voyage.

günaydın.

normalde her sabah 6’da kalkıyorum, hatta bazen kepenklerimi kapatmadan uykuya dalarsam gün ışımaya başladığı an ayaktayım. doğa ile içiçe yaşamanın da etkisi var. ama bu sabah bir türlü ayılamıyorum. dün çok hırpaladım kendimi. bir de akşam erken yatmam gerekirken eşimin ailesine yemeğe gittik. eşimin köpeğini çok özlüyoruz. ailesi bize vermiyor o köpeği, evlerine sürekli gelelim diye bize karşı koz olarak kullanıyorlar. gerçekten 2-3 günde bir köpeği görmeye gidiyoruz, yoksa 1 ay uğramayız. kötü olduklarından değil, oraya gittiğimizde bizi sorguya çektiklerinden. hatta şunu söyleyebilirim, diğer evliliklerdeki eşin ailesi durumu bizde yok. aseksüel olmanın başka güzel bir yönü tabi. beni gelinlerinden çok çocukları olarak görüyorlar. eşimin babası bazen ben işteyken eve gelip ev işlerini yapıyor, hazır gelmişken odama girip yatağımı düzeltiyor, ayımı yatağın ortasına koyuyor. annesi de öyle, alışveriş yaparken sevimli bir şey gördüğünde, çocukkalpli bunu çok sever diyip alıp bana getiriyor.

ama bu akşam yemeklerinde,

bu hafta neler pişirdiniz, erken uyuyor musunuz, iş yerinde bir sıkıntı yaşıyor musunuz, canınızı sıkan biri oldu mu, çocukkalpli artık flannel yatak nevresimleri ve ağır yorganı kaldır, içinde terler hasta olursun…

muhabbeti yüzünden dönerken araba kullanacak mecalimiz kalmıyor, hatta bazen ailesinin evinde kalıyoruz bu diyaloglardan sonra. zaten bazen bu gece burada kalsanız diye ısrar da ediyorlar. kaldığımız da oluyor. dün akşam uyku saatimden önce yatağa girmeyi ve dinç kalkmayı planlamıştım, yapamadım özetle. yılın gerçekten en uzun günü oldu benim için.

ayrıca kaldırmayacağım hiçbir şeyi. ben üzerimde hafif şeylerle uyumayı sevmiyorum. bir şeylerin beni sıcak tutup, ezmesi lazım. hatta klimayı çalıştırmaya başladığımız için bir kaç gün içinde şu battaniyeden almayı düşünüyorum. (bknz gravity blanket namı diğer anneannenin evindeki beton yorgan) kışın alamadım, kışın odam çok sıcak oluyordu, camları açmam lazımdı bu battaniyeyi kullanabilmek için. ama şimdi alıcam.

bunu yazmamın nedenine gelince, bazen odamın resmini twitter’dan paylaşıyorum, bunu görüp “odam soğuk renklerde mi olmalı, odamın sıcaklığı da soğuk mu olmalı” yazanlar oluyor. hatta kuşu bile odanın renklerin de mi seçtin diyen var.

galiba…

IMG_9764

bu sadece bana huzur veren renkler. bu renkler genelde ruhsal problemleri olan insanların kullandığı renklerdir ayrıca. odanın sıcaklığı da soğuk olmalı, çünkü ben ağır şeylerin altında yatmayı seviyorum. bu renkler bana huzur veriyor, bu renkler benim için huzurun simgesi. ben mesela kırmızıyı çok severim ama kırmızı veya tonları bir odada uyuyamam. (gerçi bunu yazdım ama arkadaşımın odası bu renkteydi, öyle de bir uyudum ki konu o olunca) ama benim için depresyonun rengi koyu kırmızı veya bordodur. başkası için başka renktir, örneği çoğaltılabilir.

hep diyorum ya kişinin kendi içinde çıkacağı yolculuk her şeyin başı. insan mutlaka, ben neleri seviyorum, nelerden hoşlanıyorum, en sevdiğim şeyler neler diye sormalı kendine. kişi önce kendi konforunu sağlamalı, kendini mutlu etmeli, kendini huzura erdirebilmeli.

gözünüzdeki aziz sıfatını silebilmek için türlü türlü yollar denedim. “para komidinin üstünde 100 dolar feda” görseli paylaşıp twitter hesabımın geçici süre askıya alınmasından tut, “ya aslında ben de uykumda cinsel anlamda rahatlamak istiyorum” diyip sizden tuhaf tuhaf mesajlar almak gibi girişimlerim oldu.

hala aziz değilim ama sizinle aynı hayatı yaşamadığım da kesin. hissettiklerinizi hissetmiyorum, hayata sizinle aynı pencereden bakmıyorum. 35 yaşındaki bedenin içinde 5 yaşındaki bir çocuğu taşıyan biriyim ben. yani tabiki deneyin, denemeyin demiyorum ama benim ulaştığım yere ulaşamazsanız kendinizi kötü hissetmeyin lütfen.

bana gönderdiğiniz bir youtube linkinin altında youtube fenomenlerinden birinin astral seyahat hakkındaki skecini dinlemiştim. o kız harbi çok komik bu arada. şey diyordu,

“adamlar bunun için madde kullanıyor senin kafan doğuştan böyle” (bknz dora)

ama bu durum her zaman avantaj değil. hatta çoğu zaman değil. ben son yaptığım yolculuklarda çok sarsıldım. internette azımsanmayacak kadar ya ben bunu yapıyorum ama yapmak istemiyorum diyen kişi de vardır.

sıkmayın kendinizi, olmasa bile bunun peşinde koşarken kendi içinde çıktığınız yolculuğu, yaptığınız en güzel seyahat olarak değerlendirin.

ben çocuklarla top oynamaya gidiyorum.

sevgiler,

çocuk kalpli.

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.