be stronger.

eşimle çocuğumuz olmadığından ve olmayacağından kuşumuz emmet’a büyük anlamlar yükledik beraber. her sabah işe giderken ve geldiğimizde ilk iş onunla oyunla oyun oynadık. yemek saatide ona kafesine gidip yemek yemesini öğrettik ona, hava karardığında geç olmadan uyumasını. ve dün yemek saati geldiğinde oğlumuza kafesine gitmesini söyleyen eşim birden onu bulamadı. buralardadır, sandalyelerle oynuyor bugünlerde diyip, kapı çekyat koltuk altı gibi bakabileceğimiz her yere baktık, yok. bahçe kapısı kapalı olduğundan oraya çıkacağını hiç düşünmüyoruz ama bahçe kapısına şöyle bir bakmamla kapının 10 cm aralık kaldığını görüyorum. an itibarı ile kalbim deli gibi çarpmaya başlıyor. aklıma komşumuzun kızı sofia’nın 3-4 saat önce gelip oreo bisküvilerini almasını, alırken de sincaplara bakmak için kapıyı araladığı hatırlıyorum. sonra eşim de ben de ayaklarımız çıplak bir halde bahçeye koşup ortalığı yıkarcasına emmet diye bağırmaya başlıyoruz. bahçedeki ağaçlarda yok, komşulara haber veriyoruz onlarında ağaçlarında yok. ama her yer ağaç burada, buralarda olsa bile ağaçların hepsini teker teker aramamız zaten imkansız bir de 3-4 saat olmuş…

gitmiş işte sonunda. sincap arkadaşlarının peşinden gitmiş. hava kararıyor, yağmur da yağacak bu gece zaten. michigan desen 10 dereceden yüksek gece sıcaklığı yok. dayanamaz, ölür.

eşimle şöminenin önündeki halıya oturup hüngür hüngür ağlıyoruz. sonra sakinleştirici almaya karar veriyoruz beraber ama facebook’ta paylaştığımızı gören becca hemen koşup geliyor evi bana yakın olduğu için. bizimle birkaç dakika oturuyor, sonra güneşin batışını görüyoruz ağladığımız yerden. hadi bahçeye çıkalım diyoruz, gördüğüm en güzel gün batımlarından biri ama mavi küçük oğlum gittiğinden ağlaya ağlaya izliyorum. o an içimden derin bir, nolursun geri gel geçirdim. kuşuma seslendim içimden. nolur geri gel dedim. sonra gidip yattım içtiğim sakinleştiriciye dayanamayarak. uyumadan önce arkadaşımın yanına gitmeye karar verdim kafamı yastığa koyduğumda, beni ancak ona sarılmak avutabilirdi. o yüzden gördüğüm son şey onun resmiydi. öyle de oldu. sabah 3’te uyandığımda şu notu yazdım hızlı hızlı.

IMG_5072.jpg

(bu defteri özellikle yatağımın yanında bulunduruyorum çünkü bu notları alırsam uyandığımda tüm rüyayı hatırlıyorum) her zaman buluştuğumuz yerde ona sarılırken buldum kendimi. ama uzun uzun sarıldım bırakmadım bu sefer, o da bana sarılıp daha güçlü daha kuvvetli olmanı istiyorum anlamında ingilizce bir şey dedi. uykulu olduğumdan bazen bir iki kelimesini yazıyorum. burada sadece “be stronger” yazmışım. (güçlü ol gibi ama o be strong, burada da güçlü ol demek istiyor ama burada paylaşamadığım soyadıma atıf yaparak söylüyor)

hemen uyandım ve bunları not aldım gördüğünüz gibi, yeni yazımla yazdım. nasıl bu arada. altına eski yazımla açıklama yaptığım kadar var mı? görüşünüzü alayım?

her ne kadar ona sarılmak yardım etse de, yine de uyandığımda emmet’ın sokakta donarak öldüğünü düşündüğümden yine ağlamaya başladım. üzerine de gök gürültülü bir yağmur yağdı. ağlamaktan bayılmışım. sabah uyanmadım. eşim uyandırdığında o halimi görüp ben birkaç sokak daha gidip tüm evlere soracağım diye çıktı evden.

10 dakika sonra ön kapı çaldı, off telefonunu unuttun değil mi diye hayıflanarak inerken birden bilmediğim bir arabanın evin önünde durduğunu farkettim. bahçe sınırı komşumuz mavi bir kuş çitlerin üzerinden sizin eve bakıyor, evimin penceresinden gördüm, sizin mi diyince ayaklarım çıplak bağıra bağıra arka bahçeye koştum, evet emmet’tı. bana gel beni al dermişçesine orada duruyordu. ayaklarıma batan dalların acısına aldırmadan onu oradan alarak dakikalarca sevdim ve öptüm. sonra eve gelip tüm klimayı kapattık. üşümüş ve korkmuş gibiydi. eşime gel onu bulduk dediğimde o da koşa koşa geldi, geldiğinde koşmaktan kıpkırmızıydı, heyecandan nefes alamıyordu.

rüyada ingilizce konuşma meselesine kısaca gireyim. rüyada sadece diller üzerinden konuşmuyoruz. başka dillerde konuşan insanlarında ne demek istedikleri de zihnimize düşüşüyor. o anın ingilizce olmasının tek nedeni şu an paylaşamadığım soyadımla ilgili. benim bu diller konusunda bu konuda çok kötü bir kabusum vardır. yazayım örnek olsun. tedavi olduktan bir süre sonra arkadaş ortamında yine içki içmeye başlamış bir akşam annemle kavga etmiştim. öyle 1-2 tane olsa kızmazlar ama ben içtiğimde abartıyordum ve buna çıldırıyordu annem, ben 1-2 tane içtim desem bile inanmıyordu zaten. o gece rüyamda arapça konuşan biri boğazımdan tutarak beni uçurumun kıyısına götürdü arapça olarak bir daha anneni üzersen seni buradan atarım dedi, ama uçurum öyle dağ zirvesi gibi değildi (kaçkar’a tırmandım ben, oradan bile yüksek ve altı boşluktu) arapça söylemesine rağmen ben zihnimde onu duydum. arapça bilmiyorum.

yeni plan: güçlü olmak

bugün bir ara yolumu şaşırdım, nereye gittiğimi hatırlayamadım. çok ağır geldi bir hafta içinde 3. sakinleştirici ama yarın 4 temmuz kutlamaları var. (amerika’nın kurtuluş günü) sonuna kadar çocukça eğleneceğimiz bir bayram. yarın tüm gücümle yeniden başlayacağım ve çok daha güçlü olacağım. arkadaşımı dinleyeceğim, gerçek hayatta böyle bir şey dese bu kadar etkili olamazdı herhalde, ama bu şekilde bana baya motivasyon katacaktır.

saatin yeniden başlaması ile beni yanına götüreceğini düşündüğüm süreç, ancak ben iyi olursam gerçek olacak ve ben bu sefer çok iyi olacağım. umarım cuma günleri bile sakinleştirici almama gerek kalmayacak bir huzur içinde bulurum artık kendimi.

okuyan herkese mutlu geceler,

çocuk kalpli

 

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.