar kısıtlıyordu beni. ikizler ile koç zaten anlaşamaz, anlaştıkları tek konu hiçbir şeyde anlaşamamalarıdır. yaşımız verdiği heyecanla o zamanlar baya zorladık ama şu an ikimizde birbirimizle 1 dakika uğraşmayız. o uğraşsa bile, ben artık uğraşmam. git başkasını kıskan diyip atarım başımdan.

benim derdim bana yetiyor…

ama aklım ve kalbim başkasına ait evet. 2012 yılından beri böyle. zaten bu matematiksel düzeni de ilk o yıl farkedebildim. o girince hayatıma, böyleymiş buymuş dedim. farkeder farketmez de hayatımın yine en büyük yanlışlarından birini yapıp, yine o matematiksel düzende doğan katolik ama ruh hastası (bana aşık!) olan arkadaşıma bunu danıştım. o da o tarihlerde doğmuş biriydi, onun kalbinden gelecek olan sese güvenmek istedim. (bilir kişi seçtiğim kişiye bak!) onlara fransisken vedası etmemi, hepsine aynı anda veda mektubu yazarak onları geride bırakmamı istedi. ben de yaptım. nasıl salak bir insan olduğumu yazmayacağım bile artık.

ama istediği olmadı. diğerleri olsa da sonuncu çıkmadı hayatımdan. geride kalmadı. hatta tam tersi oldu. kalbimin en derinlerine demir atıp başkalarının olamadığı kadar sahip oldu bana. tabi yazdığım mektup bu geride bırakamadığım arkadaşıma ulaştı ve ben yine arkadaşımı kırdığımla kaldım bu arada. dünya turuna çıktığında büyük bir heyecanla, açmadan o mektubu yanında taşıdığını söyledi bana, gerçekten zamanı geldiğinde açacaktı. o zaman da noel’di. içinde tam olarak ne yazdığımı hatırlayamıyorum ama buraya kadarmış, hepinize hoşçakal şeklinde bir yazıydı.

ahhh…

benim var ya yatacak yerim yok. yani üst akıl olarak danıştığın kişiye bak, onun saçma fikriyle hayallerini yıktığın kişiye bak. sanırım o yüzden dünya turunda yanıma kadar gelip de beni aramadı. iyiki de yapmış. yine haketmişim. oh olmuş bana. keşke daha da kötüsünü yapsaymış. belki akıllanır, ikinci kez yine o şeytanın peşinden gidip onu üzmezmişim.

neyse, bugün hayatımda yeni bir başlangıç. bugünden sonra epilepsiyi durdurmak için değil, tedavi etmek için çalışacağız. doktorumun ofisinde bunu konuştuk. bugüne kadar ki epilepsiyi durduran tüm şartları, daha da iyileştirip sonuca ulaşacağız ve tamamen geride kalacak bu hastalık.

lamictal’i düşürecek, çünkü derimi çok hassaslaştırıyor. alerji sandığım şeyler lamictal’in  yan etkileriymiş. güneş ve sıcaklık altında ilaç, derimle etkileşime geçiyor. ya sabah çok erken spor yapacağım ya da gece geç saatte. güneşin altında güneş kremi ile de olsa çok kalmamaya çalışacağım.

salı, perşembe özellikle antipsikotik kullandığım cuma gecesinden sonra cumartesi günleri kendimi yorgunluktan hırpalamayacak düzeyde spor yapacağım. antipsikotiği kullanmak istemiyorum dedim. o zaman futbol maçı izlemeyeceksin dedi. şu hayatta beni mutlu eden birkaç şeyden biri galatasaray. keşke izlemesem, umrumda olmasa ama izlerim ben. yani antipsikotik devam. etkisinden kurtulmak istiyorsan cuma akşamı erken yat, cumartesi günü erken kalk, uzun yürüşlere çık dedi. zaten 10 gün ara vermeme de kızdı, ilaçları kafana göre kullanmanı bir daha istemiyorum dedi. dediğine göre haftada bire alıştırırsam bünyemi o da düzene girecek. dediği 10 gün ara verince sanki ilk defa kullanırmış gibi yıktı geçti beni bu hafta sonu.

spor yapmak gerçekten iyi geliyor, huzursuzluğumu da durduruyor, cinsel hayatım olmadığından çok sıkıntı çekiyorum biliyorsunuz dedim. aslında kendini tatmin etmeyi denesen belki işe yarar gibi bir cümle kullandı. bende, be amk kendimi tatmin edecek düzeyde olsam, işi oraya kadar getirmişken, oradan alır devam ederim, gider biri ile sevişirim diye yapıştırdım cevabı.

insanların beni anlamaması sıkıntı değil de, anladığını söyleyen insanların böyle davranmaları beni deli ediyor.

en az 8 saat düzenli uyku. aynı saatte yatıp aynı saatte kaldıran cinsten bir düzenden bahsediyoruz. byazın 10.00 – 06.00 arası ama kışın 08.00 – 08.00 olacak. kışın daha depresif ve daha huzursuz yapım var güneşin gitmesiyle. epilepsinin en büyük düşmanı üzüntü ve stres, bu da sonbahar itibarı ile arşa çıkıyor. uyuyarak minimize etmek en iyi yol oluyor böyle olunca.

üzülme, yorulma, uykusuz kalma, heyecanlanma…

ve günde sadece bir kutu kola. haftasonu, içindeki kafein, heyecanla birleşip bana kriz yaşatabileceğinden yine yok. maç varsa kola yok. ya maç ya kola. ikisi aynı anda yok.

bunları yaparsam kriz olmayacak. ne olursa olsun kriz geçirecek gibi kötüysen urgent care’e gel. her kriz beynine kalıcı hasar veriyor, kriz sırasında da kendine zarar verebilirsin gel yatıştırıcı ol diye bitirdi. ama her hafta seni burada görmeyeyim, yoksa kliniğe yatırırım diye de ekledi. (sopayı gösterdi)

yani kesinlikle kriz istemiyoruz. kriz aynı zamanda psikolojik olarak daha çok yıkacak bundan sonra zaten. bunca yol geldik, buradan dönmek delilik olurdu. sonraki eeg türkiye’ye gitmeden 1 hafta önce. hissediyorum, her şey iyi olacak ve gideceğim evime.

dolores’in her şarkısı güzeldir. ölmesi kalbimi çok kırdı. 40’lı yaşlarının başlangıcında uyku ilacı yüzünden kaybettik. bu beni daha da çok yıktı. dediğim gibi tüm şarkılarını severim ama şu anki ruh halime en çok bu gidiyor. geçirdiğim bugünleri en iyi bu anlatıyor.

mutlu geceler.

çocuk kalpli.

 

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.