voyage 2.

üzerine düşünüp yazdığım şeyleri tekrar üzerine düşünüp “öyle düşünmüşüm ama yanlışmış” diyebilirim. ben olaya biraz böyle bakıyorum, lütfen siz de böyle bakın demek istiyorum öncelikle. yani çocuk kalpli böyle düşünüyordu ama çocuk olmayan kalpli başka bir şekilde düşünüyormuş, bence ikisinin de dediği saçma en doğru benim doğrum gibi…

böyle ilerleyin…

bugün birisi odamın renklerinde oda hazırlamaya başladığını ve odamın fotoğrafını atıp atamayacağımı sordu. odamın resmini yollarım sorun yok ama bu yolla yapmayın. kendi istedikleriniz üzerinden gidin ama çok hoşunuza gittiyse şu an böyle:

IMG_4468

sadece pervane konusunda uyarmalıyım. herkes pervane kullanamıyor. bazılarının vertigosunu tetikleyebiliyor. beni rahatlatıyor ama size ne yapar bilemiyorum. daha sonra bir yazımda astral seyahat öncesinde yapılması gerekenler diye bir paylaşım yapmayı düşünüyorum. şu an sadece bu kadar gireyim.

genelde her soruya cevap vermeye çalışıyorum ama bazı soruların beni aştığını hissediyorum, yine de elimden gelenin en iyisini yapacağım ama bu konuları karara başlayacak son kişinin ben olmadığını bilmenizi istiyorum.

zaaf konusunda büyük sıkıntı çıktı. hatta yazdıktan sonra, keşke hiç girmeseydim acaba bu konuya bile dedim. zaaf konusunda arkadaşıma sarılmamı örnek verirken aslında iyi bir örnek olduğunu ama bunun bile beni ölüme götürebileceğini yazmıştım. görünen neden, hep uyumak isteyecek olmamdı. görünmeyen neden ise, eğer kötülük karşıma onun kılığına bürünerek gelirse bunu anlayabilecek bir yetimin olmayışıydı. asla bilemem. bu dünyada en büyük kötülükler en güzel şeylerin içine saklanmıştır, ben ona en güzel diyorum. kötülük bana böyle ulaşır. zamanla o alemde o diye kötü enerjiye çekilirim.

kimse aptal değil, kapılan böyle kapılıyor işte.

o yüzden kaçıyorum, kaçmak zorundayım. bazen çok öfkeleniyorum, beni bloke ettiğinde çılgına dönüyorum, o zaman zihnimdeki karar şu oluyor “bu dünyadakini öldürür, onunla o alemde arkadaş olurum ben de” ve ne olduğunu yazayım, hayatımdaki din liderlerim, rüyamda gelip “sakın yapma, bekle, zamanı gelecek” diye beni uyarıyorlar. hatta bu dini mesaj kendini birkaç kere tekrarladı. çünkü gittiği yol yanlış bir yere çıkıyor. çok tehlikeli ama bir o kadar da cezbedici bir yere çıkıyor. biraz annemin dualarının etkisi sanırım. yoksa ben aptal biriyim. gayet de giderim gerçekten bunun peşinden. neyse yapmıyorum, arada sarılıyorum dedim ama o da çok az. keşke hiç yapmasam…

ah ah…

“sevdiğim kişi ile astral seyahatte bir hayatım olsun” cümlesi umarım şu an kulağa çok daha ciddi geliyordur. sarılırken bile bu kadar tehditse, düşünün bir de siz olunca nasıl olur. daha önce yazmıştım, luciferist kişiler dünya üzerinde bir cinsel haz alıyorlarmış. bence burası çokomelli.

lütfen istediğiniz şeyler konusunda dikkatli olun.

bir önceki yazımda “başaramasanız bile bunun peşinde koşarken kendi içinde çıktığınız yolculuğu, yaptığınız en güzel seyahat olarak değerlendirin” demiştim. hayat koçu gibi kafa patlatmak istemiyorum ama hayatında fazla miktarda din insanı bulunduran biri olarak onlar üzerinden bir örnek verebilirim.

bir katolik öğretisi “her gün sevmeye başlayınca, her insan dünyada hemen değişebilir” der. benim yazılarımı az çok okuyan biriyseniz cümlelere ve olaylara ilk görünen hali ile değil, görünmeye kısmı ile okuyucularıma seslenmeyi seviyorum. cümleye ilk  baktığımızda “dışarı çıkayım, gördüğüm herkese sarılayım, çiçekleri sulayayım, kuzularla oynayayım” gibi bir anlam çıkıyor. bu öğreti bizimle paylaşıldığında da zaten bir salonda 25-30 kişiydik ve hepimiz aynı şeyi düşünmüştük. sonra sevmemiz gereken tek kişinin kendimiz olacağını öğrendik.

hala şoktu tabi bizim için, ama öğretiyi biraz daha dinleyince insanın kendini sevmesi için önce kendinde sevmediklerini onarması gerektiğini ve bunları yaptıktan sonra zaten herkesin otomatikman onu seveceğini öğrendik.

denedim, işe yaradı, %100 çalışıyor. türkiye’deyken denemeye fırsat bulamamıştım ama amerika’ya ilk geldiğim gün yeni bir hayata ilk adımı mı bu sözle attım. gerçekten 1 yıldır ruhani anlamda çok değiştim, bu durumu sadece epilepsinin yarattığını düşünmüyorum, ben de bir şeyler kattım. hala da düzeltmem gereken, kendimde sevmediğim şeylerin olduğunu düşünüyorum.

(bugün maçta yenilince olay çıkardım, gerçekten kaybetmeye tahammülüm yok. bir de bizim takımdakiler koşmadı, yürüdüler sahada, tek başına kıpkırmızı olan bir ben vardım, hepten deli oldum ve günün sonunda bir tek ben zevk almadım oyundan)

kendi içinizde uzun bir yolculuğa çıkmakla başlayın, bence bu, yapacağınız astral seyahatten daha güzel olacak ve öldükten sonraki hayatınıza elinizde götürebileceğiniz tek şey yine bu kalacak.

dinler ve değerler üzerinde konuşabileceğim en son sınır bu.

okuyan herkese mutlu geceler,

çocuk kalpli.

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.