31.

bugün boş attığım yazılarımda birinde 05/31/31’i görünce dedim bu akşam da bir şeyler karalamadan geçmeyeyim. şu an uykuya dalamayıp okuyan kim varsa herkese sevgiler. uykuya geçmek için masalınız geliyor…

daha önceki yazılarımda dini görüşüme değinmiştim ama bugün kadir geceniz kutlu olsun diyince biraz sitemli mesajlar aldım, kadir gecesi kutlanmıyor diye. valla ben ne bulursam kutlarım. seviyorum böyle şeyleri. günlerin bazılarının diğerlerinden anlamlı olması bana hep heyecan verici ve güzel gelmiştir. tamam kadir gecesi için özel bir hazırlığım yok ama kötü bir şey demek de istemiş olamam değil mi?

bugün kadir gecesi ise birkaç gün sonra şeker bayramı. ben çocukken noel’i sevdiğim kadar şeker bayramlarını da severdim. hayvanlar öldüğü için kurban bayramını sevmezdim ama şeker bayramını çok severdim. en sevdiğim yaşıt kuzenim(volkan) 1-2 saatlik mesafeden trenle bize gelirdi. 3 kardeş 1 kuzen mahalle mahalle gezip şeker, çikolata ve para toplardık. o zamanlar dünya daha temiz bir yerdi sanki. (90’lı yılların başı) topladığımız paralarla oyuncak alıp topladığımız şekerler eşliğinde evde kudururduk. genelde tek kale maç yapardık ve o maçın sonunda mutlaka evdeki bir şey kırılırdı. (kıran kim hiç yazmıyorum bile, bu konuda kendimi yeteri kadar anlattığımı düşünüyorum)

bu bayram alışkınlığımızdan hiç vazgeçmedik. teyzem genç yaşta ölünce volkan’ı anneme emanet etmişti. volkan ondan sonra kuzenimiz değil kardeşimizdi artık.  annem çocuğu gibi davrandı, biz de kardeşimiz gibi bağrımıza bastık. hiç sorun bile olmadı bizim için.

çocukluktan beri her halimiz ayrı komikti ama en efsanesi bir ramazan bayramı bir araya gelip yapmaya çalıştığımız şeydi.

bir akşam birden içmeye karar vermiştik. ramazan bayramı’nın 1. günü. bir sıkıntı çıkacağı kesin de nerden ne çıkacak çok kestiremiyoruz. annemlerin eve geç geleceğini varsayıyoruz, onlar gelene kadar güya alkol alıp sonra etrafı toplarlayacağız. ama öyle heyecanlıyız ki mahalle marketi’ne gidip 2 bira almak yerine carrefour’a gidip elimize ne geçerse sepete koyuyoruz.

“absolut, çileklisi güzeldir bunun, bunu alıyorum. finali viski ile yapalım bence, tamam yapalım. benim canım şarap da çekti, tamam al ne alıyorsan. belki yetmez bence 20 tane de bira alalım”

4 kardeş birbirimizi gaza getirdik. off bu akşam çok kötü içicez, elimizde poşetler arabamı arıyoruz otogarda, arabayı bulduk. elimi cebime bir attım anahtar yok. döndük carrefour’a reyon reyon anahtar nerede düştü diye arıyoruz. 2 saate yakın anahtarı aradık. sonra meğer anahtar delik cebimden montun içine girmiş. neyse moral bozmak yok, annemler hala eve gelmemişlerdir, gidip içelim dedik.

eve bir girdik, annemler evde. elimizdeki poşetler de şakırdıyor. aslında o noktadan sonra elimizdekileri bırakıp kaçmamız lazım ama ben ayağımı içeri attım artık. belli içinde cam içecek olduğu. annem bizi oyacak. gerçekten de o hışımla annem yanımıza geldi. burası müslüman evi, bayramın birinci günü utanmıyor musunuz bekleyemediniz mi 3 gün daha diye. aslında ilk başta o kadar sinirli değildi, bunu söylediğinde henüz kızmamıştı bile. ne zaman ki poşetleri açıp birkaç bira yerine bir sürü değişik kaliteli alkol gördüğünde bizi evden kovdu ve kapıyı kapattı. o sırada küçük kardeşim “içkiler içeride kaldı bari onları da ver diyince” ben arkama bakmadan kaçmaya karar verdim artık, çünkü emindim annemin şişelerden birini kardeşime veya bize fırlatacağına. neyse onun yerine kapıyı açıp bir sürahi suyu üzerimize fırlattı.

gecenin soğuğunda ıslandık ama aklımız başımıza yine gelmedi. en küçük kardeşim “bizim arkadaşın evine gider orada içeriz” diyince gittik gene marketten benzeri şeyleri aldık. hatta bu sefer nasıl olsa kimse karışmayacak diye daha da çok aldık. gittik arkadaşının evine…

arkadaşı bayram dolayısı ile ailesine görmeye gitmiş, giderken de elektirik faturasını ödememiş. kardeşimin tek bulabildiği şey bir anahtar. neyse gene olsun dedik, karanlık soğuk bir evde oturuyoruz, telefonun ışığı ile karanlıkta bardak şişe seçmeye çalışıyoruz. yine de tadını çıkarmaya çalışıyoruz bu anın. biz hep 4 kardeş tüm hayatımız boyunca her zaman çok eğlendik zaten, başladık içmeye. ama istediğimiz gibi gitmedi 15 dakika içinde hepimiz sarhoş olduk. yarım saat sonra hepimiz içtiğimiz şeyler yüzünden kötüleşmeye başlayınca gidip anneme yalvarmaya karar verdik bizi eve alsın da uyuyalım diye. bir şekilde kendimizi eve attık. neyse annem aldı bizi eve, hiç konuşmadan direk yattı herkes.

ama 15 dakikada bir birimiz kalkıp tuvalete kusuyor. bir de nasıl karıştırdıysak kustukça rahatlayamıyoruz. ben 3 kere kustuğumu hatırlıyorum o gece…

tahmin edildiği gibi ertesi gün kalkınca hepimiz mahvolmuştuk. ama şu saatten sonra annem ister kızsın isterse küssün, bize olan olmuştu bir kere. daha ağır bir şey yapamazdı, biz zaten onu kendimize yapmıştık. sonraki 4 gün kafamızı yastıktan bile kaldıramayacaktık.

annem kahvaltı yaparken birden merak ettiğim bir şey var, dedi. “dün akşam kim fasülye yedi” diye sordu. düşündüm de fasülyeyi ben yemiştim ama devamını nereye bağlayacağını kestiremediğimden suskun kalmayı tercih ettim. kız kardeşim ne olmuş ki fasülye yiyene dedi (fasülyeyi benim yediğimi biliyorlar)

tuvaletin içi yerine yanına kusmuş sabah 6’da kalkıp onu temizledim, allah cezasını versin dedi. tabi bunlar bastı kahkahayı bana bakarak. annem de sormam hataydı tabiki sensin diye ekledi…

birkaç gün sonra bayramda volkan gene kardeşlerimle birlikte olacak ve bugünü hatırlayıp gülecekler kesin. öyle işte, ramazan bayramlarını da kardeşlerimle geçirdiğim tüm zamanı da çok severim. whatsapp aile grubumuzda eşlerimiz ve bizim dışımızda bir tek volkan var. onu hiç bırakmadık, o da bizi bırakmadı.

çocukken de hep yanımızdaydı, şimdi de yanımızda. hatta geçen sene istanbul’da yaşarken ben yurtdışına çıktığımda eşimle playstation oynamak için bize gelirdi, eşim yalnız kalmasın diye. gerçi evi kümese döndürürlerdi 2 erkek ama volkan benimle nasıl eğleniyorsa eşim ile de öyle eğleniyordu. eşim bunu çok sevmişti.

seni çok seviyorum volkan, kardeşim benim.

ben de bayramda kendime çikolata şeker alıp lego oynarım muhtemelen. bugün 31st yazımı 31 kişiyi beğenince, 31’lerin aşkına diye haykırırken buldum kendimi. bunu ölümsüzleştirmek için bugün düşündüm de diğerlerini nasıl bırakmadıysam, o istemediği halde onu da bırakmamanın ondan elimi çekmemenin bir yolunu bulmalıydım ve mesaj göndermek için sosyal medya hesabı açmaktan daha iyi bir yolu olmalıydı bu işin. birden geçen yıl ona gönderip postada kaybolan kart aklıma geldi. o kart iyiki gitmemişti. el yapımı bu kartın üzerinde benim kötü el yazım vardı. zaten yollarken mahvettim kartı diye hayıflanmıştım.

ben de asla bilemeyeceği bir şey yapmaya karar verdim. bugüne kadar birbirimize çok hediye aldık, onun hala bana aldığı oyuncaklar evimdeki sandığımda duruyor hatta. düşündüğümde ona aldığım hediyeler için para dışında hiçbir emek harcamadığımı farkettim. paranın satın alabileceği bir şeyden daha fazla olmalıydı sanki benimkisi…

kartlar bizim ilk alışkanlığımızdı. ilk tanıştığımız yıllarda birbirimize noelde kartlar gönderirdik, o her yıl gönderdiklerinin üzerine “birlikte bir yıl daha” yazardı.

ben de ölene kadar ona “sensiz bir yıl daha” yazıp kartla göndereceğim doğum gününde. ama bu yazıyı yazabilmek için güzel el yazısı kursuna gidip sanki bir çocuk gibi yazmayı yeniden öğreneceğim.

her zaman her şeye değdiği gibi, buna da değer…

iyi uykular,

çocuk kalpli.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.