stop forrest stop.

psişik güçleri olan sadece ben miyim?

güne papaz arkadaşım emanuel’in kocaman maili ile başladım. onsuz libya’ya gideceğimi hissedercesine uzun uzun düşünmüş sanki her şeyi. benim için planlar yapmış. bir şekilde kandırdı sanırım beni, yine de emin değilim…

öncelikle libya’nın başkentinin düşündüğümüz kadar kötü bir yer olmadığını ama yine de benim gibi bir amerikanla evli olup soyadı ben yabancı ile evliyim diye bağıran biri için bazı riskler taşıdığını söyledi. adının da türk ismi olmamasına hiç girmiyorum, türke bile benzemiyorsun, net bir şekilde balkan insanıyım diye bas bas bağırıyor tüm yüzün diyerek devam etti. orada yaşayan fransizkenlerle konuşmuş, erkek olmasına rağmen ona bile sarışın sevimli bir papazsın, dikkatli misafir edelim seni, yolculuğunun her anını bizimle paylaş demişler.

ama gene de gitmeyelim dememiş. yavaştan alalım biraz demiş, sakın bir sabah uykundan uyanıp kendini libya’ya atma, beraber karar verelim, bensiz sakın adım atma diye uyarmış.

bana göre hem yaşanmışlıkları, hem de insanlar hakkındaki tecrübeleri daha fazla her gün onlarca kişi ona günah çıkardığı için. bir kere doğruya gittiğini düşündüğün bir yere yanlış yoldan gidiyorsun, sana kızgın olan bir insanın karşısına birden çıkıp onu savunmasız yakalamak ne kadar doğru bir düşün dedi. sana zaten çok kızgın bir insanı daha çok sinirlendireceksin, önceden haber ver bari, geleceğini söyle, seni beklesin, sana bilensin, her türlü önlemini alsın, sen de yanına gider efendi gibi dayağını yer, canını okumasına izin verir susup dinlersin. belki o zaman yumuşar demiş. (net bir şekilde haksız olanın ben olduğumu biliyor)

bundan daha güçlü bir ikinci ihtimal daha var. senin oraya gelip başına bela olmasını istemez, seni birazcık tanıyorsa öyle bir ülkede bocalayacağını ve başına bir halt geleceğini ve sonrasında hiçbir günahı bile olmasa suçlanacağını bilir. lanet olsun diyip seni türkiye’de bir yere çağırıp dinleyebilir. orada alır hıncını.

ama şunu unutma, dayak kesin. kesinlikle seni güle oynaya karşılayan biri olmayacak, en nefret ettiği insanın sözünü dinleyip denemeye kalktın onu, affetmezse de hiç öyle ağlamak hayata küsmek yok, başka şeylere odaklanırsın artık diye bitirmiş.

mantıklı…

hislerim dışında. çok farklı şeyler hissediyorum ve bunu onsuz geçirdiğim 4 yılda bu kadar hissetmemiştim.

ama doğruydu, emir vakilerden, habersiz şeylerden hoşlanmıyordu. bir keresinde bir kavgamızın ardından ankara’daki evinin önüne gitmiş, konuşmak için onu beklediğimi söylemiştim. orada olmadığını söylediğinde bile arabada uyuyacağım gelene kadar seni bekleyeceğim desem de tek cevap yazmamıştı. görememiştim onu o gün.

sanırım bu ilk ciddi kavgamızdı. onda da ben haksızdım. 2012 yılında doğum günüm her zamanki gibi günlerce farklı insanlar tarafından görkemli bir şekilde kutlanmıştı ve aşırı şımartılmıştım. ama sanırım en büyük beklentim ondandı. o da sıradan bir mesaj yazınca sinirimden kudurmuş onu azarlamıştım. lükse bak. doğum günü mesajını beğenmeyip azarlıyorsun. diyorum ya ben başına gelmiş her şeyi sonuna kadar haketmiş biriyimdir. bana çok kırılmıştı ve yollarımızı ilk o gün ayırmaya karar vermişti. ben o saf kız çocuğunu seviyordum, sen artık o değilsin yazmıştı bana. haklıydı. o günlerde gerçekten değildim. rivotril’in beni vahşileştirmesine izin veriyordum, hiçbir şeyi umursamıyordum ve değer vermiyordum. ama onun gideceğini hissedince yine de o halimle bile dağıttım. hayatımda olmazsa mahvolurdum, bunu ilk o gün hissettim, bunu anladığımda arabama atlayıp ankara’ya gidebileceğim en yüksek hızda kullandım aracımı. yolda ölmemem büyük mucize o gün. 150’nin altına indiğimi hiç hatırlamıyorum. ambulans hızı ile ankara’ya ulaştım. ama o gene de kızgındı, izin vermedi karşısına çıkmama, iş yerine gelecektim diyince de bu ne cüret bu hakkı nereden buluyorsun diye bir güzel haddimi bildirmişti.

emanuel haklıydı, beni yüzde 1 affetme ihtimali varsa da bu emir vaki ile o da kalmayacaktı.

da ben ona bunu nasıl söyleyeceğim. en son seni bekleyeceğim yazmıştım, şimdi geleceğim yazacağım. bu değişen durumlar zaten olmayan güvenirliliğimi hepten yok ediyor. yani bu mesajı benden alınca, inanmayabilir. neyse zaten ben şu ara doğum gününe odaklanmış durumdayım, o doğum günü geçince de evime gidebilmeyi umut ediyorum. mayıs’tan beri sürekli iyi olacağım diyip kendimi hastanelerde buluyorum. bir türlü toparlayamadım. şu an türkiye’ye gidebileceğim bile şüpheli. eşim de bugünlerde aksamaya başladı, düştü düşecek. kardeşimin düğününden beri 1 yıldır benimle uğraşıyor, yoruldu.

biraz daha yavaştan alıp, yeni işaretler beklemeye ihtiyacım olacak sanırım. aldığım mesajların en önemlisi “zamanı gelince” diye kendini tekrarlıyor. doğru zaman çok önemli. hatta en çok bu önemli.

“Her şeyin mevsimi, göklerin altındaki her olayın zamanı vardır.” (vaiz 3:1)

yine duygusal başladık ama güzel bir güne benziyor, bugün önlem olarak hiçbir kadınla iletişim kurmayacağım, salı günlerinden ve kadınlardan çok çekiyorum bildiğiniz gibi. birazdan çocukları alıp aktiviteye götüreceğim ve tüm gün onlarla oynayacağım.

hala bir miktar da olsa kaşınıyorum. ama iyiyim, ilk hedefim cuma gününe kadar tek şikayet etmemek, çevremdekileri iyi olduğuma inandırmaya başlamam gerekiyor.

okuyan herkese mutlu günler,

çocuk kalpli.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.