childheart returns.

eşim haklıymış, gerçekten 9’da yatağa girmem gerekiyor. dün hem bisiklete binip hem gece yarısına kadar grand haven’da zaman geçirince bir de üzerine araba kullanınca bugün yok hükmündeydim. ofiste uzun zamandan beri ilk kez saatleri, dakikaları saydım eve gidip kafamı yastığa koymak için.

ama iyi ki gitmişim grand haven’a, rahatladım. eşimle dün gece ilaçlarımı alırken konuşmadık, bugün de ben kapımı kapattım. az önce geldiğinde kapıyı kapalı buldu, bu net şekilde yine konuşmak istemiyorumdur. ben gidip dışarıdan yemekleri alayım istediğin bir şey var mı mı diye mesaj atmış, burada iyi olduğumu anlayıp anlamamak için. yoğurt al dedim ama yoğurt şeklinde yazdım. normalde kendi dilimizde “yogi” diyoruz. yarım saat önce odama gelip büyük kolalardan da aldım diye seslendi. bu, korkuyorum çık oradan lütfen demekti.

işyerinde becca ile sadece bir kere göz teması kurdum, onda da temmuz’un 20’sine kadar hiçbir gönüllü aktivitede bulunamayacağımı, kendimle ilgili yapmam gereken şeylerin olduğunu, bu tarihten sonra elimden geldiğince yardım edeceğimi söyledim. cuma işten sonra yemeğe çıkalım mı dedi. biliyorum senin için kabul etmesi zor ama cuma günleri antipsikotik kullanmam gerekiyor dedim. bir an önce ilacımı erken alıp, cumartesi ayılmak istiyorum dedim.

biliyorum, o yüzden sana akinetonla verilmesi istedim, dedi… (akineton, nörodol ile verilen sakinleştirici bir ilaç, nörodol’un kötü etkilerini azaltıyor ama bağımlılık yapıcı bir madde)

dağıldım tabi o an. eğer ben surat yapmasam bunu asla söylemezdi büyük ihtimalle ama korkutmuştum onu, benim gibi sürekli gülen insanların surat asması çok ağır gelir sevdiklerine. net bir şekilde yüzümü asıyordum bugün, bir de uykusuzdum. böyle olunca, seni seviyorum diye haykırmak zorunda kaldı.

ikisine de böyle bir şey yaşattığım için üzgünüm şu an ama üstümdeki baskıyı kırmanın başka yolunu bulamıyordum artık. tamam sürekli gözetlenmesi, korunması gereken aptal biriyim ama bu kadarının da fazla olduğunu düşünüyorum. buna kayıtsız şartsız dayanabileceğim iki insan var bu hayatta, biri annem diğeri arkadaşım. üçüncü bir kişi yok.

üzücü ama böyle…

bugün kursa gitmedim çok yorgun hissettiğimden, yarın daha çok kendimi vereceğim. temmuz yaklaştıkça paniğim artıyor. hem bir an önce 31 temmuz olsun istiyorum hem de bir yandan yazım o güne yetişmezse, başaramazsam diye korkuyorum. hayatında hiçbir şeyi yapmak için yapan biri olmadım, iyi hissetmem için mutlaka layığı ile başarmam gerekiyordu. ama bunu yapabilmek için daha uzun zamanım vardı her zaman. hiç bu kadar sıkışmamıştım. neden daha önce aklıma gelmedi ki zaten. kış boyunca tek aktivite yapamadım epilepsi ile mücadele ederken, şimdi ne güzel aylarca çalışmış olacaktım. 31 temmuz saat 3.05’de saatimi tekrar çalıştırdığımda umarım istediğim yazıyı göndermenin huzurunu yaşarım ve öğle uykusuna atarım kendimi. uyuduğumda da yanına giderim böylelikle.

bugüne kadar hiçbir şekilde yanına gitmeyeceğim. o günün gerçekten mega ritüel olmasına, benim için bir farklılık yaratmasına ihtiyacım var. o saat bir şeylere gitmem için bir başlangıç olacak. hala bunu ne zaman, nasıl yapabileceğim konusunda bir fikrim yok ama gerçek hayatta da onu bulacağım, ne olursa olsun karşısına çıkacağım.

eğer hala libya’daysa papaz arkadaşım emanuel sayesinde ona ulaşırım diye düşünüyorum. italya’ya yakın olduğu için mutlaka bağlantıları vardır. hatta umarım o bağlantılar yardımcı olur orada bana. böyle bunu yazınca kendimi kötü hissettim ama hiçbir şey bilmiyorum onunla veya libya ile ilgili. libya nasıl bir yerdir bakmaya bile korkuyorum. amerikan tabiri ile öyle aptal şımarık bir beyaz olduğum için değil, bana çok fazla geldiği için, çocuk gibi korktuğum için. kötü oldukları için değil dünyamı çok aştıklarından. oraya yaklaştığım en yakın sınır, midyat’tı benim ve ben oraya annemle beraber gittiğim halde dağıtmıştım. sadece aklınıza 3. dünya ülkeleri gelmesin, 5 yıl önce amerika’nın detroit şehrinde de benzeri duyguları yaşamıştım.

ah 5 yaşında olmak…

o yüzden bu saatin bana vereceği güce çok ihtiyacım var…

niye durdurdum ki o saati. bir de sadece bunu yapmakla kalmamışım, tüm konuşmalarımızı, maillerimizi de silmişim. o gün giden benmişim aslında. ne kadar da kolay vazgeçmişim, kabullenmişim. beynim ne kadar uyuşturucu ilacın etkisinde de olsa, kalbimin bana dur, gitme demesi gerekirdi.

bu işin sonunda hayatımı da kaybedecek olsam, bunu düzelteceğim.

okuyan herkese mutlu geceler,

çocuk kalpli.

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.