başka bir şey.

yazılarımda bridget jones hissiyatı verebiliyorsam ne mutlu bana. en sevdiğim film serisinden biridir, çok az film izlerim ama izlediklerimi defalarca kere izlerim. kendimle çok özleştirdiğim bir karakterdir. bridget jones’u da en az 30 kere izlemişimdir.

dün kötü bir gündü ama bugün güzel geçti. eşim sabah gelip özür diledi, ben de diledim. dün akşam küs yatmıştık, sinirlerim çok bozulmuştu. öyle rahatladım ki sabah. (bu arada böyle zamanlarda okb’m azıyor benim, bloğumda kullanacağım resimler yan yana, alt alta nasıl duracak diye kendimi yemeye başlıyorum, bazen twitter sekmesini açık unuttuğumdan twitter’ımda boş yazı paylaşmış oluyorum, aslında resimlere bakıyorum, çok hızlı siliyorum ama o arada kafaları karıştırıyorum, delirdiğim düşünülüyor sanırım hehe)

aslında akşam barışırız ilaçlarımı getirdiğinde diye düşünmüştüm ama eve geldiğinde beni lego oynarken buldu. genelde mutlu zamanlarımda oynadığımı biliyor ama bazen sinirimi çıkarmak için de oynuyorum. o an gıcık oldu bana. sonra da ilaçları vermeye geldiğinde beni internette okuduğum bir şeye gülerken buldu. öyle istemeyeceğim bir ana denk geldi ki yüzüme baktığında çelik’in eskilerden “kim daha çok seviyor” şarkısı zihnimde çalmaya başladı o an. (her zaman keyiftesin, neşedesin, zevktesin)

bu yüzden belkide sabaha kadar uyuyamadı. benim böyle bir durumum yok tabi geceleri lunesta ile yattığımdan, bir kere bile uyanmıyorum, uykum da ağır. perişan halde yanıma  gelip “özür dilerim, ben de seninle birlikte bisiklete binmeye karar verdim, beraber tamamlayalım madem söz verdiğin milleri” dedi. ben de özür diledim ama bir şartı olduğunu söyledi. (ulan bazı şeylere sevincim 10 saniye sürmüyor bazen) neymiş o dedim. sen de benimle kosta rika’daki yazlığımıza geleceksin dedi. böyle bir anda reddetme şansım olmadığını biliyordu, çok iyi plan yapmıştı. bari kışın kardan bunalınca gidelim dedim.

tropikal, böyle her çeşit hayvanın bulunduğu ülkelerden nefret ediyorum ben ya. ama eşi olarak o yazlığa eninde sonunda gidecektim. zaman kazanmaya çalışıyordum, çok pis sıkıştırdı. ince yerimden yakaladı böyle. adi adam.

kadın olan benim ama eşim benden çok daha ince bir insan. her zaman sevgisini ve sabrını sonuna kadar hissettiriyor. uyandırmaya bile kıyamıyorum diyor her zaman, hatta bazen beni uyurken kucağında bebek gibi odama taşıyor. enine boyuna biri eşim. kalıplı ve kocaman. gerçi son zamanlarda kilo verdi ama hala sevdiğim kilolarda. daha önce kilolu insanlardan hoşlandığımı yazmıştım. eşimin bazen bana bir hediye olduğunu düşünüyorum. yıllar önce ölen erkek arkadaşıma o kadar benziyor ki, hem şekil hem duygusal anlamda. onur da böyle biriydi. tanrı sanki eşimi bana bu konuda iyileşmem için gönderdi diye düşünüyorum bazen.

kucakta taşınmanın çok romantik geldiğini biliyorum ama şunu da söylemek isterim ki bu yaşadığımız tek romantizm. bir de eşiniz veya sevgiliniz kocaman değilse bunu hiç hayal etmeyin. ölçülerini tanımlamak için örnek vereyim, kendini doyurmak için her akşam et ve sebze ile servis edilmiş 2 tabak pilav yiyor. akşam yemeği bulamasa beni yer diye korkuyorum bazen. istanbul’da yaşarken bir keresinde bisikletten düşüp kafamı ve yüzümün büyük bir bölümünü yere vurmuştum. annem görünce yoksa eşinden mi dayak yedin diye evhamlandı. anne sence bu adam bana vursa ben hayatta kalabilir miyim allah aşkına dedim. vursa ya öldüm ya bitkisel hayattayım.

kibar ayı derler ya. öyle biri benim eşim.

bridget jones harika bir günlük yazarı olduğu kadar çok sakar biridir. ama o bile benim elime su dökemez sanırım. bugün kilisenin bahçesindeki bayrakları değiştirdik, yılın bu döneminde sarı kırmızı oluyor. öyle güzel oldu ki galatasaray tribünü gibiydi böyle. renk aşkı benimkisi, özellikle kırmızıyı gördüğümde öyle mutlu oluyorum ki. (odam soğuk renkler olmasına rağmen içinde bir kaç tane kırmızı nesnem var) neyse taktık bunları herkes arabasına bindi eve gidiyor ben de yavaş yavaş park alanından çıkıyor aynı zamanda bu bayrakların ne kadar güzel göründüklerine bakıyorum. çattt. becca’nın arabasına çarptım. ama becca’nın aracından öyle bir inişi bana öyle bir bakışı var ki.

“nerden başıma gönderdiler seni allah senin cezasını versin” dedi içinden eminim yani. gerçi onun arabasına bir şey olmadı benim kaportam düştü ama komikti. aynı zamanda arabasız kaldım. bir süre önce eşimin üniversiteki golf’üni kullanıyordum ama bozulmuştu, tamir masrafları çok çıkınca yeni bir şey alana kadar benim lisedeki arabamı kullan dedi. burada araba fiyatları türkiye’ye göre çok ucuz, genelde hiçbir şeyi tamir ettirmeye değmiyor. ama şu an kullandığım araba o kadar komik ve eski ki eğer rebecca’nın aracı hasar alsaydı bitmiştim. kapsamlı sigorta yaptıramadık bu arabaya gerek görmeyip.

işten beyzbol kafesine gittim yeni vuruşumu denemek için. ama bugün hava yağmurluydu ben de yanlış spor ayakkabısını giymiştim. topa vurucam diye ayağım bir kaydı, canım yanmadı ama kıyafetlerim hep çamur oldu.

neyse ucuz atlattım eve geldim, birkaç gün sonra bisikletle millerimi yapacağımdan dün arabanın arkasına bisiklet taşıma askısını bağlamıştım. sabah çıkaracaktım ama aşırı üşendim öyle işe gittim. eve geldiğimde onu tamamen unutmuşum. bir miktarı dışarıda kalmış, içeri girdikten sonra garajın kapısını uzaktan kumanda ile kapattım. garajın kapısı büyük bir gürültü ile askıya çarptı ve zarar gördü.

of ya hahaha. kim koydu bu garaj kapısını buraya yani.

öyle garip bir gündü. beyzbol maçı da yağmur dolayısı ile ertelendi ama iyiki öyle oldu. çok yoruldum bugün. çok erken yatıcam.

umarım sevdiğiniz tarzda bridget jones tadı bırakan bir yazı olmuştur. komik bulunmama sevindim. bir de birisi “senden sevgilimi sevmeyi öğreniyorum” yazmış. bilemiyorum bu ne kadar iyi bir fikir. sevmek çok güzel bir şey ama benim sevgim bu hayatta çok karşılık bulan bir şey değil. farklı biri olmak en çok bunda acıtıyor.

“aşk değil, sevgi değil, başka bir şey bu” dediğim bir şey yaşıyorum. aşkın nur yengi’nin bu şarkısının benim hislerimi anlattığını düşünürüm ben.

öyle işte, hiç bir şey koyamıyorum yerine…

iyi uykular,

çocuk kalpli.

bonus: garajdaki kaportasız beyaz şey.

IMG_3025.jpg

2 Comments Add yours

  1. Riçırt says:

    :))) komik bir kadınsın yazılarının hastasıyım!!! sevgin aşkın bencede çok güzel, hep böyle güzel kal. ve lütfen ölme!! bu dünyada güzel çok az şey var!!

    Liked by 1 person

  2. puercorde says:

    Çok teşekkür ederim! Yazmayı çok seviyorum. Bana çok iyi geliyor. 35’e kadar dayandım ama 40 çok büyük bir eşik bizim için, bizim gibi insanlar o yaşlarda bu dünyadan ayrılıyorlar genelde. O yüzden mümkün olduğunca mutlu olmaya çalışıyorum. Tutunmaya çalışıyorum. Umarım 35 yolun yarısı olmasa da tamamına yakını da değildir, çünkü yaşamak istiyorum!

    sevgiler!

    çocuk kalpli.

    Like

Leave a Reply to puercorde Cancel reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.