astral seyahat – geçmişe zaman yolculuğu- kitap teorisi (3) – kapılar.

bu sabah elim kalbimin üzerinde içimi kaplayan nedensiz bir huzur ile uyandım. aslında böyle uyanmamalıydım. dün kötü bir gün geçirdim. kötülüğümü hiçbir şekilde istemeyen ama bir miktar da olsa altında ezildiğim güçlerle çevriliyim. bunlardan biri olan eşim, bundan sonra ilaçlarını 9.30’da verdiğimde gözümün önünde içeceksin dediğinde, içime basan sıkıntıyı şu an tarif bile edemem. bir insanın uyumadan önce hissetmesi gereken en kötü his baskılanmak kesinlikle.

ama tabi bunun nedeni de benim. normalde ilaçlarımı getirdiğinde yatağımın yanına bırakıyor ve ben dişlerimi fırçaladıktan sonra suyla alacağımı söyleyip iyi geceler diliyorum. ama internete bakarken bazı akşamlar almayı unutmuşum ve sabah kalktığımda da veya gece bilmeden onları düşürmüşüm sanırım. eşim dün yatağın altında 2 lamictal ve 1 lunesta ilacı bulmuş. sadece lamictal bulsa direk bitmiştim uyku ilacını alıp onu almadığım sanılarak ama düşürdüğüm tek lunesta bunun tersini ispat edip beni kurtardı. yine de eşim bir daha bu konuda bana güvemeyecektir. ne yazik ki her akşam 10’da yataktayım. dün akşam da işini garantiye aldı yanımda uzanarak zaten. uyuduğuma emin olunca terketmiş odamı.

dün uyurken becca bölmüştü, uykudan önce de eşim konuyu dağıttı sanki bilerek. yani ayarlasalar böyle denk düşüremezler. becca’nın böldüğü astral seyahatim yarıda kalmasına rağmen akşam yemekten sonra hafif hafif hatırlamaya başlamıştım. onu da eşim ilaçlarımı verip yatırarak alıp götürdü sağolsun. sadece bunlar kaldı elimde bu yüzden. ama bunlar bile az da olsa hatırlamaya yardım ediyor.

IMG_3683“efes? 2019? istediği şey kart değil. linkedin. mesajları okuyor.”

üzerine biraz düşününce bunları hatırladım;

kendimi ya efeste, ya da aspendos’ta buldum. ama bu benim hayatıma ait bir zaman değildi. bu onun geçmişiydi. çünkü onun etrafındaki kimseyi tanımıyordum. dünyayı gezmeyi çok sever, bazen arkadaşları ile böyle aktiviteler yapardı. çok mümkün geliyor onun zamanına ait olması. benim kesinlikle değil, birincisi ben amerika’da yaşıyorum ikincisi o yerlere onunla gitmedim, üçüncüsü dünya ortadan ikiye ayrılsa barışsak bile oralara onunla gitmeyi düşünmüyorum. gıcık olurum ben böyle turistlik aktivitelere. yani bu bana ait bir zaman dilimi değil. ayrıca insanların hiçbirini tanımıyorum. 10 kişi vardı nerdeyse.

ama zaman yolculuğu yaptığımı ve 3. boyutta uyandığımı biliyordum. o kadar kalabalığa rağmen o anın içine girip ona yazmaya çalıştığım kartı anlattım. “istediğim şey kart değil” dedi. muhtemelen ne istediğini de söyledi ama orası yok işte. (babanın düşmanlarını s. rebecca) ama şunu da hatırlıyorum bu cümleden önce veya sonra ona sitem ettim, mesajlarımı okumuyorsun bile dedim. “mesajlarını okuyorum” dedi. bunu da hatırlıyorum. oradan linkedin’i nasıl kaptım bilmiyorum. yine aynı şekilde 2019 da soru işareti.

ama dün akşam linkedin’i açtığımda (ki en son 2 ay önce felan onun profiline bakmak için login olmuştum) beni oradan bloke ettiği gördüm. sonra ona başka bir siteden gönderdiğim en son mesaja baktım, o mesajda “yazdıklarımı okumuyorsun” diye haykırmıştım. ama aynı mesajda hala libya’da olduğunu da bildiğimi yazmıştım ve libya’da olduğunu linkedin aracılığı ile biliyordum.

bu linkedin blokesi “yazdıklarını okuyorum” mesajıydı. yani bana öyle bir mesaj göndermek için yapmadı tabi ama benim inandıklarım bana inandığım şekilde geri döndü ve beni iyileştirdi. tabi siz buna ne kadar iyileşmek derseniz, yani dışarıdan bakılınca “bloke ediyor ama en azından yazdıklarımı okuyor” demek kulağa kim bilir nasıl geliyordur. tek bilmenizi istediğim ben bu aşamaya bir anda gelmedim, bir sürü yaşanmışlık ve farklı tecrübelerden sonra içimde olgunlaşarak büyüdü bu sevgi ve buralara geldi.

bir önceki yazımda uyuduğumda zaten bu yollara düşeceğimi yazmıştım. bir çok kişi bunu nasıl yaptın diye sormuş. aslında çok anlatmıştım ama söz verdiğim üzere bir kere daha ama bu sefer detaya inip tekrarlayacağım. belki bu sefer bir yardımı olur.

dün öğlen yatağa girdiğimde kalbim çok kötü kırılmıştı, yatağa kafamı koyduğumda sadece ağlamak istiyordum. her zaman böyle kötü olmaz ama böyle olduğu zaman yaptığım ritüeller vardır. galatasaray kaybedince, hastalanınca ve kalbim kırılınca, en sevdiğim pijamalarımı giyer yatarım ve en sevdiğim dediğim kişinin resmini açarım uyumadan önce. en son gördüğüm şey bu olur. herhangi bir resmini değil. en sevdiğim tek bir resmi açarım. bu resim onun bloğunda hep aynı yerde durur.

binlerce bakabileceğim resmi varken sadece bunu açarım. bu resmi bilgisayarıma veya telefonuma kaydetmem. elimin altında bulundurmam. ona bir siteyi açarak ulaşırım.

biraz anlatabildim mi?

yani bu bir kapı! bu kapıyı her açtığımda astral seyahatte onun yanına gidebilirim. bu kapı yıllarca severek ve isteyerek oraya koyduğum sevgi ile yarattığım bir kapı. peki bunun bir kapı olduğunu nasıl anlayabildim? yıllarca yazarak, o resme baktığım gecelerin astral seyahat istatistiğini tutarak. ne zaman o resme baksam daha rahat gidiyordum. emin olunca da ritüelleştirdim.

umarım şimdi biraz daha anlaşılmıştır, zamanda yolculuk yapabilmek için ne kadar astral seyahat ve tecrübeniz olması gerektiği. birinin yanına gitmek istiyorsanız bunu ilk çıktığınız boyutta yapamazsınız, o boyutta tekrar uyuyup bir sonrakine çıkmanız gerekir ama kapı olmadan gitmek istediğiniz kişiye asla ulaşamazsınız. o kişiyi görseniz bile çıktığınız boyutta kaybolursunuz ve ne olduğunu anlayamadığınız için sanki saçma bir rüya görmüşsünüz gibi gelir uyandığınız an. bir kapınız olmadığı için ne gittiğinizin farkındasınızdır, ne de döndüğünüzün.

aslında her şey rüyada bir şeyi görmeye karar vermekle başlayıp yine onun üzerinden devam ediyor. sevdiğiniz bir şeyden kapı yaratıyorsunuz. herkesin aklında sevdiğinin yanına gitmek var bunu anlayabiliyorum, lakin kendinize şu soruyu mutlaka sorun. ben bu kişiyi kapı yapacak kadar çok seviyor muyum? çünkü kapılar asla yok olmuyorlar. bazıları zamanla daha az kullanılıyor ama asla kaybolmuyorlar. birgün yeniden açmak isteyebileceğiniz için her zaman oradalar. ayrıca başka bir gün başkasını severseniz sevdiğiniz kişiye bu kapı üzerinden gidemeyeceğinizi, yine en çok sevdiğiniz kişiye çıkacağınızı unutmayın. nereye gitmek isterseniz gidin en güçlü kapı hangisiyse ona çekileceksiniz. hem gerçek hayatta hem de astralde.

yani istediğiniz şeyin ne kadar farkındasınız? ne kadar seviyorsunuz ve ne kadarını göze alabiliyorsunuz? bence tüm olay burada. yoksa insanın inancının yetemeyeceği hiçbir şey yok. yani kapınızı, kapılarınızı dikkatli kurun. kapılarınızı kurduğunuzda 3. boyutta onlara veya onlar üzerinden başka zamanlara yolculuk yapabileceksiniz.

zamanda yolculuk yapmanızın tek nedeni ise bir şeylerden ders çıkarmanız veya eksik olan bir şeyi bir şekilde düzeltmemiz gerektiği. ben işte bu yüzden buna kitap teorisi diyorum.

tabi kendi gittiklerimi çok iyi yorumlayamıyorum, dün bu yaşadığımı bir sonuca ulaştıramadım ama zamanla belki başka yolculuklarla anlamlanabilir diye düşünüyorum. anlamlanmasa bile ben sadece ona açılan kapımdan mutluyum. umarım sizin de böyle bir kapınız olur hayatta, başka kapılarınız da olur ama en sevdiğiniz en anlamlısı, benim tecrübe ettiğim gibi, üzerine en yakışacak, üzerinde en iyi şekilde taşıyacak biri olur.

ps: imla hatası olabilir, işe gitmem gerektiğinden hızlı hızlı yazdım. anlaşılmayan bir şey varsa soru şeklinde sorabilirsiniz. hem maile cevap vereceğim hem de yine başka bir blog yazısında yer vereceğim. bu hala bir teori, zamanla daha çok şekillenip değişebilecektir de. sorularınız daha çok yardım edebilir hep birlikte aydınlanmamıza.

sevgilerle,

çocuk kalpli.

 

 

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.