howdy.

hayatımın en ilginç günlerinden biriydi. twitter’da paylaştığım gibi sabah müslüman mezarlığında ölen bebeği, öğleden sonra da arkadaşımız david’i toprağa verdik. normalde ben beni çok aşan bir konu olduğu için cenaze işlerine bakmıyorum, hatta cenazelerin olduğu gün kiliseden bile kaçıyorum, ana konum mülteci çocuklar ama böyle yürümüyor genelde, herkesin birbirine yardım ettiği bir konu oluyor çalıştığımız kurumda. bu işler genelde böyledir zaten, türkiye’deyken de böyleydi. birgün gider avrupa komisyonunda konuşma yaparsınız, ertesi gün bir bakmışsınız bir okulun duvarını boyuyorsunuzdur. becca bugün sen de bu işin içinde olur musun dediğinde bana ihtiyacı olduğunu düşünerek onunla gittim. tabi cenaze sonrasında “bak buradaki herkes uyuyor çocuk kalpli” diyince anladım ki bana ders vermek istiyor. bak işte görüyorsun hayat kısa bu işin sonunda zaten uyuyacaksın beni üzme, adam ol manasında…

ben tabi o sırada sarı kırmızı çiçek konan bu mezara bakıyorum, tam “ben ölür burada gömülürsem bana da bu çiçekten getirir misin” diyecektim,

IMG_3705

demedim tabi onu katil etmek istemediğimden…

bebeğe daha çok üzüldüm. sabahki çok daha kötüydü. 8 aylık doğan bebek toprağın altına girdi. korkumdan arabadan bile inemedim. öğleden sonraki cenazede ağlayan kimse yoktu, hristiyanlar biraz daha metanetliler bu konuda belki gözleri dolmuştur ama tutmuşlardır kendilerini ama müslümanlar öyle değil. ortalık yıkılıyordu.

bu ilk bebek cenazemiz değil, ben geldiğimden beri üçüncü bu. mültecilerin yeni ülkeye yerleştiklerinde çocuk yapıp bir şeyleri garanti alma gibi bir düşünceleri var ve o doğum stresin altında başarılı olmuyor bir şekilde. yeni bir ülkeye yerleşebilme, orada kalıcı olabilme, yaşayabilme, barınabilme korkusu hem anneyi hem bebeği etkiliyor. bir de bunlar amerika’da oluyor. başka ülkeleri hiç düşünemiyorum bile. özellikle türkiye’yi.

neyse bunları yazdım çünkü sabahki yazımdan sonra çok fazla yorum, mesaj ve soru almışım. öncelikle çok teşekkür ediyorum. tam olarak hepsine kendimi veremedim bu yukarıda yazdığım şeyleri peş peşe yaşayınca. ama bu sefer dm’den de çok iyi sorular gelmiş, kısa sonradan sileceğim bir yazı da girmek istemedim o yüzden. biriktirip yine bir yazı daha yazacağım.

bu cenazelerden sonra da ilginç bir şey yaşadım. şirinlik yapmak için becca’ya yarın beyzbol takımı maçtan sonra doğum günümü kutlamaya gelecek sen de uğrar belki bana oyuncak getirirsin dedim. ben hediyemi pazar günü konuşmadan sonra vericem dedi. ne konuşması dedim, pazar günü kürsüme seni çıkarıp inanç konuşması yaptıracağım doğum günün şerefine dedi, sonra hediyemi çıkışta ufak bir kutlama yapacağımız odada vereceğim dedi.

o an içime büyük bir sıkıntı düştü. konuşma yapmaya korktuğumdan veya bundan kaçmak isteyeceğimden değil. bunu binlerce kez yaptım mesleğim dolayısıyla. farklı bir şey. bilmiyorum belki de son konuşmamı brüksel’de yaptıktan sonra ayağımın kalıcı bir şekilde sakatlanması böyle hissettirdi. (internete o anın resmini yükledikten 5 dakika sonra hastanelik olacak şekilde ayağımı burktum) umarım öyledir. gerçekten o gün kötü bir şey yaşamak istemiyorum. aklıma ilk epilepsi geliyor ama onda çok iyi durumdayız, eeg’m temiz, birden düşme gibi bir durum yok, zaten kriz gelmeden önce ben geliyorum diyor. konuşurken dalıp gidiyorsun. göz bebeklerin kocaman oluyor. aynada baktığında bile anlayabiliyorsun, aynada kendine bakarken bile dikkatin dağılıyor. bir de normalde kendi kokunu alamazsın, bir süre sonra parfümüne burnun alışır. krizden önce kendi parfümünde boğuluyorsun resmen. uykuda geçirdiklerimde bile kalkıp kaç kere uyuduğum tişörtü değiştirdiğimi bilirim kendi kokumdan rahatsız olduğum için.

ayrıca en kötü düşüşümde bile refleks olarak elimi yere koyup, dikkatli bir şekilde düşüp, kafamı korudum.

sanırım cenazeler sinirlerimi bozdu. neyse becca’nın dediği gibi gerçekten mutlu olmam gerek, amerika’da çok az kişiyi çok kısa sürede tanımama rağmen yine kutlu doğum haftası gibi kutluyorum doğum günümü. 4 gün sürecek. her gün başka birileri ile kutlayacağım. ben kesinlikle şanslı biriyim.

hayat arkadaşı denilen kişi ile kurduğunuz dünya her şeyden çok daha farklı. ilaçlarımı düşürdüğünü farketmesine sevindim çünkü ilk kez düşürmedim, her cumartesi günü odamı elektrik süpürgesi ile çekerken yatağımın altından çatur çutur sesler geliyordu ve ben allah allah ne yedim ki böyle diye düşünüyordum. kim bilir kaç kere unuttum ilaçlarımı almayı ve düşürdüm onları oradan. geçirdiğim anksiyete krizlerinin sebebi de çıkmış oldu ortaya. psikolojik ilaçlar düzensiz kullanımında insanı delirtir, bir gün bile almasanız sarsılırsınız, bırakmak istediğinizde bile azaltarak bırakmanız gerekir. iyi ki farketti. tamam belki kötü bir his birisinin size ilacınızı verip yuttuğunuzdan ve uyuduğunuzdan emin olması ama ben de benzeri şeyleri ona yapıyorum. benimle evlendiğinden beri her akşam brokoli veya kuşkonmaz yiyor. önceleri nefret ederdi, hatta bebek gibi ağlıyordu. sonra kilo vermeye ve daha sağlıklı görünmeye başlayınca yeşil şeyler yeme fikrine alıştı. hala nefret ediyordur ama alıştırdım bir şekilde.

sanırım tek yaptığımız ölüme doğru koşarak giderken, hepimiz birbirimize zaman kazandırmaya çalışıyoruz.

en son yazdığım konu ile ilgili düşünmem gereken çok şey var. bir çok kişi bu gece uyuduğumda aynı kapıdan aynı ana gidip gidemeyeceğimi zihnimdeki soruların cevabını arayıp arayamayacağımı sormuş. cevap veriyorum, hayır. denesem bile gidemem. böyle bir şey mümkün bile olsa bunu başarabilecek bir ruh halinde değilim şu an. bunun için ya çok mutlu ya da dünkü gibi kırılmış olmam lazım. ikisi arasındaki günler beni oraya asla ulaştırmaz. denediğimden biliyorum. her gün sabırsızlıkla akşamı beklediğimden biliyorum. bir süre sonra akşamları da beklemeyip uyku ilaçları ile gündüz de denediğimden biliyorum.

olmaz…

bir de daha önce yazmıştım, astral seyahat yapabilmeniz için aslında mutlu bir hayatınız olması gerekiyor. yoksa sürekli uyumak ve orada kalmak istersiniz. oradaki hisler dünya üzerinde şeyler. çok güzeller ama tehlikeliler. değil efes, aspendos ben tüm avrupa’yı dolaşmış biriyim, gittiğim gezdiğim hiçbir yer umrumda bile olmadı. biri beğenemedin mi efes’i, aspendos’u yazmış. beğenemedim efendim, beğenemedim. dünya üzerindeki hiçbir taşı toprağı beğenemedim bu yüzden.

bu dünyada sadece gökyüzü ve bazı günbatımlarını seviyorum, sadece onlara baktığımda öteki boyutta yaşadığım duyguları yaşıyorum.

okuyan herkese mutlu geceler ve iyi uykular,

çocuk kalpli

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.