true colors.

bugün büyük bir heyecanla kalkıp el yazısı ödevlerimi yaptım. yaparken çok şeyi düşündüm. geçen sene bu zamanlar, onun doğum gününü kutlayıp kutlamak istediğimi bilmiyordum. ama seattle’dan grand rapids’e dönerken nadya’nın instagram’da paylaştığı bu işi görünce yere inmemizi bile beklemeden uçakta satın aldım ve ona doğum gününde göndermeye karar verdim.

IMG_3592

çünkü en sevdiğim renkte yapmıştı bunu nadya. soluk rengin üzerine saçılan kırmızıları görünce aklımı kaybettim. gördüğüm an satın aldım ama hollanda’da yaşayan nadya o sırada tatildeydi ve döndüğünde bana gönderirse ben de vermont’ta olacaktım. bir şekilde bir arkadaşına rica etti ve elime ulaştı kart. sonra ben çirkin el yazımla onu mahvettim tabi. gönderebileceğim en hızlı posta ile gönderdim ama göndermeden önce olmuş mu, olmamış di mi bakıp okb krizi geçirmek için resmini çektim. (ahh ben ya) sonra o çektiğim resmi de gönderdiğim posta belki zamanında gitmez diye ona gönderdim. bloke edildim tabi ama iyiki öyle yapmışım, gerçekten zamanında gitmedi. hatta hiç gitmedi. direk kayboldu.

genelde bloke olayından sonra üzülürüm ama o gün vazgeçme zamanının geldiğine ilk defa bu kadar emin olmuştum. yıllar önce katolik kilisesindeki papazım, onun resimlerini hem telefonundan hem sosyal medyadan kaldıracaksın demişti ama ben direnebildiğim kadar direnmiştim. olaya günah olarak bakmıyordu benim nasıl biri olduğumu bildiğinden ve kendisi de benim gibi olduğundan dolayı ama uyku ilacı ve alkol sorunumun sorumlusu olarak görüyordu onunla yaşadıklarımı, bir an önce ondan kurtulmamı istiyordu. madde bağımlılığı tedavimden sonra özür dilediğimi ve özrümü kabul etmediğini duyunca hepten attı köprüleri, bir daha onunla ilgili bir şey ile gelirsen karşıma kovarım seni bu kiliseden diye azarladı beni.

geçte olsa doğum gününden sonra tüm resimlerini ve videolarını sildim ama google drive’da bir dosya oluşturup onun içine attım. aslında sonraki 4-5 ay aklıma da gelmedi, biraz da kendi derdime düşmüştüm. kardeşimin düğününde epilepsi krizi geçirmek beni yıktı. nasıl bir enkaz altında kaldığımı anlatamam. aklımdan tamamen çıkmış gibiydi o ara.

eşimle bir ev satın aldık. taşınırken eşyalarımı topluyordum ve onun yaptığı kaşığı buldum. belki de o kaşığı hiç amerika’ya getirmeseydim şu an bunları yazmıyor olacaktım ama kaşığı elime aldığım an o resimleri boşuna sildiğimi anladım.

ve bugün yine onun doğum günü için aynı hazırlığı yaparken birden sildiğim resimlerini geri yüklemeye karar verdim. milyon kere bloke edildim, kovuldum ama uğruna yazı yazmayı yeniden öğrendiğim birine bu resimleri silerek haksızlık yapmışım gibi geldi. özellikle facebook’umu sanal fotoğraf albümüm olarak kullanıyorum, eskiden misafirler geldiğinde açılan albümler vardı ya, facebook benim için o oldu her zaman. ne yaşarsak yaşayalım hayatımın büyük bir parçası olduğundan orada olmaması saçmaydı.

öyle merak uyandıracak bir facebook’um yok bu arada. yıllarca sadece dümdüz resim paylaştım, mesela burada 1 günde yazdığım yazıyı orada 10 yılda resimlerin altında paylaşmışımdır. yazısı olmayan resimler paylaştım hep ve bu biraz da vitrinin önünü süslemek gibiydi. vitrinin önünün güzel görünmesini istedim, çünkü insanların merakını giderirsem asıl saklamak istediklerimi karıştırmayacaklar, içeri girmek istemeyecekler diye düşündüm. yanılmışım tabi, bunu çok sonra anladım. son 1 yıldır kafam rahat. puercorde ile istediğim kadar özgürüm. bir daha kimseyi içeri almayacağım.

neyse resimlerini facebook’a geri yükledim. silerken nasıl bir mutluluk yaşadıysam bugün eşek gibi pişman olarak tek tek hepsini yeniden elimle girdim. resimlerini geri yüklerken dikkat çekmeyeyim diye başka arkadaşımlarım da resimlerini yükledim. hatta tüm hayatı boyunca benimle evlenmek isteyen ilk erkek arkadaşımın resmini yükledim. görünce hemen

“resmimi paylaşmışsın (gülücük) kararını verdin mi boşuyor muyuz eşlerimizi? benim damatlık duruyor” yazmış.

romanya’da yaşayan bir arkadaşımı paylaşmıştım, o da “beni çok özlediysen yarın atlayıp geleyim” diye mesaj göndermiş. 3 tane çocuğu var.

hayat değil curcuna şu yaşadığım yemin ediyorum…

tüm ödevimi bitirdikten sonra büyük bir heyecanla hocamın yanına gittim. bugün b harfine geçeriz diye düşünüyordum ama a’ları yeniden yazdık. olmamış yeniden çalışalım dedi özetle. yıllarca benimle çalışan insanlar okb’mim sebep olduğu mükemelliyetçilik sevdası yüzünden hep içlerinden beddua ediyorlardı. sonunda belamı benden daha mükemmeliyetçi biri ile buldum sanırım.

nasıl olmamış ya?

ben hayatımda hiçbir a’yı bu kadar güzel yazmadım ki…

okuyan herkese mutlu geceler,

çocuk kalpli.

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.