thirty-first.

on

uyursam kabustan aklımı kaybedeceğimi bildiğim için yatamıyorum. sanırım 30 yıllık arabanın kliması dağıttı beni. içinde nasıl organizmalar varsa şu an ateşler içinde yanıyorum. aslında biraz benim hatam bu araba işi, ne istediğime karar veremedim. türkiye’den ayrılırken sattığımız kırmızı beetle’ımı geri istemiştim. “üstü de açık olsun istersen yazın birkaç gün kullanırsın” dediğinde eşim, o arabanın yeniden benim olamayacağını anladım. zaten belgrad ormanında bile bir kere çok kötü çamura saplanıp 3-4 saat kurtarılmayı beklemiştik. burayı kaldıramaz gerçekten o araç. motor gücü inanılmaz düşük, tam bir süs arabası böyle. burada insanlar yerden yüksek ve ağır arabalar kullanıyor. zaten yaz kış geyiğe vurma ihtimali de var.

klima mahvetti beni ya. ne güzel bir haftasonu olacaktı halbuki. yerle birim an itibarı ile yine. zihnimde sadece bu sözler yankılanıyor şu an…

“Ey her candaki gizli hazinem, her harap gönüldeki inci tanem, her kanatsız kuştaki gizli kanadım,
Ey gönüllerdeki zahirim, suretlerdeki manam,
Ey sevgilim, ey sultanım,
Harap olmuş yüreğim, kırılmış kanatlarım, uçarım enginlere. Gözlerim ama, kulaklarım sağır, yolum sadece aşkadır…”

iyi geceler derdim ama size artık yeni gün doğmuştur,

mutlu sabahlar.

çocuk kalpli.