totems of the grizzlemaw.

katolik kilisesinde eğitildiğim öğretilerin birinde emek harcanmadan verilen sevgi, gideceği yere asla ulaşamaz diyordu. sevgi denilen “seni seviyorum” kelimesinden çok daha fazlası olmalıydı, hakkını veremezseniz bu cümleyi kurmanızın hiçbir anlamı yoktu.

dün yorucu birgün geçirmiştim, becca’nın bu sabah kiliseye gelmesini beklediği en son kişiydim bu yüzden. zaten hasta, ertesi gün iş de var. kendini şu kadar tanıyorsa bugün çocuk kalpli’nin kiliseye gelmesi imkansızdı…

ama ben kararımı vermiştim, bu haftasonuna ve devamında, onu sevdiğimi, emek harcayarak ve hakkını vererek gösterecektim. öyle de yaptım. kiliseye gittim ve onun yönettiği ayine sonuna kadar katıldım. ayin çıkışı, herkesi selamladığı kapıda, gözlerimle geldim işte burdayım diye gülerken, birden bana sarıldı.

aslında şoka girdim. çünkü üzerindeki kıyafetlerle bunu asla yapmaması gerekiyordu. ama mutlu da oldum. çünkü vermek istediğim sevgi yerine ulaşmıştı…

tamam çocuk kalpliyim, çoğu şeyde yetişkin gibi davranamıyorum ama 35 yaşında sevmeyi öğrendim en azından diyebiliyorum. belki de yaşımdaki tüm insanlar artık böyle yapıyor. kimse birbirine “seni seviyorum” demiyor. bunu sonuna kadar hissettirmeye çalışıyor. becca da bir süre önce bana böyle yapmıştı aslında. bu dünyada tanıdığım en sahtekar insanlardan birisin, ama çocuk kalbine kendi kalbimden bile daha çok güveniyorum demişti.

sanırım hepimizin bir şansı daha olsaydı, hayatımıza giren herkesi olgunlaşmış algılarımızla yeniden severdik…

aslında hala bademcik iltihabım geçmedi ama kiliseden sonra hava muhteşem olunca kanserli çocuklar için bisikletle 5-10 mil olsa da yapmak istedim. zaten daha fazlasını kaldıramazmışım. bir ara eve dönemeyecek gibi oldum, tüm gücüm bitmiş gibiydi. göl yolunda 4 tane aynı amaçla bisiklet süren kişi yakaladım. sanırım onlara yetişmeye çalışırken tüm gücümü harcadım. çok hızlı gidiyorlardı. yakaladığımda da bizimle gelmeni çok isterdik ama otoyola çıkıcaz, kaskın yok, polis gruplara eşlik ediyor otoyolda, en iyisi sen bir dahakine gel dediler. hakkaten kaskımı unutmuştum. yine günün bridget jones’luğunu yapmıştım yani.

sonra en kısa yoldan eve döndüm. biraz da lego oynayarak günün finalini yaptım. aslında çok yorgundum ama kaptan amerika’nın bana ihtiyacı vardı, beraber kötü legolardan birinin kalesine gidip, thor’u kurtardık. teşekkür etti.

yarın işten sonra da gidip güzel yazı kursuna yazılacağım. umarım 2 ayda ilerleme kaydedebilirim. öyle güzel olsun istiyorum ki yazım, yazdığım kartları okurken bunu benim için yaptı diyebilsin. (tabi ilk gördüğünde başkasına yazdırdığımı sanacak ama birkaç yıl geçtikten sonra öyle olmadığını anlayacak) ben de ona, onu ne kadar sevdiğimi yıllar sonra böyle anlatayım.

bu daha önce hiç yürümediğim bir yol…

okuyan herkes mutlu geceler, ben de gün batmadan yatıcam. yorgunluk ölmüş durumdayım.

sevgiler,

çocuk kalpli.

bonus: birkaç gün önce becca’nın aracına çarpma nedenim olan sarı kırmızı bayraklar (bugün yeniden baktım da gerçekten uğruna başka bir arabaya vurulacak kadar güzel görünüyorlar)

IMG_3131.jpg

ve bu yazımı yazarken dinlediğim soundtrack:

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.