memorial day.

kesinlikle geri kalan hayatımda tek bir yalan daha söylemeyeceğim…

inanması zor ama becca bu ceza ile hakkımdan geldi. 3 gündür gündüz ofiste akşam mutfakta çalışarak öyle yoruluyorum ki olduğum yerde düşüp bayılasım, kendimi olduğum yere bırakasım geliyor. oh en azından yarın son. sonra memorial day tatili giriyor. salıya kadar iş yok. pazar günü kiliseye bile gitmeyeceğim. hatta evden de çıkmayacağım. eşim arkadaşları ile kamp yapıp balık tutmaya gidecekmiş, sana hiç sormuyorum bile dedi ben de sorma, hatta gittiğin yerden arama bile beni dedim.

şu an sen çık, sen de çık, hepiniz çıkın modumdayım…

aslında cuma günü becca’yı düşünerek nörodol almaktan vazgeçmiştim ama doktora mesaj attığımda kesinlikle dediğini yapmamı istediğini yazdı. beni son gördüğünde çok fazla heyecanlı ve hareketli bulmuştu hatta ısrar edince ben, sonrası için konuşuruz ama lamictal’i 150’den 200’e çıkarırken sarsılabilirsin en iyisi bu, bana güven, o gün istediğin kadar kola iç ama ilacı mutlaka kullan dedi.

istediğim kadar kola? becca? kola mı becca mı?

gidip hemen bir koli kola aldım. şaka anlamında yazıyorum, becca ona olan sevgimi kola içmemle ölçmeyecek kadar akıllı biri. sınırlarını olabildiğince zorluyor iyiliğim için ama ona ilaçtan bahsedince, bir şey demedi. haftasonu acil bir şey yoksa beni arama uyuyor olurum dedim, gelip mutlaka kontrol edeceğim dedi. ay gelme o ilacı kullandığımda lazarus’un ağzındaki sıvılardan bırakıyorum yastığıma, uyuşmuş ve hareketsiz yatıyorum, beni bu halde görmeni istemiyorum dedim. çok daha kötülerini görmeye alışkınım dedi. evsiz sağlıksız insanları kastediyor sandım, onları ben de görüyorum sayende her akşam dedim. onların ölü olan hallerini düşün bence bir de dedi.

o an dağıldım. becca hergün alakasız bir vakitte hastaneye gidiyordu. eşinin kardeşini görmeye gittiğini düşünüyordum. sonra onun bir pastör(kadın papaz) olduğunu hatırladım. hastanede ölenlere son duasını okumak için gidiyordu ve bu ölülerin azımsanmayacak kısmı öldüklerinde vücut doğallığını ve bütünlüğünü koruyamamış insanlardı. bunu kardeşimden biliyordum, acil serviste çalışmayı bu yüzden bırakmıştı. katolik kilisesi onu acımasızca eleştirse de becca aslında düşünülenden çok daha fazlasıydı, tüm gün insanlara yardım ettikten, ölülere dua edip cennete yolculadıktan sonra eve gelip çocuğunu seviyordu. bunlar uç noktalarda farklı duygulardı. bunu taşıyabiliyordu. o tam bir tanrıçaydı.

ve ben onun yerine kolayı seçmiştim…

çünkü bu ilacı portakal suyuna da damlatabilirdim. ama bu ilacı almak için moral gerekiyordu ve portakal suyu bunu bana yapamazdı. abarttığım sanılıyor ama nörodol gerçekten ilaç değil bildiğin işkence. aldıktan 5 dakika sonra sol kolun uyuşuyor ve hareket ettirememeye başlıyorsun, bu evrede kendini yatağa attın attın, atmazsan 5 dakika içinde aynısı diğer koluna ve ayaklarına oluyor. artık birinin seni yatağa taşıması lazım. 15 dakika sonra göz kapaklarını da açıp kapatamıyorsun ama hala uykuya geçirmiyor seni, o halde yine birkaç dakika uykuya geçmeyi bekliyorsun. çok uzun geliyor o dakikalar. kalktığındaki kafaya çekiç yeme hissi ve hafıza kaybı, duygu sıfırlanmasını hiç yazmıyorum bile. her antipsikotik kötüdür zaten. bu aralarında en yan etkisiz olanı bir de. umarım her hafta kullanmak zorunda kalmam.

yarın bu saatlerde bu ilacı alıp cuma günü öğlene kadar uyuyacağım. sonra kalkıp pijamalarımla recliner’ıma kurulup galatasaray maçını ve şampiyonluk kutlamalarını izleyeceğim hatta sonra spor tartışmalarını da izleyeceğim. sonra beynimin içi de lego olana kadar video oyunu oynayacağım, sonra tekrar uyuyacağım. uyandığımda da ne zamandır hayalini kurduğum ses kayıt cihazını ve seslendirmek istediğim ilk çocuk kitabını almaya gideceğim. henüz youtube kanalım için bir konsept oluşturamadım ama nasıl bir şey istediğime karar vermem uzun süreceğinden (konsept benim için her şeydir) okuma ve seslendirme çalışmalarına başlamak istiyorum. hem türkçe hem ingilizce seslendireceğim. ingilizce’yi de becca’nın çocuklarını hayatıma aldıktan sonra heves ettim. bir seslendirme için kitabı en az 100 kere okuyup sesi kaydetmek gerekiyormuş. büyük bir iş, sevmeyenin yapabileceği türden kesinlikle değil. şu hayatta 0-7 yaş arası çocuklar için bir şey yapmak istiyorum, sanırım bu o olacak. hiç bir kar amacı gütmeden interneti olan herkesin ulaşabileceği bir masal seslendirmesi kanalı kuracağım, bununla gerçekten uğraşacağım. gerçi youtube belirli bir tık aldğınızda size ödeme yapıyor ama o kadar tık alacağımı sanmıyorum.

en son da salı günü işe dönmeden çimleri keseceğim. eşimin elinden almam gerekiyor bu işi. okb eğer mutluysanız hayatınıza zevk katan bir hastalıktır ama mutsuzsanız mahvolursunuz. birkaç gün önce eşim çimleri kestiğinde az kalsın aklımı yitirecektim. almış çim makinesini birbiri ile alakasız daireler çizerek, elektirik süpürgesi kullanırmış gibi kesmiş çimleri. öyle görünüyor ki bahçe, o an çimleri elimle yolmak istedim. ama tabi eşimi kırmadım, teşekkür ettim, çok mutlu görünüyordu çünkü. sonrasında birkaç gün bahçeye bakmamaya çalışıp içimden bir an uzasınlar diye dua ettim.

çim dediğin, uzun dikdörtgenler şeklinde kesilir. eğer estetik bir görüntü kazandırmak isterseniz de bir çizgiyi derin öteki çizgiyi normal kesersiniz. çim makinelerinin hepsinde normal veya daha derin kesme ayarı vardır. bunun yanında çizgiler yamuk yumuk olmamalıdır. yamuk olduklarında kesilmeden önceki hallerimden bile kötü gibi görünürler. çizgiler önemlidir.

yani bilmiyor sanki benim okb’nin allahı olduğumu. neyse 1-2 hafta önce gübrelemiştim, çıktılar çok çabuk, sıfırdan bu sefer ben keseceğim. hatta sanırım bundan sonra akıl sağlığım için hep ben keseceğim.  benim çamaşır yıkamama laf ediyor ama kendi kestiği çimler de ortada yani. çorba karıştırır gibi karıştırmış bahçeyi.

hahaha. off ya.

istemiyorum aslında ama bir yandan seviniyorum yarın dalacağım uykuya. şu ara zihnimde çok şey var, bu zaman yolculukları daha da karıştırdı bir şeyleri. şu ana kadar hep mutsuz anlara gitmem mi yoksa hep en sevdiğim dediğimin yanına mı gitmem mi etkiledi bilmiyorum ama çok dağıldım. geçen gün aldığım nörodol bile toplamaya yetmedi. neyseki ikincisi ölüm vuruşu gibi olacaktır. gerçekten bir süre hiçbir şey düşünmemeye ve rüya görmemeye ihtiyacım var. bu yüzden iyi olacak. zaten bu rüyaların sonu ona yazmakla da bitiyor çoğu zaman, bunu da sevmiyorum, ikide bir canını sıktığıma da eminim. hiçbir şeyin onun canını sıkmasını istemiyorum, buna en çok kendim dahilim.

daha önce de üzülürdüm ama şu aralar anlayamadığım bir şey nefes aldırmıyor, büyülenmiş gibiyim sanki böyle kaçamıyorum. nereye baksam aklımda. düşüncesi bir an kafamdan gitmiyor. bugün becca’ya bakarken sanki bir an ona bakıyordum, kendi kendime yok artık dedim. hafif benziyor mu sanki ya?

ay ben kafayı yiyorum. keşke imkanım olsa da nörodol’u şu an alsam.

okuyan herkese mutlu geceler. (mutlu sahurlar)

sevgilerle.

çocuk kalpli.

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.