true believer. (april 22)

çok uzun bir gün oldu. çok fazla duyguyu içinde barındıran. uzun bir yazı olabilir bu, uykusu kaçanlar doluşsun hehe.

aslında güne sabah iyi haberlerle başladım. 1 aylık çabalarımızın sonuç vermeye başladığını gördük eeg’lerimde. hala sıkıntı var ama 1 ay öncekine göre nerdeyse yok denecek kadar az. ilaçlarıma düzenli uyku, düzenli iş, spor ve kafeinsiz alkolsüz hayatı ekleyince tahminimizden çok daha önce sonuca gittik. ben bunun böyle olduğunu biliyordum zaten, geçen haftaki maç çok ekstrem bir olaydı. yine de maç izlemeni istemiyorum dedi doktor, lütfen beni üzmeyin şampiyonluk serisini izlemem lazım mutlaka benzo dışında bir şey olmalı dedim (benzo satın alamaz listesindeyim). evet var, urgent care’de dosyan açık ihtiyacın olduğunda gelip sakinleştirici olabileceksin dedi. kıçım kırıldı doktor bey, iğne felan istemiyorum ben hap map yok mu diyecek oldum, yüzüm düşmüş olacak ki tamam haloperidol yazıyorum, izlemeden önce içeceğine damlatırsın dedi. bir an hatırlayamadım haloperidol neydi, sonra beynimde şimşekler çaktı. nörodol! hayır. ama hayır desem maç izleyemeyeceğim. tamam öyle yaparım dedim kabul ettim.

dünyanın en kötü ilacıdır. sakinleştirir, hatta diğer sakinleştiricilere göre çok daha hızlıdır ama kişiye felç indirir. elinizi, ayağınızı oynatamazsınız. benzolar gibi ertesi gün uyandığınızda hafıza ve his kaybına yol açar. modeme reset atmak gibidir. reset attıktan sonra bağlantının yeniden gelmesini beklersiniz. o ara bir kopma olur.

daha önce kullandım, 15 dakikada kaslara etki ediyor. 30 dakika’dan sonra da uyutuyor. çok realistik görünmedi bana. maç 90 dakika hatta 2 saat. gidip eczaneden alacağım televizyon başına oturabilmek için ama kullanmam kesinlikle, kötü bir şey olursa yine fenalaşıp hastanelik olmayı tercih ederim.

insanların değerini gidince anlamak gibi salakça bir huyum var benim. geçen hafta içimden gizli gizli dua ediyordum, bir an önce pazartesi olsun da gitsin senegal’e kurtulayım becca’dan, oturup rahat rahat yıllık planımı yazarım tek başıma diye. ama bugün onu ofiste elinde valizi ile gördüğümde içimi büyük bir hüzün kapladı birden. belki dün sri lanka olaylarının etkisinde kaldım, yatmadan önce onları okumuştum. bir türkseniz asla böyle şeylerden korkmazsınız ama bir amerikan’sanız arap ülkelerinde ve afrika kıtasında başınıza her şey gelebilir. özellikle bir kilisenin lideriyseniz bir yerlere konferans vermeye gidiyorsanız. bunlar aklıma geldiğinde istemsizce ona sarılırken buldum kendimi. bir iki kere acı bir şekilde tecrübe ettikten sonra en sevdiklerime sıkıca sarılmayı öğrendim ben. çünkü ne zaman son, asla bilemiyorsunuz.

ben sarılınca endişelendi çünkü ona daha önce hiç böyle sarılmamıştım. nerdeyse gözlerim dolacaktı. o an birisi araya girip ikimizin de dikkatini dağıttı. sonra görüşürüz dedim ve arkamı dönüp gittim. içine dert olmuş olacak ki mesaj attı. o da farketmiş sarılışımı, bana daha önce hiç böyle sarılmamıştın, iyi misin yazmış. daha önce böyle sarılmadığım için özür diledim. ya da böyle anlatmayayım, direk mesajlaşmanın ekran görüntüsünü koyayım. çünkü hepten delirdiğimi düşüneceksiniz.

IMG_1294

zaman mı demiş? hatta 2 kere mi yazmış? ve bu mesajı bana veren diğer kişiler de becca ile aynı işi mi yapıyor?

özetle aynı mesaj gelmeye devam ediyor. dün akşam birisi kimliğimi paylaşmadığım için ilk önce beni korkaklıkla sonra geçirdiğim rahatsızlığım üzerinden sınadı. sence ben bunları gerçek kimliğimle yazabilir miyim? polise twitter üzerinden göndereceğin tek mesaja bakar tutuklanarak akıl hastanesine konmam. türkçe yazmam hiçbir şey değiştirmez, onlar bir yolunu bulur her şeyi okurlar. dün akşam hissettirdiklerim için özür dilerim ama ben de blog ekran görüntülerim alındıktan sonra “inşallah epilepsi krizinde ölür geberir bu gerizekalı” gibi bir cümle kurulmasına kırgınım sanırım. futbol konuysa ben de senin kadar kötü biriyim, senin kadar fanatiğim hatta kadın olmama rağmen küfür bile ediyorum bazen. ama ben hayatımın %99’unda bu kimliğimle öne çıkmıyorum. hele ki bloğumda asla insanları küçük düşürücü veya kırıcı şeyler yazmıyorum. burada kimseye anlatamadıklarımı yazıyorum. zor bir hayatım var. yaşaması kolay değil. yazarak biraz da olsun rahatlıyorum burada. bunu elimden almayın lütfen. buranın galatasaray ile ilgisi yok.

ben epilepsi krizleri geçirmeden önce de böyle şeyler yaşıyordum, yani epilepsinin yarattığı bir hayal dünyası olmadı. sadece şunu söyleyebilirim, birkaç açamadığım kapı vardı, onlar kapalıydı, bu krizlerden sonra onlar da açıldı. rüyamda geçmişe gidemiyordum, artık gidiyorum. gerçek hayatta eskiden hayvanlarla konuşmaya çalışırdım ama emin olamazdım, şimdi beni duyabildiklerini biliyorum. sincapıma birkaç gün önce içimden kardeşlerini de getirsen keşke hepinize yetecek kadar ekmek alabilirim demiştim. ertesi gün 2 küçük kardeşi ile birlikte geldi. sadece bu da değil, daha paylaşmak istemediğim çok daha iyileri var hayatımda ama paylaşarak bir miktar da olsa kibire kapılmak ve onlar üzerinden olumsuz bir enerji almak istemiyorum. zaten kulağa yeterince deli geldiğimin de farkındayım.

neyse konu çok dağıldı. aslında bunu paylaşma sebebim biraz da olsa size, “inandığınız şeylere sıkıca sarılın hayat sizinle onlar üzerinden iletişime giderek yardım edecek” diyebilmekti. gerçek inanan olmak ümidin hiç kalmadığı yerde son nefesini verene kadar savaşmak ve umudunu ne olursa olsun yitirmemek demek gerçekten. buna inanırsanız, inandıklarınız da size inanır. ben buna eminim artık.

becca’yı senegal’e yolculuktan sonra ona söz verdiğim gibi büyük kızını ispanyolca kursundan almaya gittim. hergün işten sonra onu almaya gidip anneannesinin evine bırakacağım. bu arada jubilee 6 yaşında, henüz ilkokula başlamadı ama özel bir ilkokula burs kazandığı için şu an ispanyolca öğreniyor. okulun eğitim dili ispanyolca. onu görünce ben de başlasam mı diyorum. insan utanıyor kendinden sadece ingilizce bildiği için. 6 yaşındaki çocuk dil öğreniyor burada. ayrıca hispanikler için yaptığımız etkinliklerde tek kelime ingilizce bilmemeleri yüzünden çok zorlanıyorum. bir insan amerika’da doğup nasıl ingilizce bilmez ya. bu arada hispanik yazdım ama nasıl ifade edeceğimi bilmediğimden, kahverengi desem anlamazdınız. kendilerine brown(kahverengi) denmesini istiyorlar. sevmiyorlar bu hispanik lafını.

jubilee’yi anneannesinin evine bıraktım o arada kardeşini de mıncıkladım. annesinden ayrıldığından beri ağlıyormuş. nasıl dayanacak 10 gün bilmiyorum. üstelik babası da son anda karar verip annesi ile gitti. göze alamadı yalnız göndermeyi. ben elimden geldiğince becca’nın yokluğunda çocuklarla olacağım. umarım elimden gelenin en iyisini yaparım. annelerini de seviyorum ama çocuk bambaşka bir şey. sevdiğin birinin çocuğu sevdiğin kişiden daha çok seviliyor.

aslında hayallerim başkaydı. bu yaşadıklarımı en sevdiğim dediğim kişinin çocukları ile yaşamalıydım. benim sevgim hiçbir zaman yıkıp yokeden, sadece ben diyen sevgilerden olmadı. en sevdiği olmak gibi bir hayalim asla yoktu zaten, arkadaşları içinde ilk 5’in içine girsem o bile yetecekti bana. her zaman hayatında onu taşıyabilecek bir adamla evlenmesini ve çocuklarının olmasını istedim. o ankara’da yaşayacaktı ben de bu şehre birkaç saatte uzak olan evimden onun yanına gidip haftasonu çocukları ile oynayacaktım. onlara oyuncaklar alacaktım. onun çocuklarını sinemaya götürecektim. onun çocukları ile playstation oynayacaktım.

olmadı.

çünkü zamanı gelince olacak. gerçek inananlardan olacağım ve buna inancımı asla kaybetmeyeceğim. bu dünyada olmasa bile öteki dünyada. asla vazgeçmeyeceğim. asla unutmayacağım. asla bırakmayacağım. hep bekleyeceğim.

okuyan herkese mutlu rüyalar, iyi geceler. benim günüm güzeldi ama sizin gününüz yarın daha güzel olsun. nolur yarın siz de benim gibi biraz çocuk kalpli olun. (23 nisan)

sevgilerle

çocuk kalpli.

 

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.