totally fine.

haftaya kötü başladım ama sakinleştim ikinci gün itibarı ile. her şey dün sabah işe gitmek için kurutma makinasından gömleğimi almaya çalışırken başladı. nasıl oraya girdi bilmiyorum ama bir çikolata kurutma makinesine girip erimiş tüm beyaz kıyafetlerimizi mahvetmişti. o kadar kötüydü ki eşim komik aksanı ile “allah belanı versin çocuk kalpli” diye bağırdı. ya bu ev hanımlığına giriş kursu felan yok mu bir yerlerde ahahah gitti gene canım kıyafetler. off ya. giyecek hiçbir şeyimiz kalmadı resmen. tüm beyaz gömlek ve tişörtlerimiz gitti. neyse iyi de oldu, rolon lekelerini çıkaramıyordum sararmıştı koltuk altları. hepsini cinnet anlarımda çöpe atmayı düşünmüştüm birkaç kez.

ay lanet olsun, hahaha….

bu olumsuzlukla pazartesi sendromuna çok güçlü yakalandım, bir de yetmezmiş gibi iş yerimde bilgisayara bakarken bir baktım clock in/clock out sistemi bu sefer de işten çıkarmamış cuma günü beni. allaaaah. cuma günü zaten tüm mesaimi alt katta uyuyarak geçirmiştim, şimdi insanlara kanıtla kanıtlayabiliyorsan çalıştığını. beni bu sefer gerçekten kimse görmedi. becca da çalıştı diye yalan söyleyemez. çünkü o yatırdı.

bir şekilde hallettik ama gerildik…

aslında becca’ya surat yapacaktım ama dün sabah lazarus yine bizim ofisteydi, lazarus ellerini açıp beni al hareketi yapınca, kendimi kucağımda onunla annesinin peşinde gezerken buldum. annesine kızgın olduğumu unuttum birden. bana karşı eli çok güçlü bu ufak şey yüzünden. diğer çocuğu da çok güzel ama laz bambaşka, bir bebeğin her şeyi sevilir mi, tapıyorum resmen. kucağımdayken o kadar iyi hissediyorum ki kendimi. akşam eve geldiğimde kendimi laz’ı düşünürken buluyorum bazen, becca’nın evine gidip onu yeniden görmek için bir bahane bulmaya çalışıyorum. o kadar komiğim ki dün,

“iyi akşamlar size bisküvili kek getirdim, laz nerede” diye becca’nın karşısına çıktığımda “bebek için geldin aslında di mi diyor” evet diyorum.

sana mı gelicem, çok beklersin sen beni o verdiğin cezalarla…

bir de pazar günü annemle tanıştı anneme diyor ki “türkiye’nin en sevimli sahtekarı bizimle olduğunu için çok mutluyum”

öl sen bana be…

şaka bir yana gerçek böyle değil tabi. geldiğim günden beri eşim ve ailesi dışında bana el uzatan ilk kişi o oldu. beni sevdiğini bana attığı her adımda hissediyorum, gerçekten harika biri. onunla olduğum için çok mutluyum.

aslında başka bir şey yazmak için bloğumu açtım. dün benim için önemli bir gündü. andrea’nın doğum günüydü ve ben tüm cesaretimi toplayıp yıllardan sonra ona ilk uzun metnimi gönderdim. (çocuk kalpliler her zaman geri dönerler) 2 yıldır sürekli instagram’dan öfke patlamalarını tolere ediyordum. bana kanadalı olmadığım ve bir amerikanla evlendiğim için kızgındı. aslında başka şeylere de kızgındı ama en çok buna kızgın gibiydi. metnin özeti şuydu;

“yıllarca insanlardan sevgi dilenmekten ve kendimizi anlatmaktan bıktığımızdan dolayı iki yakın arkadaş evlenmeye karar verdik. başta birbirimize hiç aşık değildik, çok iyi anlaşıyorduk sadece, evliliğin nasıl bir şey olduğunu denemek, yaşayarak görmek istedik. sonra ikimize de çok iyi geldi, çok mutlu etti bizi bu evlilik, bu yüzden hala beraberiz. birbirimize aşık mıyız hala bilmiyoruz ama aşk bizim için zaten hep farklı bir şeydi. eşim benimle evlenmek için tüm işini gücünü bırakıp türkiye’ye yerleşti ama 2 yıl sonra birikim yapmak için amerika’ya gelmeye karar verdik. türkiye’de en havalı işlerden birinde çalışıyorken kazandığım parayı şimdi burada yarı zamanlı ve çok daha basit bir işte çalışarak elde edebiliyorum, ayrıca haftasonları ve akşamları çalışıp, başka ülkelere seyahatler etmem de gerekmiyor. düşündüğün gibi değil hiçbir şey, olayın amerikayla kanadayla hiç ilgisi yok, eğer bir gün gelirsen evim bu, her zaman kapım açık”

yazdım ve evimin resmini adresi ile paylaştım. cevap gelmez sanıyordum. 5 dakika sonra sanki bu zamana kadar orada bekliyormuş gibi cevap yazdı. “hala çok kızgınım ama nerede olduğunu bilmem iyi oldu, ben de aynı nedenlerden dolayı şimdi ingiltere’de çalışıyorum, bir ev alacak kadar param olduğunda bulunduğun yere geri döneceğim belki o zaman evine de gelirim”  yazmış.

biliyordum bir kez daha görüşeceğimizi zaten. böyle olur mu bilmiyorum ama bu anı rüya günlüğüme şu satırlarla yazmıştım.

“bahçede çimleri biçerken çim biçme makinası bozuluyor ve ben tamir etmeye çalışırken elim bir nedenden dolayı kesiliyor, o sırada beyaz tişörtü ile sokağımda yürüyen andrea’yı görüyorum. onu gördüğümde çok heyecanlanıyorum ama elimi kestiğimden tam olarak sarılamıyoruz, elimdeki kan beyaz tişörtüne bulaşacak diye korkuyorum”

neyse en azından instagram hikayelerimi artık rahat bırakır diye düşünüyorum. bir miktar da olsa kızgınlığı geçti gibi hissediyorum.

bazen rüyalarımı anneme anlatıyorum, böyle şeyler biraz genetik de galiba o da sürekli böyle rüyalar görüyor bana dün “ben de rahmetli anneanneni gördüm, evinden aldığım kirayı sokak köpeklerine mama almak için kullandığımdan dolayı bana kızıyordu” dedi. anneannem köpekleri hiç sevmezdi, annemin rüyasına girip kızmış ona. gülmekten yerlere yattım. anneannemin evini satmadılar annemler, oradan aldıkları kirayı tüm kardeşler bölüşüyorlar ve ihtiyaçları olmadıkları için hayır işlerinde kullanıyorlar. tabi aralarından sadece annem köpeklere mama alıyor veya onların veteriner masraflarını karşılıyor. anneannem rüyada kıyameti koparmış.

hep diyorum ya, aslında rüyalar hayattan daha gerçekler diye. o sanırım.

okuyan herkese mutlu geceler,

çocuk kalpli.

 

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.