home.

tüm michigan ahalisi, bu haftasonu mevsimin üzerinde seyredecek sıcaklıklar için kanada’ya yaklaşıp kurtulma planı yapmışlar. kuzeye giden yolu daha önce hiç bu kadar kalabalık görmemiştim. yolculuk yapmayı hiç sevmiyorum. birazcık seveceğim varsa bile onu da yıllarca başka ülkelere tonlarca iş seyahati yaparak tükettim sanırım. sabrımı haftasonları, ailemin yaşadığı şehirden istanbul’a olan 6 saatlik otobüs yolculuklarında saatleri sayarken de tüketmiş olabilirim. bildiğiniz gibi karadenizde dağlar denize paralel uzanır. bu yüzden kısa görünen mesafeler çizilen zikzaglardan yüzünden uzar gider. yol da yoktur bu dağlar yüzünden, yol yapmak maliyetli olduğundan uğraşmaz kimse. eğer kendi arabanızla seyahat edip, şehre giden tek sapağı kaçırırsanız kendinizi ankara’da bulursunuz, çünkü ankara’ya kadar tekrar sapak yoktur. (yol yaptık yooool)

hep aklımın başka yerlerde olması nedeniyle kendi arabamla çok kaçırdım ben bu sapağı. o kadar komik ki, kendi evinize ulaşmaya çalışırken bir bakıyorsunuz alakasız bir şekilde ankara il sınırı yazısı çıkıyor. gerçi bu hiçbir şey değil benimle ilgili. birkaç kere de şehrimden istanbul’a giderken istanbul otobüsü yerine ankara otobüsüne bindim ve telefonla oynarken nereye gittiğimi anlayamadığımdan, bir de otobüse bedava binmek isteyecek bir görüntüm olmadığından yerimden de kaldırılmadım gittim yine kendimi aşti’de buldum. yani o kadar komik ki, bir bakıyorsunuz yine ankara’ya ulaşmışsınız. tek diyebildiğiniz şey ise şu,

ya ben buraya niye geldim ki şimdi?

tabi uyku ilaçlarının da verdiği sersemlik var ama sanki o şehirde beni çeken bir şey vardı. gitmek istemesem bile orada buluyordum kendimi. (her pembe götlü deniz şehri insanı gibi ben de nefret ederim ankara’dan) şu an libya’ya çeken şey neyse o zaman da bu ankara’ydı. onun şehri ankara. başka şehirlere de yanlışlıkla yolculuk yapabilirdim ama ben hep istanbul diye yola çıkıp ankara’ya gittim.

kalbi beni çağırıyor. kendi değil, kalbi. o zaman da çağırıyordu ve ben bunu anlamıyordum. şimdi anlıyorum. olanların içindeyken göremiyorsunuz bu şeyleri ama biraz dışına çıkıp yeniden baktığınızda daha net görülüyor.

eeg sonucumun bir yolculuğun ilk adımı olacağını yazmıştım. değil. çünkü bu yolculuk bence çoktan başladı. ben anlayamadım içinde olduğumu. en başından beri ona giden bir yolda yürüyorum, sadece farkında değilim.

“bambaşka bir yerlere gidiyorken kalktım sana geldim”

çok iyi anlatılmamış mı bu şarkı sözünde? bambaşka bir yerlere gittiğimi düşünüyorum ama sonunda bir bakıyorum yine onunla sonlanıyorum.

bu bir yolculuk ve her yolculuğun sonu vardır. her yolculuğun sonunda evinize dönersiniz.

evime dönmek istiyorum…

arkadaşım kalbi benim gerçek evim. kendisi ve aklı benden uzak olsa da ben hep onun yakınlarında olup beni çağıran kalbine doğru yol alacağım.

bu yüzden yazı çalışmalarımı yanıma aldım. kanada yakınlarında bir otelde pazartesi gününe kadar kalıp dinleneceğiz. tabi yarın nasıl kalkarım, bu yazdığım satırları ne derece hatırlarım hiç bilemiyorum. şu an kafamda bülent ortaçgil’in sana geldim şarkısı çalıyor ama sabah kalktığımda bülent ortaçgili s. diyebilirim bu akşam içeceğim antipskotikten sonra.

insanın yaşama sevincini, sevme yetisini elinden alan ilaçlar antipsikotikler. akineton ile de verilseler yüzünüzdeki tüm sevimliliği alıp götürüyor. kendinizi birden aynada hiç tanımadığınız birine bakarken buluyorsunuz. ben antipsikotik kullandığım günlerin ardından yüzümü yıkamıyorum. kendimi öyle görünce sinirim bozuluyor. becca’ya da hiç kızmıyorum bu yüzden, beni böyle görmeyi sevmediğini söylediğinde.

okuyan herkese mutlu geceler,

çocuk kalpli.

 

2 Comments Add yours

  1. S. Ozy says:

    Akçakoca sapağı!!! Yazınızı okurken kahkaha attım. Çünkü eşimle ilk tanıştığımda her haftasonu İstanbul’dan Karadeniz Ereğli’ye gazlardım. İlk gelişimde kaçırmıştım o sapağı, bir tane bile mi çıkış yok anasını sattığımın ülkesinde diye Ankara İli Sınırı yazısına ulaşmıştım. Eşimle hemşerisiniz eğer tahkimlerim doğruysa. Kesin sizin de cildiniz yağmur yemekten beyazlaşmış, beyninizde sinüzitten boş yer kalmamıştır.

    Kamil Koç çok yapıyor o yanlış şehire götürme olayını, bunların bazı mola yerleri var, Eskişehir’de özellikle 10 tane otobüs yan yana geliyor, gece molasıysa bir de uykulu uykulu mutlaka birkaç kişi yanlış otobüse biniyor, yanlış şehirlere gidiyorlar. Muavin çocuklar bazen 2 gün uyumadan çalıştırılıyorlar. Kim biletli binmiş kim biletsiz binmiş çok umurlarında değil. Otobüs şöförleri dövüyor bu çocukları. Çünkü bu yanlış yolcu taşıma olayı şöförün başına patlıyor. Yazık oluyor o anne kuzularına. Uyumaktan başka dertleri yok aslında.

    Bu Libya’ya gideceksiniz ya, öncesinde Fas, Cezayir gibi ülkelerde alıştırma yapın. Bir deneyin kendinizi, bakalım yapabilir misiniz bir Arap ülkesinde. Yoksa yanlış otobüse binen ve bunu vardığında farkeden biri olarak, sıkıntı büyük sizin için. Yazınızda bahsettiğiniz pembe etinizi doğrayabilirler.

    Bana sormazsınız fikrimi ama bence gitmeyin oraya. Osmanlı Devleti’nin dağılma döneminden beri bize dost değil o topraklar. Berberiler iyidir onun dışında Araplara hiçbir konuda güven olmaz. Kalacağınız otelin güvenli olduğunu düşünürsünüz, otel güvenlidir ama çalışanlardan biri çiğ süt emmiştir, başınıza bir iş getirir.

    Çok teşekkürler tüm yazılarınız için. Köşe yazısı olarak okuyorum uzun zamandır. Bence arkadaşınızla olan yaşanmışlıklarınız kitap olmayı haketmiş durumda!

    Kendinize dikkat edin.

    Like

    1. puercorde says:

      Merhaba,
      Evet, Akçakoca sapağı. Ama ben Kdz Ereğli’li değilim, benim evim biraz daha ötede. Küçük bir yerde. Yaşadığım yerde herkes birbirini tanır. Firma da Kamil Koç evet. Ama ben orada yaşarken işim dolayısı ile yurtdışından getirdiğim gençlere bir ayda en az bi otobüs dolusu bilet alırdım. Biletim olmadığını farkettiklerinde hiç uyarmıyorlardı bu yüzden. Tanıyorlardı beni. Bu firmanın yaşadığım yerdeki sahibi, çocukluk arkadaşım. Sadece ona haber verdiler 2-3 seyahatimden sonra, başıma bir şey gelmesinden korkmuşlar çünkü kullandığım ilaçlar dolayısı ile sarhoş bir görüntü çiziyorum. Arkadaşım da beni köşeye çekip konuşmuştu nedir bu halin diye. O çok daha kötü bir şey kullandığımı düşünmüş, kıyameti koparmıştı. Uyku ilacı olduğunu görünce rahatladı ama ben ondan sonra değiştirdim Kamil Koç ile seyahat etmeyi. Utandım. Ama aynen, tüm araçları aynı ve tüm şehirlere aynı saatte otobüs kaldırıyorlar. Muavin çocuklar da uykusuz.

      Ben o kadar kötü olduğuna inanmıyorum Libya’nın. Amerika’da Türk olduğumu duyunca, sanki ülkemizde savaş varmış gibi çok tehlikeli diyorlar. Önyargılarımız var bence. Onlar nasıl Türkiye’nin tehlikeli olduğunu düşünüyorsa Libya da bizim için o kadar tehlikeli bir yer. Tamam bazı sıkıntılar olabilir ama başıma bir şey geleceğini sanmıyorum. Amerikan olduktan sonra olur da, şu an yok. Türk vatandaşı olarak gideceğim. Sadece arkadaşımın nerede olduğunu bilmediğimden kamp kamp aramam gerekecek. Onu ararken kapkaç saldırısına uğrayabilirim. Bir kere uğramıştım Türkiye’deyken. Alt tarafı bir iki gün yatmıştım. Bir de ilk darbeyi burnuma aldığımdan burnum günlerce kanamıştı. Sadece buruna vuruyorlarmış zaten, darbeyi oraya aldığınızda hiçbir şey göremiyorsunuz.

      Yazılarıma gösterdiğiniz ilgi için çok teşekkür ederim. Umarım dert sahibi etmiyorumdur sizi.

      Sevgiler.
      Çocuk Kalpli.

      Like

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.