back to april 2017.

bir yazı gelse de okuyup uyusam diyen herkese mutlu geceler ve merhaba! aslında son geriye gidişimden sonra uzun bir süre bu şeylere uzak kalmak istiyordum ama bu aralar çok mutluyum ve mutluluk ve huzur da ekstra yardım ediyor bu olaya sanırım…

2017 nisan ayı’nın ilk günleri. o güne ait elimde net veriler olmadığı için gün konusunda emin değilim. o günlerde sosyal medyada herhangi bir şey paylaşmamışım ve maillerimde de hatırlamaya yardım edecek hiçbir veri yok. ama nisan’ın ilk günleri olduğunu biliyorum çünkü bu olaydan kısa bir süre sonra işi bıraktım.

rüyamda 2 yıl öncesine gitmiştim. kendimi bir binanın üstünde buluyorum ve binanın üzerinde atlamak üzere olan kendime bakıyorum. yani öyle bir şey ki bu yolculuklar, oraya gittiğinizde olaydan hiç etkilenmemem nasılsa geçmişte kaldı-ben bunları aştım demeniz hiçbir işe yaramıyor. o anın hüznünü iliklerinize kadar hissediyorsunuz. geçmişte kalan kendime gidip sarılmak istiyorum ama yapamıyorum. çok korkutucu. kendinden korkar mı bir insan, ben korkuyorum. arkadan seslenmeye karar veriyorum, yani atlamayacağımı biliyorum aslında, birazdan birisi kapıyı açıp orada ne yapıyorsun diyecek ama gene de o anın içine giriyorum, kendim için endişelenmekten kendimi alamıyorum. sonra içimden “yarın ayağına öyle bir cam girecek ve öyle bir operasyon geçireceksin ki keşke buradan atlasaydım diyeceksin” diyorum. komiğime de gidiyor. sonra bunu mu söylesem diyorum. düşünüyorum da, back to the future zaman çizgisi gerçek olsaydı ve geçmişe gidip bir şeyleri değiştirme şansımız olsaydı bile, kendimi gidip uyarabilseydim bu cam hakkında, gene de işe yaramazdı. ben öyle biriyim. uyarılmayı bırak yüz tane tabela da asılsa önüme benim bir dalgınlık anıma gelir ve ben o cama basarım. benim kendimden hiç ümidim yok bu konuda.

o gün ne olduğuna gelince… (çocukkalpli – her türlü sahtekarlık, alavere dalavere, yalan, hile hurda hizmetleri gururla sunar)

sevdiğimiz şeyler hep gülsün isteriz, hatta bunu kendimiz için bile bu kadar istemeyiz. yani en azından ben öyleyim. o günlerde bu hayatta en sevdiğim dediğim kişinin yeni bir ilgi alanını keşfetmiştim. seramik yapmaya başlamıştı ve ben bunu görünce çok heyecanlanmıştım. sanat benim asla başarılı olamadığım büyülü bir alan oldu hep. onun başarısız olacağını düşündüğümden değil, o her yaptığı işte başarılı olmuş biriydi. sadece yeni başladığı için ufak da olsa moral vermek, mutlu etmekti tüm amacım. onu her şeyden daha çok seviyordum ama bu tür girişimlerde bulunan herkese gizliden de olsa yardım ederdim zaten. bunu yıllarca hem kalben hem de profesyonelce işim olarak yaptım. birine iyilik yaptığımda hiç karşılığını beklemedim ama nolur senin için bir şey yapmama izin ver dediklerinde, onların üzerinden de başka kişilere yardım ettim hep.

yakın zamanda alican diye bir çocuğa bir yardımım dokunmuştu. bu işte onu elim olarak kullanıp kullanamayacağımı sordum. kabul etti tabi hatta çok da mutlu oldu bana iyilik borcunu ödeyeceği için. tüm planı hazırladık, satın alma için mesaj da gitti lakin düşündüm de alican’ın parasını bu iş için kullanamazdım aslında hatırlayamıyorum çok büyük bir meblağ değildi ama yine de ona bu parayı gönderen ben olmalıydım. doğru gelmedi doğru dürüst tanımadığım birinin parasını, banka hesabını kullanarak ona para yollamak. adam ya teröristse yani, ya da illegal işler yapıyorsa. değilse bile memlekette herkes birbirini terörist ilan ediyor o ara. tam bir kaosun içindeyiz. tamam iyi çok hoş çocuk da, herkes ilk başta öyle görünüyor…

hesap detaylarını alır almaz bir yolunu bulup o parayı kendim yollamaya karar verdim. bunun için internette ufak bir araştırma yaptım, bir yolunu bulmuştum. alican’ın bilgilerini kullanarak parayı ben yolladım ama kendi telefonumu bilgi olarak girdim. yani kötü bir şey olursa bu işlemi yapanın ben olduğum anlaşılabilecekti. bunun dışında da alican’dan gitmiş gibi görünecekti.

bir qnb finansbank şubesi bulup kendim yolladım. süper oldu, çok iyi oldu. her şeyi hallettik, dünya mutlu ben mutlu, iş yerime geri döndüm. güneşli’de 13 katlı bir plaza da çalışıyorum ama plaza bulunduğu yer itibarı ile daha da yüksekte kalıyor. neyse ofise girdim, emin olmak için ilk kendi hesabıma da para yollamıştım. o gerçekleşince ikinciyi ona gönderdim. lakin kendime gelen paranın dekontu incelerken birden tüm kuşlar havalanıp, gökyüzü birden karardı. öyle kötü hissettim ki o an, tek duymak istediğim cennetteki gül kokularıydı artık.

dekontun orta yerinde kocaman telefon numaram vardı. isim farklı olsa da dekontta benim telefon numaram çıkmıştı.

kalbimden başka hiçbir şeyin sesini duyamıyorum. ofiste başka 5-6 kişiyle daha beraber çalışıyorum ama onların sesi gelmiyor artık, sadece kendimi duyuyorum. nefes alışlarım hızlandı.

bu telefon numarasını yıllar önce bir masa tenisi şampiyonluğumuzda vermişlerdi. özel numaralar hediye ediyorlardı ve ben bu numarayı o özel numaralar içinden kendim seçmiştim. bu numaranın bana ait olduğu daha ben alo demeden anlaşılıyordu. tam bana ve okb problemlerime yakışır şekilde birkaç rakamı tekrar eden bir düzenden oluşuyordu. insanlar onları çaldırdığımda, ruh hastası manyak şu numaraya bak diye dalga geçerlerdi bazen.

yani o numarayı gördüğü an benim olduğumu anlayacaktı. gözden kaçabilecek bir numara değildi o. bundan kaçış yoktu.

bundan sonra instagram’dan alican’ın hesabını açıp ondan duyacağım kötü sözleri beklemeye başladım. gelmediği her an korkum daha da arttı. olacaklardan korkuyordum. yaşayacağım rezaletin yanında zaten çok kötü şekilde kırdığım bir insanı daha da kıracağım korkusu ruhumun tüm köşelerini sarmaya başlayınca, birden kararımı verdim. ara ara zaten intihar etmeyi hep düşünürdüm, hatta bu işe başladığımda binanın yüksekliğini görünce umarım kendimi buradan atmam da demiştim.

hiç beklemediğim bir an o gün gelmişti benim için…

binanın en üst katına çıktım ve aşağıya bakıp ağlamaya başladım. ağladığım tek şey annemdi, çok üzülecekti. kendime hiç acımıyordum, hayattaki başka şeyler de umrumda değildi o an.

sonra terasın kapısı açıldı. genel müdür yardımcımız erdal bey, birden koşar adımlar atıp adımla seslendi. çok iyi bir adamdı. şirkette sadece onu ve kızını seviyordum. o an başkası gelse kendimi kesin atardım ama onu görünce kalbime umut doldu. sen sigara içmezsin buraya hiç çıkmazsın ne yapıyorsun burada, kameralardan görünce seni hemen koştum geldim dedi. oturduk konuştuk. bence yaptığın çok sevimli dedi. o gün bana izin verdi, ağladıktan sonra ofise dönmemi istemedi. sonra ben de eve gidip biraz uyuyup ertesi gün eşimin bir şey kırıp temizleyemediği camlardan birine basıp yaralandım ve operasyona alındım.

keşke atlasaymışım hakkaten, canımı aldılar acilde o camı çıkarmak için. sonra 1 hafta da büyük ağrılarla evde yattım. sonunda cezamı bulsam da o gün bir şekilde o gün o numarayı görmedi. dekonta bakmadı. hayatımda bir kere ucuz yırttım, o da bugündü. alican’a bundan sonra sen beni tanımıyorsun ben de seni diyip satın aldığım seramikleri almaya bile gitmedim korkumdan. bir şekilde atlattım ama akıllanmadım yine 2-3 ay sonra benzer bir şekilde gene seramik aldım.

(çocukkalpli – her türlü sahtekarlık, alavere dalavere, yalan, hile hurda hizmetleri gururla sundu)

rüyada geçmişe gittiğim ana geri dönüyorum…

kendime sarılmadım ama yine de cama basacağımı ve kendine dikkat etmesi gerektiğini gülerek söyledim. işe yaramayacaktı ama söylesem daha iyi hissedecekmişim gibi geldi. 2017’deki çocukkalpli de bana;

“bir adam var sana karşı çok öfkeli, attığın tüm adımları izliyor, onu hiç önemsemiyorsun ama o seni çok önemsiyor, sana kötülüğü olacak” diyor.

ne nasıl? kim o? dediğim an, uyanıyorum. yani var ya, en önemli yerinde kesiliyor rüya ikide bir. kendimi “2009’un güngören’de avrupa’nın orta yerinde yayın kesiliyor ya” diyen recep ivedik gibi hissediyorum. (şu an hiç haz etmiyorum şahan gökbakar’dan ama o yıllardaki ilk işlerini severdim)

bir öfkeli adamım eksikti, her şeyim tamdı yani bir bu eksikti. kim yahu bu, benim tüm eski erkek arkadaşlarım evlendi, dahası ben de evlendim. işim desem istifa ettim defoldum gittim o ülkeden. kimsenin benimle bir derdi yok. offf düşünemeyecek kadar karıştı zihnim. umarım bir süre yolculuk yapmam çünkü psikolojik olarak çok etkileniyorum. dağılmış oluyorum uyandığımda. bir de nasıl oluyor bilmiyorum, enerji bedeninin gezdiğini, bu işleri yaptığını düşünsem de uyuyan bedenimdeki duyularım da bir şekilde çalışıyor. uyandığım an, gittiğim zamandaki koku bile üzerimde kalıyor. böyle devam ederse altından psikolojik olarak kalkmam çok zor. yardım da alamam. psikiyatristime rüyamda geçmişe gidiyorum desem daha cümlemi bitiremeden güvenliği çağırır ve beni en yakındaki akıl hastanesine yollar. bazı insanlar rüya bile görmüyor, anlatmak anlaşılmak imkansız konu rüyalar olunca.

nolur yakın bir zamanda tekrar olmasın…

işte ben öyle. diyorum ya ben başıma gelenleri hep bir miktar da olsa haketmişimdir diye. bazen youtube anasayfama öneri olarak türk dizilerinin bölümleri düşüyor. ama “beni affet” diye bir dizi var, 3-4 yıldır dikkatimi çekiyor geçen gün 1100 küsürüncü bölümünü o sayfada görünce “lan ne yaptın bu kadar da affedilmedin hala bölüm çekiliyor buna” diye haykırmıştım.

içeriği ne bilmiyorum o dizinin ama kahramanı kesin benim gibi biri. yani aslında hiçbir şeyi kötülük olsun diye yapmıyorum ama doğru bir şekilde de yapmıyorum sanırım. umarım bir miktar da olsun akıllanırım artık. 35’e vurmak üzereyim. böyle gitmemesi gerektiği kesin.

yakın zamanda astral seyahatle zaman yolculuğu hakkında bir yazı yazacağım ama şu an kafam çok dağıldı, toplamam birkaç günümü alacaktır.

çok sarsılıyorum ya, nedir bu off. bugün hiçbir şey yapamadım resmen. tüm gün ruh gibi dolaştım durdum. umarım yarın daha iyi olurum.

okuyan herkese mutlu geceler,

çocuk kalpli.

 

2 Comments Add yours

  1. Sıtkı Ç. says:

    Okuyanda dağılıyor 😀 Şu twitırda merak ettiğim nadir insanlardan birsin hayatında tecrübelerinde inanılmaz severek okuyrum ilaç gibi geliyor geceleri bazen sayfana girip yeni bir yazını kaçırmışmıyım diye bakıyorum:d geceleri yazman on numara on!!!

    Like

    1. puercorde says:

      Çok teşekkür ederim. Ben de severek yazıyorum sanırım. Geceleri bu yazıyı bekleyen bir kemik kitlem oluştuğundan, yazılarımı Türkiye’deki gece 12-1-2 saatlerine düşürmeye özellikle dikkat ediyorum. Çok mutlu ediyor beni onlar için yazmak.

      Tekrar teşekkür ediyorum,
      Sevgilerle!

      Çocuk Kalpli.

      Like

Leave a Reply to Sıtkı Ç. Cancel reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.