lazarus.

öncelikle uyumayan, çocuk kalpli bir yazı sallasa da okusam belki uykum gelir diyen herkese merhaba. işte geliyor yine yazınız… (az sonra paylaşacaklarım +18’dir, yaşı tutmayan varsa lütfen çıksın gitsin. küfür felan da yazasım var zaten bugün)

amerika’da yaşamak her sabah uyandığınızda türkiye’den sürpriz bir mesaj almanız demek. bu sabah bir arkadaşımın “şikago’da toplantım var pazartesi, ben cuma’dan geliyorum. yakınsın sanırım, gelir misin haftasonuna gezeriz?” mesajına uyandım.

arkadaşım dedim ama o aslında benim ilk erkek arkadaşım. ilk defa tuttuğum el. her şeyin ilki. her şey ne güzel başlamıştı halbuki, 6 kasım 2002 tarihine kadar ne çok seviyordum onu. şimdiki gibi kilolu biri değildi, saçları da dökülmemişti. (bu arada kilolu insanlardan aslında çok hoşlanırım, kilolu ve elleri güzel insana direk taparım hatta. ama o çok değişti, o anlamda yazdım) öyle çok uzun sürmemişti ama hergünü başka güzeldi. 2-3 aylık bir ilişkiden sonra ne yazık ki fenerbahçe – galatasaray maçının oynandığı gün bitti. nedenine gelince, fenerbahçeliydi ve ben 6-0’lık skora ağlarken benimle dalga geçmişti. telefondaki sesi hala kulaklarımda “say bakalım çocuk kalpli, 1, 2, 3, 4, 5, 6”

a.k. çocuğu dedim ve bastım kıçına tekmeyi tabiki. benim hayatımda başkaları oldu, onun da bir kız arkadaşı vardı ama kız arkadaşını alıp yine benim yanıma geliyordu. ayrıldık ama sonsuza kadar sevgili kaldık sanki biz bununla.

farklı şehirlerde üniversitelere de gitsek her zaman görüştük. sürekli birbirimizi aradık. birbirimizle maçlar üzerinden dalga geçip, bir kaç blokeli silmeli sonra yine eklemeli kavgalarımız da oldu. ama büyüdükçe birbirimize olan sevgimiz hep arttı. tuhaf biri olduğumu biliyordu, ona yaşadığım ilişkileri, hayatımdaki özel kişileri anlatıyordum. ama bu sohbetlerin sonunu “biz en sonunda seninle evleneceğiz zaten, benim olacaksın takma kimseyi boşver” diyerek bitiriyordu. şaka yaptığını düşünüyordum başlarda, çünkü her buluşmamızda bunun üzerinden espriler yapıyordu “bugün bir damatlık beğendim, yazın evlenelim mi sıcakta güzel durur üzerimde – itü’nün havuzbaşında bir arkadaşım evlendi bugün, bence biz de orada evlenelim” gibi.

gülüp geçiyordum. komikti. sonra birgün benimle konuşmak istediği bir şey olduğunu söyledi. taksim’de bir bara gidip muhabbet etmeye başladık. bana biri ile tanıştığını ve aşık olduğunu söyledi. “senin adına çok sevindim, sorun ne bu çok güzel haber” dedim. “sorun tam olarak bu işte” dedi. “ben seninle evlenmek istiyorum” diye sonlandırdı.

“saçmalama lütfen, git ne güzel aşık olmuşsun onunla evlen, ben sana onun verdiklerini veremem durumum ortada yani” dedim. sonra moralimiz bozuldu kalktık oturduğumuz yerden yürüyoruz, bir an durdu bana doğru yakınlaştı, sarılacak zannettim. öptü. o sırada kalbim öyle hızlı atıyordu ki, hissedip geri çekildi.

çok korkmuştum. bir şey diyememiş, onu itememiştim, kaderime razı gelmiştim ama 5 saniye süren bu öpücük sırasında ödüm kopmuştu.

bana “o da senin verdiklerini veremez, beni sanki hiçkimseyle öpüşmemiş gibi öptün, benim buna ihtiyacım var” dedi.

inanamayacaksın ama hiçkimseyle öpüşmedim zaten diyemedim tabi. (ama doğru olan buydu) neyse burada kapandı bu konu. birkaç hafta sonra ailemin yaşadığı şehirdeydim. bir otelde sabahları erken kalkıp spor yapıyorum, önce koşu bandında koşuyorum sonra yüzüyorum, duşumu alıp güne öyle başlıyorum. bunun lisedeki kız arkadaşı o otelde çalışıyor. görüyorum hep ama görmemezlikten geliyorum. bir gün bir baktım saçlarımı kuruturken bana bakıyor, merhaba tuğçe’ydi sanırım değil mi dedim? lan nereden dedim. kız bir anda üzerime koşarcasına gelip (ay sinir geldi yazamıyorum şimdi elim ayağım boşaldı gene bak) dudaklarıma yapıştı. bana mı öyle geldi bilmiyorum ama 3 hafta önce öpüldüğüm bu kadar uzun değildi sanki. kalakaldım ve ben öyle kaldıkça devam etti. gözlerimin dolduğunu bir şeyler söylemek istediğimi ama yapamadığımı sadece çantamı alıp çıkıp gittiğimi hatırlıyorum. sonra arabaya binip annemi aradım, anne tansiyonum düştü otele gelip beni alır mısın diye. annem geldi, beni görünce çıldırdı başladı azarlamaya “şuna bak yüzün gözün bembeyaz kaç kere dedim sana adam gibi kahvaltı yapmadan spora gitme” diye. aldı beni eve götürdü, ıspanak yemeği vardı önceki akşamdan onu ısıttı kaşıkla bana yedirmeye çalışıyor.

bir saat önce bir kız tarafından duvara yapıştırılmışım, 3 hafta önce de sevgilisi taksim’de aklımı almış. bunları düşünürken bir de sabahın köründe alakasız bir şekilde ıspanak yemeği yiyorum.

dedim s.kerim. ben gidiyorum bu ülkeden. o yıllarda amerika’da konuştuğum bir gay arkadaşım var. yıllardır bana gel amerika’ya evlenelim senin green card’ın, benim de özel hayatımı gizleyebilecek bir evliliğim olur, sen vatandaş olunca boşanırız, diyordu. (benim gibi biri olmak her zaman çevrenizde bu tiplerin olması demek yani o kadar üzücü ki aslında, normali size aşık, aseksüel olduğunuzu kabul etmiyor sizinle sevişmek istiyor, eşcinselin dişisi eşcinsel olduğunuzu düşünüyor, sadece eşcinselin erkeği size inanıyor o da yalandan evlenmek istiyor) bu yaşadığım şeylerin üzerine tamam dedim ben geliyorum. o an tüm insanların beni eşcinsel olarak tanımladığı gibi kötü bir obsesyona kapıldım, yani o kızın beni gelip öpmesini kendime başka türlü açıklayamıyordum. daha önce de birkaç kızdan saçma sapan teklifler almıştım ama hiç üzerime alınmamıştım. bu sefer alındım. benimle evlenmek isteyen gay arkadaşım da aslında detroit’te yaşıyor, michigan resmen kaderimmiş benim bu arada. atladım geldim amerika’ya. o arkadaşımın erkek arkadaşı ile tanıştım. sonra düşündüm taşındım bir green card için ben bu günahın ortağı olamam. bir eşcinselden kaçarken diğerinin peşine takılmak akıl işi değil. ben bu işin normalini dahi kaldıramazken, çok fazla bu hayatlar bana. 2014 haziran ayında tekrar geri döndüm türkiye’ye.

2014 ikinci yarı – 2015 yok bende buralar boş. direk 2016’dan devam ediyorum.

beni ilk öpen kişi, kız arkadaşı ile evlenmeye karar verdi. bunu bana söylediğinde, ben de evlenmeye karar verdim dedim. duyunca yine şaka ile karışık ben buna hazır değilim dedi. güldük felan ama bir akşam gene mesaj attı, madem gözün evlilikteydi benimle neden evlenmedin diye. böyle olunca kimseyle paylaşmadığım gerçeği ona söyledim, eşimin de benim gibi aseksüel olduğunu öğrendi. kabul eder yoluna gider sandım, ay gene gitmedi. hatta daha çok görüşür olduk.

en son bir yıl önce isviçre’de buluştuk, ikimizin de yurtdışı toplantısı aynı ülkede kesişti. aslında arada 3 saatlik yol vardı ama o ne yaptı ne etti kesiştirdi bir şekilde. çünkü ben iki hafta sonra amerika’ya taşınıyordum. çok komikti o gün, çok iyi bir restorana götürdü beni ama menüdeki şeyler o kadar salakçaydı ki, bir kamyon dolusu para verip aç kaldık. hani böyle fotoğraf atmalık ama aç kalmalık restoranlar vardır ya, onlardandı. ama nolur tek kare çekmeyelim bir yere koymayalım, eşim beni öldürür dedi. eşine beni mi anlatıyorsun dedim. evet bazen dedi.

anlatma işte! diyecek gibi oldum. demedim ama eşinin de eski kız arkadaşı gibi bana aşık olması birkaç saniyeliğine de olsa tedirgin etti beni ahahah.

işte şimdi yine yeniden geliyor cuma günü. mesajı alır almaz hem eşime hem becca’ya yazdım, ikisine aynı anda yazmamın nedeni birine diğeri benim için iyi olacağını düşünüyor diyip ikisine de ikna etmekti. (yakında kartvizit bastıracağım çocukkalpli – her türlü sahtekarlık, alavere dalavere, yalan, hile hurda hizmetleri diye) eşime arkadaşımı görmenin biraz bahane olup kendime güvenim gelsin diye bu seyahate ihtiyacım olduğunu ve becca’nın da bunu desteklediğini söyledim. becca’ya da eşim destekliyor şikago’ya gitmem gerek, türkiye’den bir arkadaşım geliyor, cuma günü çalışmasam olur mu? yazdım. yani bu ikili yalan bir yerde tabiki patlayacak ama şu aralar çok işime yarıyor, gidebildiği yere kadar gitsin hehe.

onay aldım böyle olunca. eşim arabayla gitme, trenle uyuya uyuya git dedi sadece. becca tamam ama kendine dikkat et daha yeni kendini toparlıyorsun sana bir şey olursa çok üzülürüm, benim tanrı ile aramı bozma yazmış.

ben de o sırada oğlu lazarus’la oynuyordum. içimden, asıl sen kendine dikkat et, sana bir şey olursa bu kucağımdaki şeyle biz mahvoluruz dedim.

lütfen gittiği gibi dönsün bir an önce.

okuyan herkese mutlu geceler,

çocuk kalpli.

4 Comments Add yours

    1. puercorde says:

      Teşekkür ederim. Sevgilerle 🧸

      Liked by 1 person

      1. puercorde says:

        Peki, puercorde23@gmail.com adresine sorularınızı yazın, ben de en kısa zamanda cevaplamaya çalışayım. Sevgilerle.

        Liked by 1 person

Leave a Reply to kelimelerin yüzü Cancel reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.