sea.

hayat bir deniz gibi, ona ne fırlatırsanız size dalga dalga geri dönüyor…

geçen hafta çalıştığım oluşum aracılığı ile bir 4 temmuz çocuk festivali için mülteci çocuklara bilet satın almıştık, tabi aileleri de gidebiliyordu. belki bir iki tane kalır diye son ana kadar düşünsem de, elimizdeki biletlerin hepsini elimle zarflayınca tüm umutlarım tükendi. tabi müthiş üzüldüm ben de o çocuklar ile aynı yaşta olduğum için. birkaç kere profesyonel düşünmeye çalışıp kendimden utanmayı denesem de, başaramadım. aslında çok ayıp, hayatında festival mi görmedin, savaştan gelen çocuklarla kendini aynı kategoriye koyuyorsun. bildiğin dümdüz ayıp.

buradaki tüm arkadaş grubumuzla cumartesi günleri bir araya geliyoruz. dün akşam yine birinin evinde olacaktık. becca’ya bu akşam hamur işlerini ben alayım, kimse getirmesin diye mesaj attım. bana çok ilginç bir mesaj geldi o an. dün gece sen uyurken sana bakmaya geldim, mutfağın üzerindeki tezgaha bir zarf bıraktım, onu açar mısın dediğinde hemen koşarak mutfağa indim. sabah eşim de söylemişti zarf olduğunu, ben de öğlen zarfı görmüştüm zaten ama bazen ben öyle bir şeye konsantre oluyorum ki, başka hiçbir şeyi gözüm görmüyor. işle ilgili bir şey sandım ve çok umursamadım. o an arkadaşıma hangi kartı göndereceğimin kavgasını yapıyordum içimde…

zarfı açmam ile mutluluktan darmadağın oldum. becca benim için bilet ayarlamış, bir de onu özel bir davetiye ile süslemişti. hatta bir de öncelik tanınan “front row” bölümünü göndermişti. sevincim de çılgına dönerek onu aradım. umarım harika zaman geçirirsin ama tüm havai fişekleri izlemeni istemiyorum, hepsini aynı anda ateşlemeye başladıklarında kaç, epilepsini tetiklemesi muhtemel, hayatında görmediğin kadar havai fişek atıyorlar, bana bile fazla gelmişti en son gittiğimde yazmış.

IMG_5347

eşimle gidip tüm oyuncakların ve animasyonların tadını çıkardık böyle olunca. havai fişeklerin sonuna kalmadık, hatta doğru dürüst izleyemedik bile atıldığı yere çok yakın olduğumuzdan. hem çok gürültülü hem de becca’nın dediği gibi görsel olarak çok rahatsız ediciydi, daha ilk ışıklarda başıma ağrı saplandı. epilepsi hastalığına yakalandığımdan beri önlem amaçlı her türlü görsel aleti düşük kontrasta kullanıyorum.  fişekleri izleyemedim ama harika bir gün geçirdim, tüm oyuncakları kullandım, tüm animasyonlara ve eğlencelere katıldım. becca bu biletleri önceden mi ayarladı, benim iç geçirmemden sonra mı buna karar verdi bilmiyorum, büyüsünü bozmak için sormayacağım da. ama harika bir histi.

bir şekilde karşılığı oluyor yaptığınız tüm iyi şeylerin. belki düşündüğünüz gibi olmuyor ama mutlaka size geri dönüyor. daha arkadaşıma göndereceğim kartı yazmadım bile ama beni buldu denize attıklarım. bu arada size hangisi diye sorduğumda çoğunluk gökkuşağı üstündeki fareyi beğendi.

IMG_5351

aslında ben çilekli fareymişim gibi gelmişti ama sonra siz yazınca düşündüm de şu gökkuşağı üzerindeki fare, daha çok benim. genelde böyle üzülmüş, ne yapacağını bilemeyen bir şekilde bakıyorum hayata. belki gökkuşağı üzerindeyim ama tek başınayım.

yazım ne kadar iyileşecek bilmiyorum. ama zaten harika da olsa ona yazarken elim titreyecek. dün çalışırken hep bunu düşündüm. bugün yine urgent care’e gitmek zorunda kalacağım. dün sabah kollarımda başlayan alerji akşam bacaklarıma ulaştı, bu sabahta boynumda çıkmaya başlamış. buradan sonra yüze gidecek muhtemelen. kardeşim hemen urgent care’e gidip yüksek dozlu antihistaminik olmamı istedi, çocuklar için üretilmiş şurubu aldığımı görünce çıldırdı zaten. aptallığını, saflığını bir yere kadar tolere ediyorum ama bu yaptığın senin gibi iki üniversite bitirmiş insana yakışmıyor diye azarladı beni.

bu ara çok mutsuz o da, çok sinirli. sürekli azarlıyor beni. eşinden ayrılma sürecinde olduğu için sinirleri çok yıpranmış durumda, ne yapacağını da bilmiyor. ankara’ya atamasını istedi ve kabul ettiler. sonra evden çıkarken eşi, bir daha deneyelim mi diye ağlamış. doktor olduğundan 3 kere devlet işi seçme hakkı var, buna da gitmezse tek hakkı kalacak. bu sefer istediği bölüme de yerleşti üstelik. hep dahiliye doktoru olmak istiyordu. ben git dedim, seviyorsa o kalkıp ankara’ya gelsin. izmir’deki güneşli krallığından vazgeçsin ve ankara’nın soğuk grisinde kanıtlasın kendini. sevmek tam olarak bu. ben bunu kimse için yapmadım ama eşim benim için yaptı. seattle gibi bir yerde yaşamasına, hiç başka ülkeye turist olarak gitmemesine rağmen 1,5 yıl benimle istanbul’da yaşadı. daha da kalırdık aslında, kalmayı da düşünüyordum ama arkadaşım libya’ya gidince benim de istanbul’da kalmamın bir anlamı kalmadı. sürekli şu şarkıyı dinleyerek ağlıyordum.

neyse urgent care’e gidip sıraya gideyim. benim gibi hastaları 1-2 saat bekletiyorlar. burada aciliyet sırası diye bir şey var. aslında türkiye’de de var ama kimsenin taktığı yok. tırnaklarımı etlerime kadara kestim az önce kendimi yaralamamak için. üste tarafım ayrı alerji alt tarafım ayrı. üst taraf güneş alerjisi alt taraf sinek. alt taraf daha çok kaşınıyor. orası ürtikerleşiyor da zaten, giderek kocaman kırmızı bir şişlik olacaklar. bir de sakarın önde gideniyim, sürekli bir yerlere çarptığımdan ve düştüğümden her yerim morarmış durumda. acınası bir görüntüm var şu an.

IMG_5355 2.jpg

neyse en azından bu haftasonu hiçbir yerde savaş çıkmadı ve sevdiğim hiçbir şeye bir şey olmadı. gidip urgent care’de iğnemi olayım. sonra kalkıp karta çalışmaya devam edeyim.

biliyorum, yazarken elim titreyecek ama becca’nın bana hissettirdiğinden çok daha fazlasını ona hissettirebilmeliyim. gerçi bir gün yeniden bir araya gelirsek bile ona gönderdiğim en basit hediye gibi görünen bu kart için haftalarca ders aldığımı, gece gündüz uğraştığımı, bunu yaparken ocd’im ile savaşıp acı çektiğimi asla bilmeyecek.

neyse, umarım aklıma güzel bir şey gelir yazarken. kitleniyorum konu o olunca. buraları sayfalarca dolduruyorum ama onunla konuşamıyorum ben, zaten konuşmama da izin vermiyor. öfkesi bile azalmadı hiç. suçlu olan benim ama bir yetişkin gibi cezalandırılıyorum. çocuk dünyama çok ağır geliyor bunlar. yine de bir gerçek inanan gibi savaşacağım. bu dünyada hiç umudum yok ama inandığım dünyada her şey benden yana. bir sürü mesaj aldım, bir sürü şey hissediyorum, bunları görmemek aptallık olurdu. sonunda öleceğimi de bilsem, çıkacağım karşısına. birkaç saatliğine bile olsa ben de kocaman biri olacağım. papaz arkadaşım emanuel libya’ya onunla gitme şartını koysa da, ben bu işi tek başıma yapacağım.

okuyan herkese sevgiler,

çocuk kalpli.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.