dolores park.

birgün nasıl başlarsa öyle devam ediyor. öğlen işten çıkınca kırdığım bardaklarının yenisini almaya gittim. bardakları satın aldım, hepsini dikkatli bir şekilde arabamın bagajına yerleştirdim ama otoparktan çıkarken dikkat edemeyip aynamı park cihazına vurdum. kırıldı. yani böyle baya bir kırıldı.

IMG_4834

sonra şekilde görüldüğü gibi bantlamayı denedim. olmadı tabi. eşim, onur’un rüyamda dediği gibi iyi bir adam. iyi olmayan bir adam çoktan öldürmüştü beni. görünce sadece başını sallayıp “allah seni kahretsin” dercesine güldü. (1 hafta önce arabayı tümüyle tamir ettirmiş, temizlemiş bana teslim etmişti)

onur’u gördüğüm rüyadan ayılamadım tüm gün. bazı rüyaların etkisi birgün sürüyor. tüm gün ruh gibi gezindim durdum. ne doğru dürüst çalışabildim. ne istediğim gibi yazılarıma kendimi verebildim, ne istediğim kadar bisiklet sürebildim, akşamki baseball maçımızda da rezil oldum. resmen tek topa vuramadım.

bugün dünyada yok gibiydim…

hastaneye yatırılmaktan korkuyorum ama bazen de buna ihtiyacım oluyormuş gibi geliyor. aslında bu korkum da mesleğinin hakkını verememiş bir adam yüzünden. ben onur öldükten sonra sürekli psikiyatrist ziyareti olmak zorunda kalan biri oldum. bir sürü doktor tanıdım ama kardeşimin olumlu görüşü üzerine ali saffet gönül adında bir doktorla tanıştım. o zamanlar ona ihtiyacım yoktu, ailem ayda bir doktora görünmemi istiyordu, o da bu adamdı. özel kliniğine gittiğimde, genelde nasıl olduğumdan çok benimle birlikte avrupa’nın nabzını tutardı. sohbet ederdik, oradan buradan konuşurduk. 2 yıl boyunca tüm ziyaretlerim bu şekilde devam etti. tabi ben bu sırada gizli gizli uyku ilaçları kullanıyordum ama daha görünürde bir sıkıntı çıkarmamıştım.

2013 yazı geldiğinde bir süreliğine amerika’ya gitmeye karar vermiştim. papaz arkadaşım emanuel ile bir programa yazılmıştık. (tabi o zamanlar aslında sevgiliyiz) göğsümdeki kistleri bahane ederek tüm işlerimden 6 ay uzaklaşabilme fırsatı yarattım kendime. göğsümde kistlerin olduğu yalan değildi ama yılda bir kez şırınga ile içindeki iltihapları çektiriyordum, lokal anestezi ile 30 dakika içinde bitiyordu. öyle büyük bir ameliyat geçirmedim hiç. 1-2 gün sızlıyordu o kadar.

arkadaşım dünya turundaydı, o sıralar amerika’ya gelmişti o da. ama benimle alakasız yerleri geziyordu. san francisco’ya gelmez diye düşünüyordum. yani gelecek olsa sen oradasın, bak ben geliyorum şu gün oradayım der. bir de bu var. o günlerde dikkatimi ne dağıttı bilmiyorum ama ya ben bunun bloğuna 1 hafta bakmadım ya da o yaptıklarını 1 hafta gecikmeli yazdı.

san francisco’daydı. her gün kahvaltı yapmaya gittiğim metro istasyonun sokaklarındaydı. ve aramamıştı. ona ne kadarını yansıttığımı hatırlayamıyorum ama öğrendiğim an sakinleşebilmek için 2-3 saat yürümüştüm, hala sakinleşememiş sanırım öfkemin bir kısmını ona yansıtmıştım ama sonunda sevgime yenik düşmüştüm ve hiçbir şey olmamış gibi devam etmiştim.

hala düşününce çıldıracak gibi oluyorum. o zaman yanımda 3 kutu rivotril getirmiştim ama tabi onları ihtiyacım olduğunda haftada bir kere kullanma bilincindeyim. bu olay olunca da kendimi günlerce uyutma yolunu seçtim. düşünsene deli gibi özlediğin, yolunu beklediğin insan yanına kadar gelip uğramadan yoluna devam ediyor. zaten 3 kutu getirmem başlı başına bir hataydı, hepsini peş peşe kullanıp 1 haftalık bir uykudan sonra yeterince sıvı alamadığım için hastaneye kaldırıldım. emanuel aileme haber verdi, annem de duyar duymaz beni görüntülü arayıp ilk uçağa binip gelmemi yoksa bir daha anne diye ona sarılamayacağımı söyledi. son ana kadar, anne son dakika amerika-türkiye biletimi alınır diye diretmeye çalışsam da tek yön bir bileti 4400 tl’ye aldığını hatırlıyorum o gün. (dolar 2 tl zaman) beni getirebilmek için iyi olduktan sonra amerika’ya döneceğimi de söylemek zorunda kaldı bir de.

o zamanki doktorum ali saffet’e gitmeye karar verdik. annem önceden onu aramış bilgilendirmişti. o sıralar kliniği kapanmıştı sanırım, bir şey olmuştu klinik ile ilgili ama tam olarak ne hatırlayamıyorum. bu yüzden ege üniversitesi hastanesindeki birimine gitmeye karar verdik. tabi ben hala kendime gelemedim. annem de çaresizlik içinde ne yapacağını bilmiyor. annemin o gün kahvaltıda gözleri dolunca, dedim yardım isteyeyim ali saffet gönül’den. bu uyku ilacı batağına düştüğümü anlatayım, tedavi olayım rehabilite olayım kurtulayım. beni seven insanlar artık üzülmesin.

ali saffet’in asistanına ulaştık, bizi bir odaya alıp doktorun birazdan geleceğini söyledi. o ana kadar içim umut doluydu, yardım isteyecek olmak beni çok rahatlatmıştı. lakin ali saffet bey beni gördüğünde iğrenç bir yaratığa bakar gibi bakıp “bunu yatırayım ben” dedi. tek soru sormadan, ağzımı açmadan, ne olduğunu bile bilmeden. özel kliniğine gidip tonlarca para harcadığım adam, beni devlet hastanesinde gördüğünde yüzüme bakmadı.

hayata ve insanlara nasıl kırıldığımı anlatamam. annem de aynı şekilde. o an anneme de kendime de bir söz verdim, anne halledicem iyi olacağım benim doktora felan ihtiyacım yok bana güven dedim. amerika’ya geri döndüm. 6 aylık iznimin tadını sonuna kadar çıkardım.

tüm doktorlar böyle diye yazmıyorum. hatta tanıdığım psikiyatristler içinde tek böyle olan buydu. hatta ve hatta aynı üniversitede yine ayşe ender altintoprak adında bir doçent yapmıştı bağımlılık tedavimi. bu yukarıdaki olaydan 2 yıl sonra onun karşısına çok daha kötü ve şizofreniye varan semptomlarla çıkmama rağmen “bu çocuk yapamaz hastanede, bulun alın eve götürün, tedavisini evde yapalım, çok korkmuş bu dağıtır iyice hastanede” demişti. her zaman çocuğu gibi davrandı bana ziyaretlerimde. yine ayşe hocanın yanı sıra istanbula taşındıktan sonra ali saffet’in kariyeri ile ölümüne kapışacak defne tamer gürol ve haci murat emül’den yardım aldım. elinden gelenin her zaman en iyisini yaptılar. defne hocam, yeşil kart prosedürümde madde bağımlılığı tedavisinin bana hiçbir sıkıntı çıkarmaması için, tedavimi o yapmadığı halde, konsoloslukla iletişime geçip onlara ulaşması gereken belgeyi bir şekilde ayarladı. murat bey ne zaman ona ihtiyacım olsa 7/24 cevap verdi ve yardım etti. amerika’daki doktorum için referans mektubu yazdı ben ayrılırken, onun sayesinde daha rahat bir prosedürden geçtim amerika’da. murat bey bir de, ali saffet bey’in aldığı ücretin 4’te 1’ini alıyordu.

şu an buradaki doktorum da öyle. gece bile uyanıp cevaplıyor. ne yazık ki bana o günlerden bir hastaneye yatırılma korkusu kaldı. aşamadım bir türlü.

bu olay yüzünden arkadaşıma kızgın değilim bu arada. hatta keşke gene hayatımda olsa da arka sokağıma kadar gelse de aramasa diyorum. keşke kızıp uyumak aptal bir şekilde kendimi sakinleştirmek yerine peşine düşüp arkasından gitseymişim.

ahh…

okuyan herkese mutlu geceler,

çocuk kalpli.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.