june 30.

kendimi bazen büyüye kapılmış gibi hissediyorum. bir şeyin etkisi altındayım ama ne olduğunu ben de kendime açıklayamıyorum. tek bildiğim yarından itibaren bu ruhlar aleminde gezen halimden vazgeçmem gerektiği. özellikle arkadaşıma ve onunla olan dünyama çok fazla mesai harcıyorum şu an. yarından itibaren biraz şanslıysam arkadaşımı sadece ona göndereceğim karta çalışırken düşünürüm. aklıma gelmeden nefes alamıyorum…

silenced by the night.

aslında çok daha farklı hayal etmiştim haftasonunu, holland şehrine gidip kanserli çocuklar için grupça bisiklete binecektik, mutlaka 2-3 saatte de olsa playstation oynayacaktım, sayfalarca yazılarımı çalışacaktım. hiçbirini yapamadım. ama yerine bir şeyler deniyorum şu an. yürüyüp açılmak için bir saat önce kalkıp alışverişe gittim, 4 temmuz kutlamalarında çocuklara dağıtmak için şeker ve çikolata aldım. sonra…

happy holidays.

bu sabah sevdiklerime daha sıkı sarılmaya karar vererek kalkıyorum. sanki dün gece fırtına kopmuş ama bugün güneş açmış gibi birgün. eşime gidip sarılıyorum, dün onu ağlattıktan sonra tek kelime etmeden odamın kapısını kapattığım için özür diliyorum. arkadaşımın noel’de çektiğimiz resmini buzdolabı magneti yaptırıyorum, derin bir oh çekiyorum, mutlu olması ve güvende olmasının tadını çıkarıyorum. dün…

shattered.

bu yazdığım ana 2015 yılından geliyorum. 2015 nisan ayından. arkadaşımın iyi olduğunu anlar anlamaz bana verdiği rahatlıkla uykumda zaman yolculuğu yapıp yanına gittim. ama bunun detaylarını yarın yazarım çünkü bundan önce yazmam gereken o kadar çok şey var ki… bazen deyim o ya, mutlu olmama şu kadar kalıyor. tam uçuyorum, göğe yükseliyorum, sonra bir bakıyorum yerdeyim…

may the fourth be with you.

bu sabah içimde ne olduğunu bilmediğim büyük bir sıkıntı ile uyandım. böyle sanki kötü bir şey yapmışım ve bana öfkenilmiş gibi. aklımada bana öfkelenecek tek kişi becca geliyor, yani şu an bu potansiyele sadece o sahip ama dün bütün sevimliliği üzerindeydi, öğlen de onu türk restoranına götürücem. aramız da iyi. ona söz verdiğimden beri hiç…

dolores park.

birgün nasıl başlarsa öyle devam ediyor. öğlen işten çıkınca kırdığım bardaklarının yenisini almaya gittim. bardakları satın aldım, hepsini dikkatli bir şekilde arabamın bagajına yerleştirdim ama otoparktan çıkarken dikkat edemeyip aynamı park cihazına vurdum. kırıldı. yani böyle baya bir kırıldı. sonra şekilde görüldüğü gibi bantlamayı denedim. olmadı tabi. eşim, onur’un rüyamda dediği gibi iyi bir adam….

bedding is serious business.

bu sabah tam yazımı girmeye hazırlanıyordum ki, portakal suyum yatağıma döküldü ve oradan yere düşüp kırıldı. her defasında bir daha yatakta yiyip içmeyeceğim diyip nasıl bunu yapıyorum anlamak mümkün değil. eşim koşup yardım etti “allah belanı versin çocuk kalpli” diye. “bela okuma sabah sabah, ne olmuş yani kazayla adam ölüyor” diye güldüm ben de. o…

childheart returns.

eşim haklıymış, gerçekten 9’da yatağa girmem gerekiyor. dün hem bisiklete binip hem gece yarısına kadar grand haven’da zaman geçirince bir de üzerine araba kullanınca bugün yok hükmündeydim. ofiste uzun zamandan beri ilk kez saatleri, dakikaları saydım eve gidip kafamı yastığa koymak için. ama iyi ki gitmişim grand haven’a, rahatladım. eşimle dün gece ilaçlarımı alırken konuşmadık,…

hate tuesdays.

kadınlardan ve salı günlerinden çok çektim… becca özellikle mi bugünü seçiyor bilmiyorum, her hafta bugün mutlaka beni üzecek bir şey söylüyor. son zamanlarda aldığım izinler hakkında tatsız bir konuşma geçirdik. aslında kırıcı değildi ama bu yaz, o da eşim gibi, tek sorun istemediği hakkında ciddi ciddi uyardı beni. eylül ayında başka türlü tüm ay yok…

amerikadan kartpostallar.

şimdi şöyle oluyor, 7 yaşındaki bir çocuk 30 günde tüm harfleri yazmayı öğrenebiliyor. lakin 35 yaşındaysanız 28 yıllık alışkanlıkları kolay kolay terkedemiyorsunuz. hoca bakarken onun istediği gibi yazarken o kafasını çevirdiğinde 2 dakika içinde bir bakmışsınız alıştığınız şekilde yazmaya başlamışsınız. tek bir kaligrafi çeşidi yok, bir sürü var, kendinize uygun olanı seçebilirsiniz. fırça ile başlıyorsunuz,…

june 24.

wordpress istatistiklerime sürekli bakıyorum. kaç kere tıklandığına bakmak kadar, daha önce girdiğim bir yazı tıklanmışsa onu da yeniden okuyorum. böyle olunca benim de bazen hiç soru gelmeden bile yazma ihtiyacım doğuyor. ayrıca neden bilmiyorum ama bu yazıyı uyumadan önce yazmalıymışım, ertesi güne bırakmamalıymışım gibi geldi. hatta bunun için akşam yemeğimi feda ediyorum şu an. umarım…

ela ela leoise.

herkese mutlu akşamlar, neden herkeste her astral seyahat yaptığımda zamanda yolculuk yaptığım gibi bir izlenim uyandırdım ama ben yolculuğun yapıldığı 3. boyuta çıkmadan önce yıllarca 2’de zaman geçirdim. 2’yi de çok severim. zaten uzun bir süre hatta belkide hiç, bir daha zaman yolculuğu yapmak istemiyorum. psikolojik olarak altından kalkamıyorum. 2’de de onun yanına giderim bazen….

june 23.

dün, neyin doğru neyin yanlış olduğu hakkında kocaman kocaman yazılar yazarken, şu an kendimi ikna etmeye çalışıyorum yolculuk yapmamak için. bugün ekrem imamoğlu’nun kazanması beni çok mutlu etti, birgün eve dönmeyi isteyeceğimi bilmek çok güzel bir duygu. umut veriyor artık yarınlar. imamoğlu’nun kazandığını öğrendikten sonra mutfak masamda yazı ödevlerimi yapıp, bahçemdeki sincaplarımı izledim. en büyük…

her şey güzel olacak.

ben de sizler gibi güne büyük bir heyecanla başladım. normalde siyasetle çok aram yok, gerçekten dünyadaki en kirli oyun olduğunu düşünüyorum ama türkiye’de olanları bir süredir dışarıdan izleyen biri olarak çıldırma noktasındayım. normalde bugün eşim ve ailesi ile kiliseye gideriz ama beni bugün unut, ben bugün odamdayım, becca’ya selam söyle dedim. becca yarın mutlaka selamını aldım…

voyage 2.

üzerine düşünüp yazdığım şeyleri tekrar üzerine düşünüp “öyle düşünmüşüm ama yanlışmış” diyebilirim. ben olaya biraz böyle bakıyorum, lütfen siz de böyle bakın demek istiyorum öncelikle. yani çocuk kalpli böyle düşünüyordu ama çocuk olmayan kalpli başka bir şekilde düşünüyormuş, bence ikisinin de dediği saçma en doğru benim doğrum gibi… böyle ilerleyin… bugün birisi odamın renklerinde oda…

voyage.

günaydın. normalde her sabah 6’da kalkıyorum, hatta bazen kepenklerimi kapatmadan uykuya dalarsam gün ışımaya başladığı an ayaktayım. doğa ile içiçe yaşamanın da etkisi var. ama bu sabah bir türlü ayılamıyorum. dün çok hırpaladım kendimi. bir de akşam erken yatmam gerekirken eşimin ailesine yemeğe gittik. eşimin köpeğini çok özlüyoruz. ailesi bize vermiyor o köpeği, evlerine sürekli…

things i do for love.

bugün hayatımın en unutulmayacak, en mutlu tecrübelerinden birini yaşadım. mutfağa indiğimde sincaplarımdan biriyle göz göze geldik. bana bakmaya devam edince ekmek istediğini anladım. ekmeği hazırladığımda mutfak kapısını bile aralamadan yanaştı. açar açmaz da elimden ekmeği aldı. daha önce de istediğim kadar yakınlaşıyordum ama hiç temas etmemiştik birbirimize. bugün ekmeği alırken elime dokundu. aslında daha önce bunu…

longest day.

günaydın. bugün yılın en uzun günü. sonuna kadar hakkını vermeyi düşünüyorum ayıldıktan sonra. dün yatmadan önce saatimle bir sürü program yaptım. bir hafta içinde 100km bisiklet, 100km tempolu yürüyüş ve 1000 metre yüzme hedefi belirledim kendime. özellikle bugün yapacağım aktiviteler çok önemli. dünya ile alakasız kalktım yine. bir an önce hayata dahil olmam lazım. dün…

flare.

cumartesi mülteci çocuklar için futbol turnuvası düzenliyoruz, bugün kalktıktan sonra ofisten bir arkadaşım biz de çalışanlar olarak bir takım kurmaya ve çocuklarla oynamaya karar verdik, aramızda futbolu en iyi bilen sensin, seni forvete yazdık diyince heyecanlandım. tabi hemen eşime yazdım, cuma günü antipsikotik almasam olur mu hem iyiyim ben, gerek yok bence şu an, ben…

june 20.

dün gece çok mutlu bir yaz geçireceğim diye kafamı yastığa koyduktan sonra bugün 15 derece ve yağmurlu bir güne uyandığıma inanamıyorum. hatta gece bir ara öyle soğuktu ki uykumdan gebermeme rağmen bir şekilde uyanmayı başarıp, klimayı kapattım emmet hastalanmasın diye. mavi oğlumuz hastalanmamalı… nereye kadar böyle gidecek bu havalar bilmiyorum, haziran’ın 20’si bugün ve biz…

summertime.

yemek öncesi biraz uyurum diyordum ama zamanımı boşa harcamak istemedim, 1-2 sayfa daha çalıştım. yazdıkça daha iyi oluyor. elim daha rahat hareket etmeye başladı. kendime yeterince güvenebilirsem belki de baskı yerine direk el işi çizim kartı satın alırım nadya’dan. ama kendime gerçekten güvenmem gerek, bir kartı 100 euro’ya satıyor. içime oturur beceremeyip mahvedersem. eşime az…

june 19.

amerika’da yaşamanız her gün kalktığınızda türkiye’de gün içinde yaşanmış bir süprize uyanmanız demek. bu sabah kardeşimle eşinin boşanma kararı almasına uyandım. sakin ve uysal, ortalama iyi bir insan görünüşümün ardında konu sevdikleri olunca tüm tırnaklarını çıkaran bir kediyim, hele ki konu kız kardeşim olunca acımasızım. kız kardeşimle aramızda sadece 2 yaş var, tüm hayatımızı ikiz…

19.

hem twitter kısıtımın kalkıp kalkmadığını anlamak için hem de uyumadan önce bir iki soruya daha cevap vermek için bugünkü sonuncu yazımı yazıyorum… olay sadece 13:31 rakamlarında değil, birçok rakam var. sadece şunu söyleyebilirim, hepsi asal sayılar. (kendinden başka bir sayıya bölünmeyen) biraz kendi içinizde bir yolculuk bu. benim evet bu rakamlar ama ben bunları hayatıma…

13:31

kadınlardan ve salı günlerinden çok çektim… ne kadar pozitif kalksam da maillerimi kontrol ettiğimde 4 temmuz amerika’nın kurtuluş günü geçit töreninden çıkarıldığımı gördüm. geçen sene tüm hazırlıklarda bulunmuş hatta kamyondan şeker fırlatıp çocukları selamlamıştım. aslında hiç elim gitmedi ama becca’ya yazdığımda “bu aralar dinlenmen gerektiğini düşünüyorum, boşver evinde uyu sen!” yazmış yalan mıydı yani şimdi…

cozy.

yine sonunda kıyıya vuran bir dalga gibi uyandım bu sabah… ne güzel uyumuşum. ayımın tüyleri yüzüme yapışıp yastık izi bırakmış. içimdeki fırtınalardan eser kalmamış. tüm rahatsız eden düşünceler gitmiş kafamdan. şu an kafamın içinde sadece ben varım. bir de 1 ay sonra göndermem gereken kartım. kalkar kalkmaz nadya ile konuşup 5 tane kart aldım. ne…

june 17.

neden bilmiyorum ama bugün mutlaka gelip bir şeyler karalamalıymışım gibi hissettim tekrar yatmadan önce. herhalde aklımdakileri unutmadan yazmak istedim. dün olduğum sakinleştirici iğneden sonra bugün doktorumun ofisine gittim hem ona görünmek hem de işim için rapor almak amacıyla. tabi böyle iğnelerden sonra istediği gibi konuşturabiliyor beni. ne saklasam da bulup çıkarır istediği yerden, yılların ve…

astral seyahat – geçmişe zaman yolculuğu – kitap teorisi (4) – sorular

resim için kuzey ışıkları görselleri ararken düşündüm de bloğuma harcadığım vaktin yarısını bile harcasaydım şu an kendi çektiğim resimleri yüklüyordum. bu ışıkların sürekli olarak vurduğu bir yerde yaşıyorum ben. umarım bu yaz biraz da olsa yol katedebilirim bunda da… daha önce astral seyahati ile bir yazı serisi yazmıştım, aynı şekilde astral seyahat zamanda yolculuk konusuna…

2.55

tam korktuğum gibi oldu, becca bugün doğum günümü kutlayabileceği en sert dille kutladı. iyiki doğdun çocuk kalpli demedi, iyiki doğdunu ismimle de kullanmadı, iyiki doğdunu sevmediğim ilk ismimle söyledi. yarın bir de devamı var bu işin, kilisede kürsüsünü bana bıraktıktan sonra bir de ayin çıkışı bir kutlama daha ayarlamıştı. orada da soyadımla kutlar artık. çok kızdı…

always.

“bitti sanırsın, gitti sanırsın ama o hiç beklemediğin anda daha güçlü olarak karşındadır” umarım bugün bunu hatırlarsın becca. çünkü seni gerçekten çok seviyorum. düşündüğümden çok daha kötü kalktım dün antipsikotik alıp yatınca. ayılamıyorum şu an. neşelenmek için bilgisayarın karşısında en komik bulduğum şeyleri izliyorum. hiçbiri komik gelmiyor. galatasarayın gollerini izledim. hiçbiri zevk vermedi. kalbim yine…

#35

bu sabah sadece dm’leri değil, whatsapp, facebook, instagram’larını da açmıyorum doğum günü mesajlarımı cevaplamak için. hatta utanmasam genel bir teşekkür mesajı yazar yollarım hepsine. tabiki 1-2 saat sonra kendime gelince böyle yapmayacağım ama ilk önce bu yazıyı yazmam gerek… dün akşam beyzbol maçımız yağmur yüzünden iptal oldu. plan önce maçı oynayıp sonra bize gelerek doğum…

june 13.

insanlar büyüdükçe yaş günlerini kutlamak istemezler, yaşlılık onlara hüzün verir. bana vermez. yaşlandıkça mutlu olurum ben. 1 yıl daha hayattayımdır. hala buralardayımdır. zaten kesilecek pastaları ve hediye alacağım oyuncakları da çok severim. hiç büyümemenin işime yarayan nadir günlerinden biri bugün. aslında yarın ama benim için daha çok bugün… hep annem beni 13 haziran’da doğurmayı başarabilseydi diye…

howdy.

hayatımın en ilginç günlerinden biriydi. twitter’da paylaştığım gibi sabah müslüman mezarlığında ölen bebeği, öğleden sonra da arkadaşımız david’i toprağa verdik. normalde ben beni çok aşan bir konu olduğu için cenaze işlerine bakmıyorum, hatta cenazelerin olduğu gün kiliseden bile kaçıyorum, ana konum mülteci çocuklar ama böyle yürümüyor genelde, herkesin birbirine yardım ettiği bir konu oluyor çalıştığımız…

astral seyahat – geçmişe zaman yolculuğu- kitap teorisi (3) – kapılar.

bu sabah elim kalbimin üzerinde içimi kaplayan nedensiz bir huzur ile uyandım. aslında böyle uyanmamalıydım. dün kötü bir gün geçirdim. kötülüğümü hiçbir şekilde istemeyen ama bir miktar da olsa altında ezildiğim güçlerle çevriliyim. bunlardan biri olan eşim, bundan sonra ilaçlarını 9.30’da verdiğimde gözümün önünde içeceksin dediğinde, içime basan sıkıntıyı şu an tarif bile edemem. bir…

sheep may safely graze.

kadınlardan ve salı günlerinden çok çektim… salı günlerini hiç sevmiyorum, neden sevmediğimi de bilmiyorum ama hayatım boyunca hiçbir salı günü kendimi iyi hissetmedim. bu sabah eşim de huysuzdu, aslında ben onun niye huysuz olduğunu biliyordum. dün gece 10’da yatağa girmemiştim, ışığım gece 1’e kadar yanmıştı. alakası yoktu ama bunu biraz “ohh eeg’m iyi çıktı, yaşasın…

renewal.

lego’nun tüm oyunlarında bir bölümde 1 milyon altın topladığınızda “true believer” olursunuz ve o sırada stan lee birden ortaya çıkararak “excelsior” diye bağırır. az önce işten dönerken beynimde bu sözcük yankılanıyordu… 35 yaşıma kadar sürekli düşmemeye çalışmayı denemiştim, şimdi düştüğümde daha hızlı nasıl kalkarım daha mantıklı geliyor. şu an bunu deniyorum. işe yarıyor gibi. dün…

hep 5 yaşında. (bloğumun 1. yaşgünü)

1 yıl olmuş buraya bu isimle demir atalı. başlarda eski kullanıcı adıma geri dönerim bu kullanıcı adıyla tutunamam diye düşünüyordum. kimseler yazılarımı okumuyordu. düşündüm de, şu anda bulunduğum noktadan çok mutluyum. beni okuyan herkese teşekkür ederim! tekrar tekrar. hatta saçma sapan dm’ler gönderenlere de teşekkür ederim, dalga bile geçseler yazımı zaman harcayıp okudukları için. umarım…

june 9.

tüm düşünme fonksiyonlarımı yitirmiş gibiyim ama çok iyi geldi nörodol alıp daldığım öyle uykusu. cennette gibiydim uyandığımda. kalkınca da daha sakinleşmiş bir biçimde yazı dersi aldığım hocayla durumumu konuşup kapıldığım paniği anlattım. o da sıkıntı harfte değil, teknikte, tekniği oturtmaya çalışıyoruz dedi. istersen harfi değiştirelim farketmez, şu an tekniği öğreniyorsun, teknik oturduğunda hepsini güzel yazacaksın…

vow.

bazen bilmeden de olsa evrene yardım çağrıları gönderiyorum. aslında bunu yapmak istemiyorum ama bir şekilde beni sevenler bunu algılıyor. hocamın a’ları beğenmemesinin ardından benim de yeniden yazdığım her satırı beğenmemeye başlamamla derin anksiyete nefesleri alırken eşim durumu farketmiş, hadi gel senin sincabı arayalım sokağımızın arka bahçelerinde diye kandırıp dışarı çıkarmıştı beni. gene de iyi olamamıştım….

true colors.

bugün büyük bir heyecanla kalkıp el yazısı ödevlerimi yaptım. yaparken çok şeyi düşündüm. geçen sene bu zamanlar, onun doğum gününü kutlayıp kutlamak istediğimi bilmiyordum. ama seattle’dan grand rapids’e dönerken nadya’nın instagram’da paylaştığı bu işi görünce yere inmemizi bile beklemeden uçakta satın aldım ve ona doğum gününde göndermeye karar verdim. çünkü en sevdiğim renkte yapmıştı bunu…

35.

az önce lego oynarken yaş günüme sadece 1 hafta kaldığını farkettim. 35. yaş günüme bir hafta… yedi veya sekiz yaşımda annemin müzik zevkine tabiyken “atilla atasoy” adında bir adamı dinliyordum. bu adamın 35 yaş ile ilgili bir şarkısı vardı, şarkıyı internette hiç bir kaynaktan bulamadım ama şarkı 35 yaşında hala aklı başına gelmemiş birini anlatıyordu….

there she goes again.

dünkü aldığım sevinçli haber daha iyi bir zamanda gelemezmiş sanırım, bana verdiği motivasyonla bugün yazın yapmayı düşündüğüm tüm hayallerin temelini attım. arkadaşıma yazmayı düşündüğüm kart için ilk yazı dersimi tamamladım, çocuklar için yapmayı planladığım youtube kanalı için gidip ses kayıt cihazını ve ilk seslendirmek istediğim kitabı aldım, aslında yazı dersleri için birkaç şey almaya gitmiştim…

mjöllnir.

bugün kesinlikle o gün! thor’un çekicini kaldırıp gökten şimşekleri toplayıp yere vuracağım! eğer dışarıda rüzgar yoksa gölün etrafında bisiklete binmeye gideceğim. sonra ilk yazı dersimi alıyorum bugün. 31 temmuz’a kadar gece gündüz çalışacağım diyordum ama düşündüm de o posta en az 1 haftada gider, yani o kadar bile zamanım yok, benim bu kartı en geç…

good news!

sabahki yazımı girdikten 10 dakika felan sonra yorumlara bile bakamadan telefonum çaldı. arayan eşimdi, 1 saat içerisinde doktorumun randevu verdiğini ve çıkan eeg sonucumuzu konuşmamız gerektiğini söyledi. hayat sanki sabahki yazdığım gibi gel canım dövüşelim, ağzını burnunu kırayım ben senin diyordu… hayır gelmek istemiyorum, bugün olmaz, becca’nın doğum günü bugün, ofiste kutlayacağız öğle arasında, bırak…

astral seyahat – geçmişe zaman yolculuğu – kitap teorisi. (2)

bu yazının daha önce sizden gelen sorular üzerine şekilleneceği, benim de yeni keşfettiğim ve henüz uzmanlaşmadığım bir alan olduğunu yazmıştım. ben zaten bu konularda her zaman, düşüncelerimin değişebileceğini ve benim böyle yorumladığımı yazıyorum. yine soruları birbirine ekleme yoluyla yazıcam, yani direk soru paylaşmıyorum. üzerine alınmasın kimse. soru: neden geçmişe zaman yolculuğu ihtiyacımız olsun? katolik öğretilerden…

june 5. (progress)

sonunda iyileşiyorum. 1 saat önce uyandığımda boğazım artık acımıyordu. hemen evdeki küçük battaniyelerden birini sırtıma geçirip komşumuz gail’in evine gittim, resmini göstererek benim elemanı gördün mü diye. onların çiftleşme mevsimi, arka ormandalar hepsi gelip gidiyorlar daha bu sabah gördüm diyince hem mutlu oldum hem şaşırdım. bu dünyada tek sevişmeyen varlık ben miyim ya, sincap bile…

june 5.

“13 haziran 1984 günü öğle saatlerinde başlayan ama 14 saatte tamamlamayan doğumum sonunda kalp atışlarım durmuştu ve annemin karnından alınmaya karar verilmiştim. bir şekilde istenildiği gibi gitmemişti. annemi öldürmeyeyim diye ameliyata almışlardı ikimizi. ama o sırada beklenmedik bir şey oldu, annem sancım var dedi. mümkün olamaz çocuk öldü, dediler. hayır, bu çocuk yaşayacak diyip tüm…

june 4.

dün doktor raporu yazarken içimden ohh ne güzel insanlar türkiye’de bayramı kutlarken ben de ruhen onlarla olur günlerce playstation oynar, bisiklete biner, yazı derslerime başlarım diyordum… bugün anladım ki boşuna yazılmamış bana o rapor. gözümü açamıyorum resmen. üşüme hissi de hiç kaybolmuyor, bugün tek yapabildiğim şey yarım saat lego oynamak oldu. oynarken kötü hissedince yukarı…

quinsy.

hiçbir hastalıktan korkmam ama sonu penisilin ile bitecek bademcik iltihabından korkarım. birkaç gündür hem kendimi hem çevremdekileri kandırmaya çalışıyordum bu yüzden, daha iyiye gidiyorum diyordum sürekli. aslında gitmiyordu ve hiç geçmemişti. ateşim de hiç düşmemişti zaten. akşamları tüm battaniyeleri üst üste dizip altında zar zor nefes alacak şekilde yatıyordum. normalde eşim de ben de doğa…

totems of the grizzlemaw.

katolik kilisesinde eğitildiğim öğretilerin birinde emek harcanmadan verilen sevgi, gideceği yere asla ulaşamaz diyordu. sevgi denilen “seni seviyorum” kelimesinden çok daha fazlası olmalıydı, hakkını veremezseniz bu cümleyi kurmanızın hiçbir anlamı yoktu. dün yorucu birgün geçirmiştim, becca’nın bu sabah kiliseye gelmesini beklediği en son kişiydim bu yüzden. zaten hasta, ertesi gün iş de var. kendini şu…

june 1.

lazarus’un gittikten sonra bile sesinin kulağımda çınladığı gecelere bayılıyorum… bu sabah geçen hafta hayal kırıklığına uğrattığım arkadaşımı mutlu etmek için elimden gelenin fazlasını yapmam gerekiyordu. normalinde akşamları bize bazen uğrarlardı, bazen de daha kalabalık da olurduk ama yiyecekleri hep dışarıdan alırdık. bugün ilk defa türk usulü bir şeyler yapmaya karar verdim. ama bunun için evinde…